NEML SURESİ / 15-44 AYET MEALLERİ

Mushaf İncele

NEML SURESİ 

15-44 AYET MEALLERİ

Aşağıdaki çevirilere nasıl ulaşıldığı ile ilgili açıklamalara; 45 dosya halinde ele alınmış ve yayınlanmış olan SÜLEYMAN / ZELKARNEYN dosyalarından ulaşabilirsiniz.

Bismillahirrahmanirrahim;

Neml 27/15

وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا ۖ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ

Andolsun ki Davud’a ve Süleyman’a bir ilim vermiştik. (İkisi de) “O hamd sadece, çok olmasına rağmen mü’min kullarından bizi tercih eden Allah içindir” dediler.    

Neml 27/16

وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ ۖ وَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

Ardından Süleyman Davut’a mirasçı oldu. “Ey insanlar Tayr (uçabilen şeytanlar)’ın mıntıkasına bildirildik ve bize şeylerin tamamından sadece bir kısmı verildi. Hiç kuşkusuz buydu O’nun (daha önceden) beyan edilmiş (duyurulmuş) o tercihi” dedi

Neml 27/17

وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

Cin’den, İns’den ve Tayr (uçabilen şeytanlar)’dan olan onun askerleri, Süleyman için toplatılmış, ardından onlar (görevlerine) sevk edileceklerdi.

Neml 27/18

حَتَّىٰ إِذَا أَتَوْا عَلَىٰ وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

En sonunda (Süleyman’ın emrine verilen) o maharetlilerin vadisine vardıklarında bile (liderleri olan) maharetli kişi “Ey (görevlendirilen) maharetli kişiler! Yerleştirildiğiniz görevlerinize dahil olun (başlayın). Süleyman ve askerleri kesinlikle sert davranıp sizi ezmeyecekler ve onlar asla duygusal davranmayacaklar!” diyordu. 

Neml 27/19

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

Onun (maharetli dişi liderin) inancından dolayı çok şaşıran Süleyman, güçlükle sevinebildi ve “Rabbim senin o tahsisatının gereğini yerine getirmem için – ki bana ve iki validime tahsis ettiğin (tahsisat)’da işte oydu – ve ondan razı olacağın bir Salih olarak çalışmam için beni yönlendir, böylece sende rahmetinle o Salih kullarının arasına beni de dahil et.

Neml 27/20

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ

(Süleyman) Gözden kaybettiği o tayrı soruşturdu. Ne oldu bana da Hüdhüd’ü göremiyorum, yoksa (o da) gaiblerden (görünmeyenlerden) biri mi oldu. 

Neml 27/21

لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

“Kesinlikle ona çetin bir azap ile azap ettireceğim yani onu oldukça zora sokacağım veya kesinlikle bana (gaiblerden olma sebebini açıklayan) beyan edilmiş açık bir yetki getirecek. 

Neml 27/22

فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ

“Ardından (Süleyman) uzak olmayan bir yerde (onun) gelmesini bekledi. Hemen sonra da (Hüdhüd geldi ve): Şöyle dedi; “Senin ona kavratamadığın şeyi ben (ona) kavrattım ve Sebe’den endişelerini giderecek (beklediğin) kesinlikle doğru (yalan olmayan) bir haberi sana getirdim. 

Neml 27/23

إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

Kesinlikle ben (uzak yolculuk yapanlara) çok kızdım, (müennes) bir kişi onları yönlendiriyor. (İstediğin) şeylerin hepsinden (ona) verdirtilmiş amaonun da zorlu bir yöneteni var”

Neml 27/24

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ

“Ona ve kavmine çok kızdım (çünkü) Allah’tan önce o dik başlı için emre amade oluyorlar ve şeytan (bana değil) onlara yaptıklarını aşırı güzel gösterdikten sonra onları yoldan çevirdi. Artık onlar zorla kılavuzluk yapmazlar. 

Neml 27/25

أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

“Sadece Allah için emre amade olsalar ya!” ki zaten O, göklerde ve yerde de (olsa) o gizleneni (saklandığı yerden) çıkarır ve (söylemeyerek) örtbas ettiğinizi de (söyleyerek) açığa vuracağınızı da bilir.

Neml 27/26

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ 

O zorlu yönetenin rabbi de kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.

Neml 27/27

قَالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ

(Süleyman) Şöyle dedi: “(Gönderdiğim haberi) Doğru mu aktardın yoksa (sende) o yalancılardan biri mi oldun göreceğiz.

Neml 27/28

اذْهَبْ بِكِتَابِي هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

Bu ilkelerim ile (kitabım ile) git ve onu hepsine ilettir. Sonra onlara dostluk göster de bak bakalım ne ricada bulunacaklar. 

Neml 27/29

قَالَتْ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ

(Müennes kişi) Şöyle dedi; “Ey ileri gelenler! Hiç kuşkusuz bana rezil etmeyen ilkeler ulaştırıldı.”

Neml 27/30

إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

“Hiç şüphesiz ki o Süleyman’dandır ve hiç şüphesiz o Er-Rahman, Er-Rahim Allah namınadır.

Neml 27/31

أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

Haydi benim huzurumda ortaya çıkın da ardından (görevlerinizi) Müslimler olarak yerine getirin. 

Neml 27/32

قَالَتْ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ

“Ey ileri gelenler! Siz şahit oluncaya kadar hiçbir işe karşı çıkan olmadım, şimdi içinde bulunduğum durumum hakkında bana bağlayıcı görüşlerinizi bildirin

Neml 27/33

قَالُوا نَحْنُ أُولُو قُوَّةٍ وَأُولُو بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ

Dediler ki: “Biz kuvvet sahiyiz dahası çok şiddetli cesaret sahibi kimseleriz” ve (bahsettiğin) durum seni bağlar, bundan sonrasında ne önlem alacağını kendin düşün.”

Neml 27/34

قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

(Müennes kişi) Şöyle dedi: “Hiç şüpheniz olmasın ki; o egemenler bir karyeye müdahale ettikleri zaman, (bilin ki) o karyeyi (topluluğu bağlayan değerler sistemini) hükümsüz kılmışlardır ve en değerli kural belirleyicilerini en rezil hale sokmuşlardır (demektir). Ve (onlar da) kesinlikle böyle yapacaklardır.

Neml 27/35

وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ

“Hiç şüpheniz olmasın ki; (size rağmen) sadece ben onlara (onun yerine başka) kılavuzluğa mensup birinin göndericisi ardından gönderilenlerin ne ile döneceklerinin bekleyicisiyim.” 

Neml 27/36

فَلَمَّا جَاءَ سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتَاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

Nihayet (elçiler hediye ile) Süleyman’a geldiğinde, (Süleyman) şöyle dedi: “Siz sevdiğiniz birine zaman mı (uzattırıyorsunuz) kazandırıyorsunuz. Lakin Allah’ın bana verdirdiği sizin bana getirdiğiniz şeyden daha iyidir. Hayır öyle olmaz, sizler iyi kılavuzlarsınız diye çok şımarıyorsunuz.

Neml 27/37

ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

“Onlara dön, artık bundan sonra elbette ki onlara (meydan okuyanlara) askerlerle geleceğiz lakin onlar (askerler) ona (müennes kişiye) yönelik değillerdir. Aslında onlar (meydan okuyanlar) zaten aşağılıktırlar ama kesinlikle biz onları daha zelil bir şekilde oradan çıkaracağız. 

Neml 27/38

قَالَ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

(Onlar gittikten sonra Süleyman) “Ey ileri gelenler! Hanginiz (onlar) Müslimler olarak bana gelmeden önce, onun (müennes kişinin) yönlendirenini bana getirebilir. 

Neml 27/39

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ ۖ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ

Cinlerden (ona) akranlığı olan biri, “ben, sen henüz konumundan kaynaklanan yetkilerini uygulamaya başlamadan önce onu sana getirim. Hiç şüphesiz benim onun üzerinde kesinlikle güvenilir bir gücüm (etkinliğim) var” dedi.

Neml 27/40

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ ۖ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ

Onun (Süleyman’ın) huzurunda o ilkelerden dolayı bir bilinci olan o (maharetli) kişi de şunu dedi. “Ben onu (arşı) tarafının (senin yandaşının) sana gittiği gibi (yine eli boş) geri dönmesinden önce getiririm. Ne zaman ki (her şey onun dediği doğrultuda gerçekleşti) onu hükmünün altında gördü. “Bu, karşılığını verecek miyim veya görmezden gelecek miyim diye beni sınaması için Rabbimin tercihindendir. Kim karşılığını tam verirse sadece kendisi için karşılık verir ama kim de görmezden gelirse şurası kesindir ki benim Rabbim Ğaniyyun ve Kerimun’dur.

Neml 27/41

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ أَتَهْتَدِي أَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ

(Süleyman), Onun yönlendirenini onun için hoşa gitmeyecek şekle sokun da görelim bakalım, (o müennes kişi) doğruya yönelecek mi yoksa o da doğruya yönelmiyor olanlardan (kavminden) birisi mi olacak.

Neml 27/42

فَلَمَّا جَاءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ ۖ قَالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ ۚ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ

(Beklendiği gibi) Nihayet (o müennes kişi) geldiğinde, “senin egemenin (özellikleri) böyle (böyle) miydi” denildi. (Müennes kişi) Hiç şüphesiz ki o, onun gibidir ama zaten (onun hakkındaki) bu bilgi bize verilmişti ve bizde gönüllü boyun eğiciler olmuştuk” diye cevapladı.

Neml 27/43

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ ۖ إِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرِينَ

(Daha en başında) Onu yoldan döndüren şey, Allah’tan önce başkasına kulluk ediyor olmasıydı. Çünkü o kafirlerden oluşmuş kavmin bir ferdiydi.

Neml 27/44

قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ ۖ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا ۚ قَالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ ۗ قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ona (müennes kişiye) “görünür olarak görevine başla” diye emredildi. Nihayet (kendisine emredildiği gibi görünür olup da) onu gördüğünde, ısrar ve hınçla ona (yaptıklarının) hesabını sordu ve ardından iki yönlendiricisi hakkında açıklamalarda bulundu. (Süleyman) “hiç şüphen olmasın ki o, meşru kararlara katıksız isyan halinde olan biridir” dedi. (Müennes kişi ise) “Rabbim! hiç kuşkusuz ki ben kendimi yanlış konumlandırmışım artık sadece Alemlerin Rabbi Allah için Süleyman’ın yardımına gönüllü boyun eğdim” dedi.

Ramazan DEMİR

10 yorum

  1. Selam Ramazan abi. Neml 16’da “kuşların mıntıkasına bildirildik” kısmını bilerek mi “kuşların”
    şeklinde verdin abi ?

    Neml 27/16

    وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ ۖ وَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

    Ardından Süleyman Davut’a mirasçı oldu. “Ey insanlar KUŞLARIN MINTIKASINA BİLDİRİLDİK ve bize şeylerin tamamından sadece bir kısmı verildi. Hiç kuşkusuz buydu O’nun (daha önceden) beyan edilmiş (duyurulmuş) o tercihi” dedi

  2. 43üncü Dosya yüüklenmemiş mi. 42 den 44 e atlanmış görünüyor

    SÜLEYMAN (as) ve ZULKARNEYN -44- SIRÇA KÖŞK
    SÜLEYMAN (as) ve ZULKARNEYN -43- ????????????- -YOK- -???????????
    SÜLEYMAN (as) ve ZULKARNEYN -42- GÖZ KIRPMAK

  3. Ramazan abi, Mustafa bey ve emeği gecen tüm arkadaşlardan Allah razı olsun.
    Abi özellikle ((Nirengi ”52 salat ve teslimiyet”)) için ayrıca teşekkür ediyorum.((kişisel olarak çok takıldığım ve genelde konuşmalarda iş dönüp dolaşıp ”tamam o zaman namaz vakitleri nerede onu göster bakalım”a geliyor, ve kendi bilgisizliğimden susmak zorunda kalıyorum.))
    Abi birde (kesinlikle cevap verip programınızı bozmayın :)) diğer kitapların tahrip olması ve Allah cc onları muhafaza etmemesinin hikmeti konusunda bir yazınız var mıydı :).
    Hayırlı Cumalar güzel insanlar.

  4. “sizler iyi kılavuzlarsınız diye çok şımarıyorsunuz” mealiniz ve kısayı “kaçak kılavuzlar” bahsi üzerine temellendirmeniz; aklıma yüzükler efendisi serisindeki kılavuzluk yapan o ucube Gollum’u getirdi

    Allah ilmini arttırsın mesaini bereketlendirsin Ramazan Bey.

  5. Güneşe tapmak 27/24. Nihayet doğru yanlış anlam vermek çabasında olan bir çevirmene rastladık. Güneşe tapmak ne demek… Dik başlı kavramı neye dayanıyor abi.

  6. اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ
    İnnî vecedtu-mraeten temlikuhum veûtiyet min kulli şey-in velehâ ‘arşun ‘azîm(un)
    neml 23 ayetteki arlun azim hükümdarlık değil mi
    nitekim neml 26 ayette Allah ile aynı özellik atfedilmiş
    اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
    (A)llâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-l’azîm(i)

    Bu nu neden söyledim en’am suresi 101 ayetten geldim
    بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Bedî’u-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ennâ yekûnu lehu veledun velem tekun lehu sâhibe(tun)(s) veḣaleka kulle şey-/(in)(s) vehuve bikulli şey-in ‘alîm(un)
    burada bir kelimesi var
    Sahibetun: صَاحِبَةً
    bu kelimenin anlamını ararken aynı kelimenin keyf suresi 37 ayette geçtiğini gördüm
    قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ
    Kâle lehu sâhibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke raculâ(n)
    Sahibuhu: صَاحِبُهُ
    bu kelimenin karşılığı صَاحِبُهُ =raculen kehf suresi 32 ayet
    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ
    Vadrib lehum meśelen raculeyni ce’alnâ li-ehadihimâ cenneteyni min a’nâbin ve hafefnâhumâ binaḣlin vece’alnâ beynehumâ zer’â(n)

    Eğer “raculen” kelimesi Kuran’da Allah’ın “eşi” anlamındaki aynı kelime ile anılıp yazılıyorsa ve Allah da buna sahip olmayıp onun karşısında yer alıyorsa; Allah’ın durumu “raculen” kelimesi ile zıt bir konumdadır diyebiliriz.
    kehf suresi 43
    وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ
    Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûni(A)llâhi vemâ kâne muntasirâ(n)

    bu ifadedeki “sahibetun” kelimesinden önceki “ve olmamıştır onun” ifadesinin Arapçası şu şekildedir;
    ve lem tekun lehu: وَلَمْ تَكُنْ لَهُ
    “sahibetun” kelimesinin öncesinde geçen “ve lem tekun lehu” yukarıdaki ayetlerden sadece doğrudan Allah’ı değil de bir başkasına hitaben geçiyor bu kişi kim?
    Kehf Suresi’nin 32. ayetindeki konuşan “iki erkek (raculeyni رَجُلَيْنِ )
    bu kelimenin zıt anlamlısıda bakara suresi 282 ayette geçiyor
    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔاۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهًا اَوْ ضَع۪يفًا اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يرًا اَوْ كَب۪يرًا اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû iżâ tedâyentum bideynin ilâ ecelin musemmen fektubûh(u)(c) velyektub beynekum kâtibun bil’adl(i)(c) velâ ye/be kâtibun en yektube kemâ ‘allemehu(A)llâh(u)(c) felyektub velyumlili-lleżî ‘aleyhi-lhakku velyetteki(A)llâhe rabbehu velâ yebḣas minhu şey-â(en)(c) fe-in kâne-lleżî ‘aleyhi-lhakku sefîhen ev da’îfen ev lâ yestatî’u en yumille huve felyumlil veliyyuhu bil’adl(i)(c) vesteşhidû şehîdeyni min ricâlikum(s) fe-in lem yekûnâ raculeyni feraculun vemraetâni mimmen terdavne mine-şşuhedâ-i en tedille ihdâhumâ fetużekkira ihdâhume-l-uḣrâ(c) velâ ye/be-şşuhedâu iżâ mâ du’û(c) velâ tes-emû en tektubûhu saġîran ev kebîran ilâ ecelih(i)(c) żâlikum aksetu ‘inda(A)llâhi veakvemu lişşehâdeti ve ednâ ellâ tertâbû(s) illâ en tekûne ticâraten hâdiraten tudîrûnehâ beynekum feleyse ‘aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ(k) ve eşhidû iżâ tebâya’tum(c) velâ yudârra kâtibun velâ şehîd(un)(c) ve-in tef’alû fe-innehu fusûkun bikum(k) vettekû(A)llâh(e)(s) veyu’allimukumu(A)llâh(u)(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)

    Allah’la anılan “sahibetun (eş)” başka Kehf Suresindeki “sahibetun (arkadaş) başka ise; Allah ile anılan “sahibetun” kelimesinin öncesindeki ifadeler bizi neden yine Kehf Suresi’ndeki aynı ayetlere götürüyor?
    Soru şu en’am suresi 101 ayetteki
    بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Bedî’u-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ennâ yekûnu lehu veledun velem tekun lehu sâhibe(tun)(s) veḣaleka kulle şey-/(in)(s) vehuve bikulli şey-in ‘alîm(un)

    enam suresi 101 ayet önce kehf suresi ne sonra bakara suresine ordandan neml suresi 23 ayet ve 26 ayete getiriyor

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*