Haram Aylar – 1

Mushaf İncele

MÜKTESEBÂTIN KUYUYA ATTIĞI TAŞI ÇIKARMAK (HARAM AYLAR BAĞLAMINDA)

“Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı onu çıkaramamış.” deyimini/atasözünü hemen herkes bilir. Bu sözdeki “deli” kelimesi “aklını yitirmiş, aklını kullanmayı bilmeyen” anlamındadır. Mecnun anlamında değildir. Böylesi sözlerde ALEGORİK bir anlatım olduğu için kelimeler genelde TEVRİYELİ[1]‘dir.

Sözü biraz daha genelleyecek olursak; varlığa karşı olması gereken davranış kalıbını geliştiremeyenlerin, bir mesele hakkında söz söyleyip o mesele ile ilgili davranışa öncülük etmesi “delinin kuyuya taş atması” gibidir. Bu şekilde ortaya konmuş bir düşünceyi o delinin ardından, artık kırk akıllı gelse temizleyemez, doğru anlayışları ortaya koyamaz demektir.

Geleneksel bir şekilde biri diğerini taklit ederek birike birike günümüze kadar gelmiş müktesebat da hemen her konuda kuyulara taş atmış, atılan o taş yüzyıllardır çıkarılamamaktadır.

Delinin kuyuya attığı taşın çıkarılamamasının sebebi şudur: Deli; bir ilkeye, bir kurala göre davranmadığı için onun kuyuya hangi taşı, hangi sebeple attığı da bilinemediğindendir. Delinin kuyuya taşı neden attığı bilinse, o taşı çıkarmak çok kolay olacaktır.

İşte tam da aklı olmayan DELİLER gibi davranan müktesebat da bizzat kendi elleriyle kuyular açmış, daha sonra açtığı bu kuyulara hangi kriterlere göre olduğu asla tespit edilemeyen taşlar atmış, onların ardından gelenler de tıpkı onlar gibi tepetaklak kuyulara atlayarak o taşları çıkarmaya çalışmakla yıllarını geçirmişlerdir.

Din kisvesi ile günümüze kadar gelen ve asıl yüzü delilerin kuyulara attığı taşlar olan müktesebat, en çok TARİHSELCİ takınanların işine yaramıştır. Mal bulmuş mağribi gibi müktesebâtın üzerinde MODERN DELİLER olarak tepinen tarihselci anlayış, deliler tarafından kuyuya taş atılmasını değil BİZZAT KUYULARIN KENDİSİNİ MAHKÛM ETMİŞTİR.

Aslına bakılırsa hem geçmişte (ta âdem’e kadar) hem de günümüzde, insanlığın en çok satın aldığı görüş de tarihselci görüş olmuştur.

Kimisi açıkça ortaya çıkıp “Kur’an’ın artık modası geçmiş bir kitap olduğunu, geldiği zamandaki Arap câhiliye toplumları için işlevsel bir anlamı olsa bile günümüzde bu işlevini yitirdiğini” söylemektedir. Kimisi ise bu düşünceye karşıymış gibi yapmakta ama tüm söylemlerini de tarihselci söyleme göre ayarlamaktadır.

Tarihselci söylem; tezini ispatlamak için bir türlü ayrımını yapamadığı (belki de kasten yapmadığı) Müktesebat ile Kur’an’ı aynı kefeye koyarak giriştiği delil arayışında eline epey KOZ geçirmiş gibi durmaktadır. Tarihselci söylemin delil(!) bulmadaki bu ustalığı onu her çağda en baskın görüş haline getirmiştir.

Günümüzde de hangi söylem sahibi olursa olsun ulemâ kılıklı camianın tamamı aslında tam tamına TARİHSELCİ dünya görüşüne sahiptir. Hatta en hızlı ve en iddialı KUR’AN’CILAR da böyledir.

Tarihselci söylemin üzerinde tepindiği büyük DELİLLERDEN(!) bir tanesi de HARAM AYLAR uygulamasıdır. Haram ayları katman katman delillendiren tarihselci söylem, süslü sözlerle giriş yaptığı haram aylar konusunu özellikle KUR’AN hassasiyeti olanlara yani “Kur’an yeter!” diyenlere karşı silah olarak kullanmaktadır.

O silahların namlusundan kurşun niyetine şu sorular çıkmaktadır:

  • “MADEM ‘KUR’AN YETER!’ DİYORSUNUZ; HAYDİ, TARİHE BAŞVURMADAN HARAM AYLARIN HANGİLERİ OLDUĞUNU TESPİT EDİN.”
  • “MADEM ‘KUR’AN YETER!’ DİYORSUNUZ; HAYDİ, HARAM AYLARI UYGULAYIN.”

Bu soruları C-4 patlayıcı gibi “Kur’an yeter!” diyenlerin kucağına bırakan tarihselci söylem sahipleri; koltuğuna yaslanıp bıyık altından da kıs kıs gülerek, gerim gerim gerilip, kendilerince Kur’an’ın insanlığa ait her soruna YETEMEYEN tarihte kaldığı için aktüel değerini yitirmiş bir kitap olduğunu ispatladıklarını düşünmektedirler.

Hangi üslûpla sorulursa sorulsun, Haram aylar hakkında “Kur’an yeter!” diyenlerin kucağına bırakılan bu sorular HAKLI sorulardır.

  • Elhak, Kur’an’da haram aylar belirtilmiş ancak hangileri olduğunun isimleri belirtilmemiştir.
  • Elhak, Haram aylar tarih boyunca uygulanmamıştır.

Bu sorular haklı sorular olmasına haklıdır ama ortada bir yöntem yanlışlığı vardır.

Her şeyden önce geçmişte ve günümüzde “Kur’an yeter!” diyenler hep olmuştur ama iş uygulamaya gelince KUR’AN’I YETİREN kimse çıkmamış, Kur’an yeter diyenlerin bizzat kendileri bile RİVÂYETLER içinde savrulup durmuşlardır.

İkinci olarak özellikle “Kur’an yeter!” diyenler, Kur’an’ı anlamak için “Kur’an yeter!” söylemini temele alan bir USÛL geliştirmemiş, geliştirememişlerdir.

Nasıl ki Tarihselci söylem yeni değilse “Kur’an yeter!” söylemi de yeni değildir. Aslına bakılırsa tarihte ve günümüzde “Kur’an yeter!” diyenlerle Kur’an’ın tarihsel olduğunu söyleyenlerin varlıkları kopmaz göbek bağıyla birbirine bağlıdır. Ne tarihte ne de günümüzde Kur’an’ı Kur’an ile anlamak denilen yöntem hiç ama hiç kullanılmamış, tarihselciler gibi “Kur’an yeter!” diyenler de Kur’an’ın rivâyetler olmaksızın anlaşılamaz bir kitap olduğu hükmünü PEŞİNEN kabullenmişlerdir.

Usûl açısından yapılan yanlışları bir kenara bıraksak da HARAM AYLAR ile ilgili sorulması gereken soruları; Ateistler ve Tarihselcilerin gündeme getirmesine fırsat bırakmadan, Kur’an ancak Kur’an ile anlaşılır metodunu benimseyenlerin sorup, cevaplar araması gerekirdi.

Haram aylar hususunda müktesebâtın kuyuya attığı ve yüzyıllardır kimsenin çıkaramadığı TAŞ nedir?

Konuya öncelikle “Haram aylar” için “muayyen aylarda mümin olanların normal zamanlarda yapmasında herhangi bir sakınca olmayan şeylerin yasaklanması” şeklinde bir tarif getirelim.

Geleneğimiz Kur’an’ın bahsettiği haram aylar kavramının hem geçmişte hem de günümüzde SADECE SAVAŞ YASAKLARINA dair olduğunu belirtilmiştir.

Kur’an, haram ayları sadece sayı olarak belirtmiş ama bu ayların hangileri olduğunu belirtmemiştir.

Tevbe 9/36

اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا ف۪يهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِك۪ينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ

İşte bu âyette sayısının 4 olduğunu ( اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ) öğrendiğimiz haram ayların hangi aylar olduğuna hep müksebat ve rivâyetler üzerinden bakılmıştır. Müktesebat da haram ayların haramlığının, savaş yasağı olmasından dolayı olduğunu söylemiş ve tarih boyunca da bu anlayış her kesim tarafından kabul edilmiştir.

Kur’an’ın sayı belirtip, haram ayların hangilerinin olduğunu belirtmemesi cevaplanması gereken bir sorudur. Yani KUR’AN, BU KADAR ÖNEM VERDİĞİ HARAM AYLARIN HANGİLERİ OLDUĞUNU NEDEN BELİRTMEMİŞTİR?

Bu soruya cevap vermek, Haram aylar husûsuna (müktesebâtın biçtiği gömleği değil de) Kur’an’ın biçtiği gömleğitespit etmeyi zorunlu hale getirir.

Haram aylar husûsuna müktesebâtın getirdiği ile Kur’an’ın getirdiği tarif aynı olabilir mi?

Hemen belirtelim ki Kur’an’ın haram aylar tarifi ile müktesebâtın haram aylar tarifi iki BENZEMEZ şeydir!.. 

Haram ayların ne olduğu ve müminlerin bu ayda hangi davranış kalıplarına girmesi gerektiğini anlamak için elbette ki sadece Kur’an’a müracaat edilmesi gerekmektedir. Bunun için şu âyeti başlangıç olarak alalım:

Mâide 5/1

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ

Meal yazarları bu âyete şu mânâyı vermişlerdir:

  • Diyanet Vakfı Meâli – Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
  • Edip Yüksel Meâli – İnananlar, anlaşmalarınızı uygulayın. Size okunacak olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Yalnız ihramda iken avlanmayı helal saymamak koşuluyla… ALLAH dilediği hükmü verir.
  • Erhan Aktaş Meâli – Ey iman edenler! Sözlerinizi yerine getirin. Haram kılındığı bildirilenler hariç, avlanma yasağına uymak şartıyla en’am¹ size helal kılındı. Kuşkusuz, Allah, dilediği hükmü verir.
  • Mehmet Okuyan Meâli – Ey iman edenler! Sözleşmeleri(n gereğini) yerine getirin! İhramlıyken avlanmayı helal saymamak üzere, size [tilavet] edilecekler (okunup aktarılacaklar) dışında kalan hayvanlar sizin için helal kılındı. Şüphesiz ki Allah dilediği şekilde hükmeder.
  • Mustafa İslamoğlu Meâli – SİZ ey iman edenler! Sözleşmelere sadakat gösterin![884] Size belirtilenler dışında, sığır cinsi hayvanlar size helal kılındı; ne ki ihramlıyken avlanmanız helal değildir. Şüphesiz Allah razı olduğu şeyleri emreder.

Buraya almadığımız yazarların hemen hepsi de yukarıya aldıklarımız ile tıpatıp aynı mealleri vermişlerdir. Meâl yazarlarının tamamı âyette geçen وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ (ENTÜM HURUMUN) ifadesini hal cümlesi olarak almış ve şu mânâyı vermişlerdir:

“SİZ İHRAMLIYKEN”

Ayette geçen ‘HURUM’ ifadesine “ihramlı” mânâsı verilmesi ayetin bağlamının HAC ile alakalı olduğu anlamını da beraberinde getirmiş ve ayetteki hükümlerin her mümin için değil, hac için yola çıkmış müminlere has olduğu sonucuna varılmıştır.

İşin çağdaş, günümüz gelişmiş(!) insan boyutunu da göz önüne getirirsek aslında bu ayet, HÜKMÜ ÇOKTAN KALKMIŞ bir ayet olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü hacılar artık Hac’ca yaya gitmemekte, ihramlarını dahi beş yıldızlı uçaklarında giymektedirler. Yani günümüz hacıları bırakın av hayvanını havada uçan bir sinek bile görmeden ihrama girmektedirler…

Anlatılan rivâyetleri temel alarak (doğru varsayarak) meseleye yaklaşsak bile ortada birbirini tutmayan, yani tarihsel bağlamda bile aslında hacıların hiç işine yaramayan bir ayet gibi durmaktadır. Çünkü ihrama girme şartı BELLİ ZAMANDA VE BELLİ YERLERDE getirilmiş bir şarttır.

1440 yıl önce yemenden yola çıkan bir hacı, ihramını evinden çıktığında değil, MİKAT mahallerinde giymek zorundadır. Mikat mahallerine varmadan giyilen İHRAM kişiyi İHRAMLI yapmamaktadır. Giyilse bile yolcunun ihram giymesinin anlamı “benim yolculuğumun amacı Hac içindir, başka bir şey değildir” den öte bir anlam taşımamaktadır. Yani kişinin ihrama girmek zorunda olmadığı yerlerde ihramını giymesi de çıkarması da hiçbir anlam taşımamaktadır

İhrama girmek demek; DİKİŞSİZ ELBİSE GİYMEK DEĞİL, SADECE KUTSAL KABUL EDİLEN SINIRLAR İÇİNDE GEÇERLİ OLAN, BAŞKA HİÇBİR YERDE UYGULANMAYAN HARAMLARI KABUL ETMEK, O YASAKLARI BENİMSEMEK ANLAMINDADIR.

Kur’an’ın hiçbir yerinde İHRAM denilen giysinin ne bir tarifi vardır ne de bu uygulamayı anımsatan bir işareti yoktur!..

İhram kelimesi; İFAL babından EDİNME, BENİMSEME, O HALE GİRME anlamında bir mastardır. KESİNLİKLE GİYSİ ve GİYİNMEK DEĞİLDİR!.. Maide suresinin birinci ayetinde geçen HURUM kelimesi bu anlamda alınsa bile yine sorun vardır. Çünkü:

İbrahim 14/37 رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ …

Bu ayette ailesinden bir kısmını beytin yanına yerleştiren İBRAHİM, o beytin bulunduğu vadinin ekmeye elverişli bir arazi olmadığını söylemektedir. Yani bırakın VAHŞİ HAYVANLARI insanların bile yiyeceği bir şey orada yetişmemektedir

Maide birinci ayette geçen HURUM kelimesine ihramlı mânâsı verilmesi durumunda, AV YASAĞININ SADECE KUTSAL TOPRAKLARDA yani beytin bulunduğu mahâlde olması gerekmektedir. O mahâlde ise AV HAYVANI YOKTUR ve hatta hiç de olmamıştır. Bu durumda Mâide sûresi 1. ayette getirilen “İHRAMLI İKEN AV YASAĞI” günümüzde değil, geçmişte de gerekliliği sorgulanacak bir uygulama olarak durmaktadır. Tek bir tane av hayvanının olmadığı bir yere AV YASAĞI KOYMANIN MANTIĞI YOKTUR. Hele hele, “MEKKE’DE BALIK TUTMAK YASAKTIR” demek ne kadar anlamsız ise İHRAMLI İKEN AV YASAĞI GETİRMEK o kadar anlamsız olup bunu yorumlarla geçiştirmek de öyle kolay değildir…

Yukarıya aldığımız meâller ve onların dışında kalanlar âyette geçen bir kelimeyi meâllerine hiç yansıtmamışlardır:

بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ (behimetül en’am)

Bu tamlamada MUZAF olarak geçen ‘BEHİME’ kelimesi ne meâllerde ne de tefsirlerde kendisine karşılık bulamayan bir kelimedir… Sülâsi kökünde “YERLEŞMEK, YERLEŞİP KALMAK, İKÂMET ETMEK, BİR YERE YERLEŞİP ORADA KALMAK”anlamında olan bu kelime ‘ENAM’ kelimesine muzaf (tamlanan) olmuştur.

Bu isim tamlamasına anlam verilecekse, بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ (behimetül en’am) anlamının “DÖRT AYAKLI HAYVANLARIN YERLEŞİP KALMIŞ OLANLARI” şeklinde olması zorunludur.

Buraya kadar söylediklerimizi özetleyecek olursak; 

  1. ÂYETTE GEÇEN ‘HURUM’ KELİMESİ “İHRAMLI” ANLAMINA GELMEMEKTEDİR. 
  2. ‘HURUM’ KELİMESİNE “İHRAMLI” MÂNÂSI VERİLMESİ DURUMUNDA AV YASAĞININ SADECE MÎKÂT MAHÂLLİ İÇERİSİNDE KALAN KISIMDA GEÇERLİ OLMASI GEREKMEKTEDİR. 
  3. MÎKÂT MAHÂLLERİNE VARMADAN GİYİLEN İHRAMLAR KİŞİYİ SADECE KUTSAL TOPRAKLARDA GEÇERLİ OLAN BİR YASAĞA UYMAYA MECBUR TUTMAZ, nihayetinde mîkât mahâlline varmadan ihrâmını çıkarabilir hatta hiç giymeyebilir. 
  4. “İHRÂMA GİRMEK” DEMEK “ELBİSE GİYMEK” DEMEK DEĞİL, “SADECE KUTSAL SINIRLAR İÇERİSİNDE GEÇERLİ OLAN HARAMLARI BENİMSEMEK, KABUL ETMEK, UYMAK, UYGULAMAK” demektir.

Ayette geçen ‘HURUM’ kelimesi “İHRAMLI” demek değilse NEDİR?

‘Hurum’ kelimesi, sıfat-ı müşebbehe kalıbından gelme çoğul bir kelimedir. Yani TÜREMİŞ bir kelimedir. Bu kelimenin tekili FU’LUN veznidir ve “YASAKLI OLMAK” anlamına gelmektedir…

En başta bu kelimenin “İHRAMLI” anlamına gelmesi durumunda âyetin sadece HACCA gidenleri muhatap aldığı gibi bir sonucun çıkacağını söylemiştik.

Sadece hacca gidenlerin muhatap alınması durumunda ise tek bir av hayvanının olmadığı bir yere av yasağı getirmenin çok tutarsız olduğunu da belirtmiştik.

OYSAKİ MÜMİNLER SADECE HAC ZAMANINDA ‘HURUM’ DEĞİLLERDİR, HARAM AYLARDA DA ‘HURUM’ (YASAKLI) haldedirler.

Buna göre şöyle bir sonuç çıkmaktadır: DÜNYANIN NERESİNDE OLURSA OLSUN HER MÜMİN YILIN BELLİ ZAMANLARINDA AVLANMA YASAĞINA TÂBİDİR.

Kara veya deniz avcılığı günümüzde bile oldukça yoğun bir şekilde kullanılmaktadır ve hatta devâsâ bir sanayisi vardır.

  • Haram aylar sadece SAVAŞMAMA yasaklarının getirildiği aylar değil, aynı zamanda DOĞAYI RAHAT BIRAKMA ZAMANLARIDIR.
  • DÜNYANIN HER TARAFINDA KARA VE DENİZ AVCILIĞI MEVSİMLERE BAĞLANMIŞTIR.
  • Günümüz insanları AV YASAKLARININ NE KADAR FAYDALI BİR ŞEY OLDUĞUNU YENİ KEŞFETMİŞTİR AMA KUR’AN BUNU BİNLERCE YIL ÖNCESİNDEN KURAL OLARAK KOYMUŞTUR.
  • Tarihselcilerin “TARİHSEL” diyerek üzerinde tepindikleri haram aylar, modası geçmiş bir uygulama değil her dönemde her mekânda uygulanması gereken EVRENSEL bir uygulamadır.
  • Bu aylarda savaşmamak YASAKLARDAN SADECE BİR TANESİDİR. Kaldı ki Kur’an’daki bağlamlarına baktığımızda bu yasakların insanlardan ziyade DOĞA İLE SAVAŞMAMA temeline oturduğu rahatlıkla görülecektir.

PEKİ, KUR’AN NEDEN BU AYLARIN ADINI VERMEMİŞTİR?

İyi ki de vermemiştir. Çünkü eğer verseydi çok dengesiz bir uygulama ortaya çıkardı. Zira av hayvanlarının üremesi dünyanın her yerinde farklı farklıdır. Bir tarafında KIŞ, diğer tarafında YAZ yaşanan bir dünyada aynı zaman düzleminde ayların sabitlenmesi sorunlar oluşturacaktır.

AV yasaklarının insanlar tarafından BELİRLENMİŞ aylara göre değil, DOĞADAKİ HAYVANLARIN ÜREMESİNE VE HATTA GÖÇ ZAMANLARINA GÖRE OLMASI GEREKİR.

Âyette geçen ‘BEHİME’ kelimesine çok rahat bir şekilde “GÖÇ ETMEYEN HAYVANLAR, EVCİL HAYVANLAR, İNSANA ALIŞIP YERLEŞİP KALAN HAYVANLAR” mânâsı verilebilir.

Haram aylarda işte bu hayvanlar helâldir.

“EŞYADA ASIL OLAN MÜBÂHLIKTIR” gibi son derece sorunlu bir anlayışın temel alınması, sahibi ALLAH olan vahşi hayvanların sorgusuz sualsiz avlanıp tüketilebileceği sonucunu beraberinde getirmiş ve en nihayetinde bambaşka bir bağlamda söylenen ‘HURUM’ kelimesinin sadece İHRÂMA has bir özellik olarak görülmesine neden olmuştur.

Eşyada asıl olan mübâhlık değil ‘HURUM’LUKTUR.

Bu yüzden etrafımızdaki hayvanlardan faydalanmak her şeyin sahibi olan Yüce Allah’ın İZNİNE TÂBİDİR. Yarattığı her canlının sahibi olan Yüce Allah, biz müminlere, onlardan faydalanmaya 4 ay ara vermemizi emretmektedir.

Hem istediği yerde, istediği zaman, istediği hayvanı vurup avlayabileceğini hem de MÜMİN olduğunu düşünen biri varsa, durumunu bir kere daha düşünmelidir!..

MİKAT SINIRLARI mefhumu ile konuyu bir kez daha tekrar edecek olursak:

Bu resimlere göre MUTLAKA İHRAMLI OLUNMASI GEREKEN YER, KÂBE VE ÇEVRESİNİ GÖSTEREN BİRİNCİ BÖLGEDİR. Ayette geçen ‘HURUM’ kelimesine “İHRAMLI” mânâsı verilmesi durumunda yasaklı olan bölge sadece o bölge olmaktadır.

Buna göre şu âyete verilen meâle bakalım:

Mâide 5/96

اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًاۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Uhille lekum saydu-lbahri veta’âmuhu metâ’en lekum velisseyyâra(ti)(s) vehurrime ‘aleykum saydu-lberri mâ dumtum hurumâ(en)(k) vettekû(A)llâhe-lleżî ileyhi tuhşerûn(e)

Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun. (Diyanet Meali)

“İHRAMLI OLDUĞUNUZ MÜDDETÇE DENİZ AVI HELÂL, KARA AVI HARAM!..”

İyi de mutlak ihramlı olunması gereken bölgede deniz yoktur!..

Kaldı ki hac yolculuğu ihramlı yapılmaz. İhram giyilse bile kişi MÎKÂT MAHÂLLİNE VARMADAN İHRAMLI SAYILMAZ. Böyleyken harem bölgesinde deniz yok ama deniz avı serbest!.. Milyonların aktığı bir alanda avlanacak tek bir tane av hayvanı yok ama avlanmak yasak!..

‘HURUM’; “İHRÂMA GİRMEK” DEĞİLDİR, “İHRÂMA GİRMEK” DE “DİKİŞSİZ ELBİSE GİYMEK” olamaz…

“HARAM AYLAR”; kesinlikle “DOĞAYI RAHAT BIRAKIN! KENDİ HÂLİNE BIRAKIN! BIRAKIN Kİ DENGESİ BOZULMASIN!” ayları olmalıdır…

Ramazan Demir


[1] Tevriye (iki Anlamlılık): Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen (yakın) anlamında değil de uzak anlamını kastederek kullanmaya denir. Tevriyeli kullanılan sözlerin iki anlamı da gerçek anlamdır. Tevriyede mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinâyeden ayrılır.

6 yorum

  1. Szin goruslerinizi daha once Ayman Mohamned isimli Misirli bir arkadas one surmustu. Av yasagi dahil cogu gorusunuz ortusuyor. Site linki asagida.
    free-minds.org
    Ancak, Ayman, su an kabe dedigimiz kara kupun Allah ve Islamla degil, Musriklerin putlariyla ilgili oldugunu soyluyor. O kara kubun musriklerin tanricasi Manat oldugunu idfia ediyor. Hatta Mekke denen yerin peygamberle alakasi olmadigini, Kurandagecen maka ifadesinin yikim anlamina geldigini, dolayisiyla ilgili ayette gecen ifadenin Mekkenin ortasinda degil, “yikimin ortasinda sizi onlardan onlari da sizden beri tuttu” gibi anliyor.
    Mekkenin, Ibrahimle de ilgisi olmadigini, uydruldugun, peygamberin muhtemelen suriyenin guney batisi ve arabistanin kuzeylerinde bir yerlerde dogup risaletini yerine getirdgini soyluyor.
    Delilleri o zamanlardan kalma arkeolojil kalintilar, tas yazitlar, bolgede konusulan arabca ve kuranda gecen ifadeler. Mekjenin sehirletin anasi olamayacagini, cunku tarihin hic bir doneminde Mekke diye bir yerin olmadigini, eski arab yazitlarinda da bu isimde bir sehrin olmadigini iddia ediyor.
    Aymanla bir gorus teatisinde bulummaniz iyo olur sanirim.
    Selamlar

  2. HOCAM HISLERIME TERCUMAN OLUYORSUNUZ
    YAKLASIK BIR YILDIR BUTUN CEVREME HARFIYEN YAZDIKLARINIZI ANLATIYORUM,AMA SENIN ARAPCAN YOK ILMIN YETMEZ DIYORLAR,CANLARI SAGOLSUN
    ALLAH SENDEN RAZI OLSUN

  3. HOCAM HISLERIME TERCUMAN OLUYORSUNUZ
    YAKLASIK BIR YILDIR BUTUN CEVREME HARFIYEN YAZDIKLARINIZI ANLATIYORUM,AMA SENIN ARAPCAN YOK ILMIN YETMEZ DIYORLAR,CANLARI SAGOLSUN
    ALLAH SENDEN RAZI OLSUN

  4. Daha öncede haram aylarda av yasağı olduğunu meallerden sözlüklerden ve “seziyorduk” bu böyle olmalı diyorduk forumlarda tartışıyorduk ama ne arapça bilgimiz nede gramerimiz bunu ispatlamaya güçlü bir şekilde dillendirmeye yetmiyordu.

    Allah sizden razı olsun.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*