Beyan Özelliğini Kaybetmeyen Tek Dil: KUR’AN LİSÂNI

Mushaf İncele

İbrahim 14/4


وَمَٓا
 اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Vemâ erselnâ min rasûlin illâ bilisâni kavmihi liyubeyyine lehum(s) feyudillu(A)llâhu men yeşâu veyehdî men yeşâ(u)(c) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)

Onlara beyânı ulaştırması için, resûllerden herhangi birini kendi kavminin lisânından başkası ile göndermedik. Bundan sonrasında dileyen Allah’ı yok sayar, dileyen kılavuz edinir. O el-Aziz’dir (değeri kendinden olan, hiç kimseye ihtiyaç duymayan), el-Hakim’dir (ilkelerle hareket eden). (Ramazan Demir çalışması)

Meâl ve tefsirlerde “kendi kavmi” anlamı verilen âyetteki قَ وْمِه (kavmihi) kelimesi genelde “resûllerin içinde yaşadıkları kavimler” olarak anlaşılmıştır. Bu anlayışa göre Muhammed Arap kavmine, İsa Yunan kavmine, İsa ile Musa arasındaki resûller İbrani kavmine, İbrahim Keldani kavmine, Salih Nebati kavmine, Hud ve Nuh Sümer kavmine mensup sayılmıştır. Resûllerin her birini farklı soylara veya boylara mensup sayan bu anlayışa göre resûllere verilen kitaplar da o kavimlerin diliyle gönderilmiştir. Buna göre Muhammed’e Arapça, İsa’ya Aramca, Yunus’a Ninovaca (Kürt.e), Musa’ya İbranice, İbrahim’e Hervetince, Nuh’a Sümerce kitaplar verildiği sonucuna çıkılmıştır.

‘Kavm’ kelimesine ister “aynı soydan gelen insanların oluşturduğu topluluk” anlamı verilsin ister “bir amaç uğruna biri diğerine yaslanarak bir araya gelmiş topluluk” anlamı verilsin, resûller tek bir soya mensup beşerlerdir ve biri diğerinin devamıdır. Hepsi de hedef birliği içindedir.

Not: Yazının devamını okumak için PDF dokümana tıklayınız ya da indiriniz.

9 yorum

  1. kendi kavminin yani kendi soylarının yani adem ile başlayıp muhammed ile biten peygamberlere ait özel bir lisan ile yani diğer kavimlerin bilmediği bir lisan yada sizin tabirinizle diğerlerinin tahrif ettiği yani hareke nokta ve iştikaka dikkat etmeden yani mahreç sırasına uymadan rast gele yada mana geçişlerine dikkat etmeden vaz’ ettiği bir va’z dili öyle mi tabi sizin tespitinize göre bu lisanın işaretleri de hali hazırda toplamaya veya toparlamaya çalıştığınız noktasız harekesiz el yazmalarındaki şekillerden ibaret sanırım nedense bu işaretleri arap diye bildiğimiz toplumlardan başka kullanan yok kuran arapça değil kuran kuranca diyorsunuz bu günün arapçası kurandan bozmadır hatta bugünün dilleri hatta geçmiş diller de kurandan yani peygamberlerin yani Allahın beyan olarak öğrettiği ana öz orjinal dilden bozmadır diyorsunuz lakin buna dair elinizde tayyar altukulaç hocanın incelettiği evraklardan başka evraka ulaşmış değilsiniz demem o ki muhammedin eline verilmiş yazılı kitab nerede onu soruyorum o da kayıp barnabas incili gibi bir kaderi mi yaşıyor merak etmekteyiz

  2. Allah razı olsun emeğinize,sebt çalışmanızı fakettim bir solukta okudum bırakamadım,insan boğulurlar kurtulmaya su üstüne çıktıkça can gelir ya her satırında onu hissettim,vahy rahatlatıyor vesselam,rabbim bizlere rahmet etsin

  3. Selamun Aleyküm Ramazan Bey!
    Gördüğüm kadarıyla çok mühim işler yapıyorsunuz. Allah, emeğinizi zayi etmesin. Yine gördüğüm kadarıyla muhtemelen yoğun eleştiriler sebebiyle görüşlere kendinizi kapatmışınız. Olabilir ancak söylenenlere bence kulak vermekte fayda var. Şahsen anladığım ve sizinle farklı sonuca vardığım burada indirmeye açtığınız “BEYAN OLMA ÖZELLİĞİNİ KAYBETMEYEN TEK DİL: KUR’AN LİSÂNI” yazınızda geçen bir-iki hususla ilgili şahsî değerlendirmemi ifade etmek istiyorum.
    1- “Resûllerin ilk atası Adem’dir (Meryem 19/58).” diyorsunuz. Burada “rasûl” kelimesi geçmediği gibi konu da Adem değil, Adem’in soyudur.
    2- “Resûllerin tamamı tek bir zürriyete mensuptur (Âl-i İmrân 3/33-34).” diyorsunuz. Bu ayetlerde de “rasûl” kelimesi geçmemektedir. Eğer bu sonuca اصطفى kelimesinden hareketle vardıysanız Al-i İmran 3/42. ayetinde meryem için de aynı kelime kullanılmamaktadır ki siz de bilirsiniz ki nebi-rasuller sadece yetişkin erkeklerden olmaktadır.
    3- “Resûllerin davası da yolu da tek bir tanedir (En’âm 6/75-87).” diyorsunuz. Ben bu ayetlerde insanların yaptıkları iyiliklere verilen mükafattan başka bir şey göremedim.
    4- “Resûllerin tamamı birbiriyle akrabadır (En’âm 6/87).” diyorsunuz. İlgili ayetten nasıl böyle bir sonuç çıkardınız doğrusu hiç mi hiç anlamadım.
    Kolaylıklar dilerim.

  4. Görüşlere kendini kapattığını nerden çıkardınız? Burada dikkate değer olsun olmasın yüzlerce yoruma yeri gelmiş sayfalar dolusu cevap verilmiş. Yanlız, sizin de yaptığınız şu üstteki dikkatsiz tespitlerin tamamına cevap vermemesi anlaşılmayacak bir durum da değil. Verilen bütün ilgili ayetlerde kurandan tanıdığımız resullerin adı geçiyor, siz orada resul demiyor ki diyorsunuz. Bunlar birbirinden tureme zurriyettir diyen ayetin bile konuyla alakası yok, orada ki seçim redullukle alakalı değil diyor ve Meryem örneğini veriyorsunuz. Asıl siz bu alakasizkigi nasıl alakalandirdiniz. Enam 87 öncesi bazı isimler sayılıyor ve 87 de onları, atalarından, zurriyetlerinden, kardeşlerinden bazılarını da…. Diyor ama bunu da alakasız buluyorsunuz o sayılan resullerin akraba olması için. Kuran daha ne yapsın, resimli grafikle mi belirtsin bir ağaç gorseliyle. X, y, Z, bunlar seçildi, bunlar birbirinden tureme zurriyettir diyor. F,g,h,y,u,r,p, işte bunlar ve bunların atalarından, zurriyetlerinden bazıları…. diyor. Daha ne desin, nasıl anlatsın bizi o sayılanların akrabalıkigına ikna etmek için bu kitab.edevlet kaydı gibi kayıt veriyor yetmedi alakalarini veriyor yetmedi bağlantılarını veriyor daha ne versin.

  5. اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ
    İnnî vecedtu-mraeten temlikuhum veûtiyet min kulli şey-in velehâ ‘arşun ‘azîm(un)
    neml 23 ayetteki arlun azim hükümdarlık değil mi
    nitekim neml 26 ayette Allah ile aynı özellik atfedilmiş
    اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
    (A)llâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-l’azîm(i)

    Bu nu neden söyledim en’am suresi 101 ayetten geldim
    بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Bedî’u-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ennâ yekûnu lehu veledun velem tekun lehu sâhibe(tun)(s) veḣaleka kulle şey-/(in)(s) vehuve bikulli şey-in ‘alîm(un)
    burada bir kelimesi var
    Sahibetun: صَاحِبَةً
    bu kelimenin anlamını ararken aynı kelimenin keyf suresi 37 ayette geçtiğini gördüm
    قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ
    Kâle lehu sâhibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke raculâ(n)
    Sahibuhu: صَاحِبُهُ
    bu kelimenin karşılığı صَاحِبُهُ =raculen kehf suresi 32 ayet
    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ
    Vadrib lehum meśelen raculeyni ce’alnâ li-ehadihimâ cenneteyni min a’nâbin ve hafefnâhumâ binaḣlin vece’alnâ beynehumâ zer’â(n)

    Eğer “raculen” kelimesi Kuran’da Allah’ın “eşi” anlamındaki aynı kelime ile anılıp yazılıyorsa ve Allah da buna sahip olmayıp onun karşısında yer alıyorsa; Allah’ın durumu “raculen” kelimesi ile zıt bir konumdadır diyebiliriz.
    kehf suresi 43
    وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ
    Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûni(A)llâhi vemâ kâne muntasirâ(n)

    bu ifadedeki “sahibetun” kelimesinden önceki “ve olmamıştır onun” ifadesinin Arapçası şu şekildedir;
    ve lem tekun lehu: وَلَمْ تَكُنْ لَهُ
    “sahibetun” kelimesinin öncesinde geçen “ve lem tekun lehu” yukarıdaki ayetlerden sadece doğrudan Allah’ı değil de bir başkasına hitaben geçiyor bu kişi kim?
    Kehf Suresi’nin 32. ayetindeki konuşan “iki erkek (raculeyni رَجُلَيْنِ )
    bu kelimenin zıt anlamlısıda bakara suresi 282 ayette geçiyor
    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔاۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهًا اَوْ ضَع۪يفًا اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يرًا اَوْ كَب۪يرًا اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû iżâ tedâyentum bideynin ilâ ecelin musemmen fektubûh(u)(c) velyektub beynekum kâtibun bil’adl(i)(c) velâ ye/be kâtibun en yektube kemâ ‘allemehu(A)llâh(u)(c) felyektub velyumlili-lleżî ‘aleyhi-lhakku velyetteki(A)llâhe rabbehu velâ yebḣas minhu şey-â(en)(c) fe-in kâne-lleżî ‘aleyhi-lhakku sefîhen ev da’îfen ev lâ yestatî’u en yumille huve felyumlil veliyyuhu bil’adl(i)(c) vesteşhidû şehîdeyni min ricâlikum(s) fe-in lem yekûnâ raculeyni feraculun vemraetâni mimmen terdavne mine-şşuhedâ-i en tedille ihdâhumâ fetużekkira ihdâhume-l-uḣrâ(c) velâ ye/be-şşuhedâu iżâ mâ du’û(c) velâ tes-emû en tektubûhu saġîran ev kebîran ilâ ecelih(i)(c) żâlikum aksetu ‘inda(A)llâhi veakvemu lişşehâdeti ve ednâ ellâ tertâbû(s) illâ en tekûne ticâraten hâdiraten tudîrûnehâ beynekum feleyse ‘aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ(k) ve eşhidû iżâ tebâya’tum(c) velâ yudârra kâtibun velâ şehîd(un)(c) ve-in tef’alû fe-innehu fusûkun bikum(k) vettekû(A)llâh(e)(s) veyu’allimukumu(A)llâh(u)(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)

    Allah’la anılan “sahibetun (eş)” başka Kehf Suresindeki “sahibetun (arkadaş) başka ise; Allah ile anılan “sahibetun” kelimesinin öncesindeki ifadeler bizi neden yine Kehf Suresi’ndeki aynı ayetlere götürüyor?
    Soru şu en’am suresi 101 ayetteki
    بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
    Bedî’u-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ennâ yekûnu lehu veledun velem tekun lehu sâhibe(tun)(s) veḣaleka kulle şey-/(in)(s) vehuve bikulli şey-in ‘alîm(un)

    enam suresi 101 ayet önce kehf suresi ne sonra bakara suresine ordandan neml suresi 23 ayet ve 26 ayete getiriyor

  6. Yazdığınız ve başına ünlem koyup, pazarladığınız tüm parağrafların çoğu, kendi beyninizde uydurduğunuz, birer masal..siz de hasta kafanızda buna inanmış sı nız..
    Facebook denilen, cıamossad yapılanması da, sizin bu İslamı karmaşıklaştırma çabanıza ödül olarak..karşınızda benim gibi İslamı bilenleri, sizlerin yaptıgı şikaletle, beni 30 gün ergellemiş..sıkıntı yok..ama sonuç olarak..ya onların profesyonel tetikçilerisiniz..yada onlarır keşfedip sübvanse ettiği birer İslam cahilisiniz..
    En büyük cahilliğiniz ise..
    Kuranın diğer kitaplar gibi, harfler ile şifrelenmiş, matbu bir kitap olarak indiğine inanma cahilliğiniz..
    Bilmiyor sa nız..Kuran, kaderde yazılmış olayların akışı ile beraber, yaşanarak 23(yirmiüç) senede inmiştir..
    Hatta, tam kör cahilsiniz ki..bazı ayetleri sonraki ayetleri ile uyğulaması değiştirilmiştir..
    Kuran..arapça da değildir..peyğambirin beynine inen bir ide, dir..taki namazda ardındaki arap olan sahabeye arabça nakil edilene kadar..Kuran ın en büyük kayıt beyni peygamberin beynidir ve o unuturum vesvesesine kapılınca, ayet apaçık..unutmayacak sın..demiştir..peyğamberin zamanında asla, kitap şeklinde Kuran yoktur..çünkü peyğamber canlı canlı Kuran ın kendisidir..taki onun vefatı ve hafız sahabilerin cihadlarda şehadetler ile azalmaları sonucu, beliren ihtiyaçdan dolayı Osman..beyinlerdeki Kuranı harfler ile şifreleyerek, kitap fiziki şekli Kuran ı ortaya çıkarmıştır..
    Sizin amacınız zaten İslam a zarar verebilmekten ibaret..
    İslam cahilliri, asıl dininiz ne ise onu yaşayın..
    Sizin dininiz Size..Bizim dinimiz Bize..

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*