08.) Nisa 4/34: Ayet üzerine mülahazalar (Son)?…

Mushaf İncele

Âyette geçen وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) ifadesine “onları dövün” şeklinde mânâ verilmesinin imkânsız olduğunu buraya kadar yaptığımız açıklamalarda birçok kereler ifade ettik. Bu kelimeye “dövün” mânâsı verilmesinin imkânsız olduğunu söylememizin sebebi böyle bir mânânın kelimenin sözlük anlamları arasında olmamasından değildir. Tam tersi “vurmak, dövmek” kelimenin en temel anlamlarındandır. Bu kelimenin böyle bir mânâya gelemeyeceğinin delilleri; âyetin konusu, gramer yapısı ve sûrenin en başından beri kullanılan kelimeler ve cümlelerdir.

Hangi dilde olursa olsun kelimeler; anlatılan konu ve kurulan cümleler üzerinden anlaşılmak zorundadır. Herhangi bir cümledeki herhangi bir kelimeyi bağlı bulunduğu diğer kelimelerden kopararak veya bağlı bulunduğu cümlenin gramer yapısını umursamayarak anlamak mümkün değildir. Nisâ 34. âyet; “isim, zamir, şibh-i fiil, fiil, harf, edat” cinsinden 60 bağımsız unsurun belli kurallar çerçevesinde bir araya gelmesiyle oluşmuş bir âyettir. Bu bağımsız birimlerin tamamı birbirine bağlıdır ve hiçbirine diğerlerinden bağımsız anlam tespiti yapılamaz. Cümle kuruluşlarındaki tutarlılık ve anlatım gücü de zaten bu temel yapı üzerinden anlaşılır.

Geleneksel ulemânın bu âyet üzerinden miras, mal bölüşümü ve nafaka konuları da dâhil olmak üzere kadının sahip olduğu haklarla ilgili ‘zulüm’ denebilecek fıkıhlar çıkardığını uzun alıntılar yaparak göstermeye çalıştık. Ulemâ ‘zulüm’ denebilecek bu fıkıhları; âyetin gramer yapısını ve isnat ilişkilerini olduğundan başka göstererek ve âyetteki kelimelere kendi oluşturdukları kurgulara göre mânâ vererek yapmıştır. Âyetin en başından beri ulemânın yaptığı ilkesizlikleri görmezden gelerek meseleyi وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesine verilecek sözlük anlamlarına bağlayıp ortadaki zulmün sadece kadının dövülmesi ile alâkalı olduğunu söylemek devekuşu gibi kafayı kuma gömmektir.

Ulemânın bu âyet üzerinden ortaya koyduğu “Kocalar karılarının âmiridir; erkek, akıl ve güç yönünden kadından üstündür; iyi kadınlar kocalarına itaatkârdırlar.” gibi anlayışlar devâsâ bir zulmün temelini oluşturan cümlelerdir. Ulemâ, işte bu anlamlara yaslanarak erkeğin kadını tedip etme, dövme ve en sonunda da her türlü haktan mahrum bırakarak kapı dışarı etme yetkisine sahip olduğunu söylemiştir.

En başından beri birçok kere söylediğimiz وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesine “onları dövün” mânâsını vermenin imkânsızlığı, ulemânın güya âyetteki kelimelere yaslanarak oluşturduğu böylesi bir fıkhın Allah tarafından emredilmiş olduğu yaklaşımının imkânsızlığına dayanmaktadır.

Bir kere zaten âyette geçen (فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ) (fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhun(ne)) cümlesinin meâl ve tefsirlerde geçtiği gibi (nüşûzundan korktuğunuz kadınlara) “önce öğüt verin, eğer nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarınızı ayırın, o da kâr etmezse onları dövün” şeklinde bir karşılığı yoktur. İkincisi; bu cümle “karı-koca” ilişkilerinden bahsetmemektedir çünkü âyetin başında geçen en-Nisâ ve er-Rical kelimelerinin “karılar-kocalar” şeklinde anlamları yoktur. Üçüncüsü; cümledeki üç emir, “biri kâr etmezse diğerine geçin” şeklinde değil, “üçünü birlikte yapın” şeklindedir. Dördüncüsü; cümledeki üç emirden biri yapılmazsa veya yanlış yapılsa diğerleri de anlamını yitirecek emirlerdir. Beşincisi; aynı anda yapılacak üç emirden birinin şiddet, baskı, tehdit, şantaj gibi şeyleri dışlayan فَعِظُوهُنَّ (faizuhenne) olması وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesinin “darp edin, dövün, tokat atın” şeklinde bir mânâya sahip olmasını imkânsız kılmaktadır. Altıncısı; dövmek, tokat atmak veya darp etmek bir had cezasıdır. Had cezalarının ne şekilde ve ne kadar uygulanacağının bildirilmemesi imkânsızdır. Çünkü bu durumda kadına bir tokat atmak da kemikleri kırılana kadar vurmak da ‘darabe’ olacaktır. Yedincisi; had cezalarının mahkemesiz, bireylerin kendilerinin savcı-hâkim ve cellât olduğu bir temele oturtulması imkânsızdır. Sekizincisi; bu emirlerin kadınların aleyhine olacak herhangi bir durumu ortaya çıkarması imkânsızdır.

Sadece âyetin kendi bağlamında bile وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesine “darp edin, tokat atın, dövün” şeklinde bir mânâ vermenin imkânsızlığına dâir getirdiğimiz bu kadar delîlin üstüne bir de insan onurunu her şeyin üstüne koyan Kur’an’ın söylediklerini eklersek kelimeye “darp edin, dövün, tokat atın” şeklinde mânâ veren ulemânın ne kadar büyük bir aymazlık içinde olduğu anlaşılmaktadır. İşte bunları görmezden gelerek konuyu sadece وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesinin sözlük mânâsı üzerinden çözmeye kalkışmak diğer zulümlerin hepsine göz yummak demek olacaktır. Nitekim sayıları az da olsa hem geçmişte hem de günümüzde meseleyi وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesinin sözlük mânâlarına indirgeyerek çözmeye çalışanlar olmuştur. Sadece وَاضْرِبُوهُنَّ (vadribuhunne) kelimesine başka bir sözlük mânâsı atayarak meseleyi çözeceklerini sanmaları âyetin diğer kelimelerini de tahrif etmelerine yol açmıştır. Meselâ, bu mesele hakkında en fazla çalışma ortaya koyanlardan olan şu müelliflerin meâline ve düştükleri dipnotlara bakalım:

Yazının devamını Aşağıdaki PDF dökümanından okuyabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*