ZÜLKARNEYN -12- (Katında)

وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا …

Orada (kâfir) bir kavim gördü.… (DİB meali)

Bu cümlede geçen “vecede” fiili üzerinde birkaç kere durmuş, asıl mana itibariyle somut olarak bir şeyi bulmak anlamına gelen bu fiilin, görmek, hissetmek, fark etmek gibi soyut bir manada kullanılması durumunda “Ef’ali Kulub” (kalbi fiiller) grubuna gireceğini bu durumda ise aynı şeyi veya aynı kişiyi kast eden en az iki mef’ul alması gerektiğini belirtmiştik. Yukarıya aldığımız meal ve diğer birçok mealin cümlede geçen kelimeye “gördü” şeklinde mana vermeleri bu kelimenin kast ettiği anlamın somut olmaktan soyuta dönüşmesine neden olmaktadır. Fakat görüldüğü gibi ikisi de aynı şeyi kast eden iki mef’ul bulunmamaktadır. Yani bu fiile “gördü” şeklinde bir mananın verilmesi mümkün değildir. Bunun yanında Kur’an’da “görmek” anlamına gelen ve ر أ ي (ra+elif+ya) kök harflerinden türemiş 328 kelime zaten bulunmaktadır. Bu kadar yaygın kullanılan bu fiil dururken, kök manaları içinde somut olarak “görmek” anlamı bulunmayan bir kelimeye de “görmek” manası vermenin ne dilbilgisi açısından ne de anlam açısından hiçbir kuralı ve ilkesi yoktur. Cümleye bakıldığında fiile atfedilecek iki mef’ul’un olmaması kelimenin kast ettiği anlamın “somut” bir anlam olması gerektiğini çok açık bir şekilde göstermektedir. Yani kelime bildiğimiz mana da “bulmak” anlamındadır. Çok sık olarak tekrarladığımız gibi, kelimelere bu şekilde anlam yüklemek ne dil kurallarından ne Kur’an bütünlüğünden ne de anlama çabasından kaynaklanmamaktadır.

Yine tıpkı yukarıdaki mealde olduğu gibi birçok mealde cümlede geçen عِنْدَهَا “indeha” kelimesine “orada” şeklinde mana verilmiş ve “orada” denilerek kast edilen yerin de “kara balçıklı göze” olduğu belirtilmiştir. Kelimeye “orada” şeklinde mana verilmesi hakikaten çok tuhaftır. Çünkü عِنْدَهَا “indeha” kelimesi bir kelimeden değil iki ayrı kelimeden oluşmuş bir tamlamadır. Bu kelimelerden biri عِنْدَ (inde) diğeri ise ها(ha) zamiridir. Bu yüzden sözkonusu terkibe “orada” şeklinde mana vermek iki kelimeden oluşan terkibin kelimelerden birinin kaybolmasına neden olmuştur. Diğer bazı meallerde ise bu terkib görülmüş ve kelimeye “onun yanında” şeklinde mana verilmiştir. Bu şekillerdeki meallerde de “onun yanında” şeklinde verilen manadan kast edilen şeyin de “kara balçıklı gözenin yanında” olduğu ortadadır. Yani ister “orada” isterse “onun yanında” manası verilsin kast edilen yer aynıdır. Tefsir ve meallerin kıssayı ortaya koyuş biçimine göre Zülkarneyn güneşin battığı yere ulaşmış, onun (güneşi) kara balçıklı bir gözede veya büyük bir okyanusta veya uzaydaki kara bir delikte veya kutup bölgelerinde güneşin aylarca görünmediği yerde batarken bulmuştur. Onun yanında ise yani güneşin battığı yerin yanında ise bir kavim bulmuştur… Başından beri bu hikayelerin temelinin olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Bu yüzden daha fazla eleştirerek zaman kaybetmek gereksizdir.

Anlamaya çalıştığımız terkibin birinci kelimesi olan عِنْدَ (inde) kelimesi aynı (ayn+nun+dal) kök harflerinden türemiştir ve Kur’an’da bu kökten türemiş 201 kelime bulunmaktadır.

Bu kelime (عِنْدَ) “yakınlık” anlamında vaz edilmiş bir lafızdır. Bu yakınlık şu şekillerde kendisini göstermektedir.

  • Bazen mekânda yakınlık anlamında.
  • Bazen inançta yakınlık anlamında.
  • Bazen de derecede ve konumda/mertebede yakınlık anlamında kullanılır. (3/169 -7/206 – 41/38)

Bunun yanında bu kelimenin kendi yanında bulunan şeyi beğenmek, kendi yanında bulunan şey ile övünme yarışına girmek, karşı çıkan, baş kaldıran, muhalefet eden kimse. Hedeften, asıl maksattan sapan/uzaklaşan kimse ve hüküm noktasında yoldan sapan kimse. Bir kişiye ya da nesneye sıkıca yapışmak, ondan ayrılmamak anlamları da bulunmaktadır.[1]

عِنْدَهَا “indeha” kelimesi aynı zamanda mekân zarfıdır. Bu kelime tıpkı meallerde olduğu gibi mekân zarfı olarak kullanıldığında şu anlama gelmektedir.

(عِنْدَ)..  -in yanında, -in katında, -in nezdinde, -in huzurunda.

Nitekim Kur’an’da bu anlamların hepsine dair pek çok örnek bulunmaktadır. Normal şartlarda عِنْدَهَا “indeha” ifadesi bir izafet terkibi yani isim tamlamasıdır. İsim tamlamalarında esas olan şeyin bir ismin diğer bir isme atfedilmesi ile daha anlaşılır hale gelmesini sağlamak olduğunu daha önceki bölümlerde birkaç kere belirtmiştik. Tek başına عِنْدَهَا “indeha” kelimesine mana verilmesi durumunda verilecek mananın kesinlikle “onun yanı, onun huzuru, onun nezdi, onun katı” şeklinde olması gerekmektedir. Bu terkibin “onun yanında” şeklinde mana alması ancak başına bir في harfi cer’inin gelmesi durumunda olmaktadır. Fakat mekân zarflarında bu harfi cer olmasa dahi varmış gibi kabul edilmektedir.

Bu kelimenin Kur’an kullanımlarına bakıldığında “hükmü altında olmak, sahip olmak” manalarının da olduğu görülmektedir. Fakat Yüce Allah’a da atfen gelen bu kelimeye “katından” manası verilmesi birçok ayette mananın ya yanlış anlaşılmasına ya da hiç anlaşılmamasına neden olmuştur.

Al-i İmran 3/37

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا ۖ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا ۖ قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَا ۖ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ۖ إِنَّ اللَّهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir (DİB meali).

Mesela bu ayette yanında bulunan yiyecekleri “bu sana nereden geldi” diye soran Zekeriya’ya cevap veren Meryem هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ demektedir. Mealler tarafından “bu Allah katından” şeklinde çevrilen cümleden, sanki Allah’ın bir katı vardır ve o katta yiyecek deposu vardır, onlar da oradan gelmektedir şeklinde anlaşılmaktadır. Nitekim tefsirlerimizde bu yiyeceklerle ilgili efsanevi anlatımların ardı arkası kesilmemiştir. Allah’ın katındandır demek hiçbir şekilde kendisini bir mekân içinde tasavvur edemeyeceğimiz Yüce Allah’a bir mekân, bir kat vermek anlamına gelecektir. Allah’ın yanı, çevresi, katı gibi onu cisimleştirecek kullanımlar son derece özensiz kullanımlardır. Ayette geçen هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِifadesinden kast olunan şey, yiyeceklerin Yüce Allah’ın hükmü, gücü kuvveti, egemenliği altında olduğudur.

Enam 6/57

قُلْ إِنِّي عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَّبْتُمْ بِهِ ۚ مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ ۚ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ يَقُصُّ الْحَقَّ ۖ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ

De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” (DİB meali)

Mesela; bu ayette geçen مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِcümlesine “sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil” şeklinde mana verilmiştir. Açıktır ki bu cümlede geçen عِنْدِي kelimesinin kast ettiği şey “hükmüm altında değil, benim karar verdiğim bir şey değil” anlamındadır. Yani  عِنْدِي kelimesi bu ayette hükmü altında, idaresinde, anlamında kullanılmıştır. Kelimenin bu şekilde kullanıldığına dair Kur’an’da pek çok örnek vardır.

Enam 6/58

قُلْ لَوْ أَنَّ عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الْأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ ۗ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ

De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir (DİB meali)

Rad 13/43

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا ۚ قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ

İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi bulunanlar yeter” (DİB meali).

Bu ayetin sonunda gelen وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ cümlesine neredeyse tüm meallerde bu mealde olduğu gibi “bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi bulunanlar” şeklinde mana verilmiştir. Takdir edilmelidir ki bilgi kişinin yanında taşıyabileceği bir eşya değildir. Zaten bilgi somut değil soyuttur ve hep insanın aklında olan bir şeydir. O halde “yanında kitap bilgisi olanlar” şeklinde bir çeviri asla doğru olmayacaktır. Bu cümlenin “kitap bilgisine sahip olanlar veya kitap bilgisine vakıf olanlar”şeklinde olmak zorundadır. Aslında bilinen her bilgi kişinin hegemonyasına girmiştir. Yani hükmetme alanıdır. Bilgi, insanın aklına girdikten sonra onun ne zaman nerede ve ne şekilde kullanılacağına insan karar vermektedir. Yani insan adeta bilgiye hükmetmektedir. Bu durum bize عِنْدَهُ kelimesinin buradaki kullanımının “hükmü altında tutmak” anlamında olduğunu göstermektedir.

Sad 38/9

أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ

Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? (DİB meali).

Her ne kadar bu meal anlamaya çalıştığımız kelimeye “yanında” manası vermiş olsa da bundan kast edilen şeyin hükmü altında olmak, sevk ve idare etmek anlamında olduğu açıktır. Daha isabetli meal “Yahut El Aziz, El Vehhab olan Rabbinin rahmet hazineleri onların idaresinde mi?”şeklinde olmalıdır.

Tur 52/41

أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar? (DİB meali).

Kelimeye her yerde “yanında” şeklinde mana vermek tıpkı bu ayette olduğu gibi anlam kargaşasına yol açmaktadır. Çünkü gayb denilen olgu somut bir eşya değildir ki birileri onun yanında ya da o birilerinin yanında olsun. Kaldı ki ayette “ilim” şeklinde bir kelime yoktur. Yani ayetin konusu gayb ilmi değil bizzat gaybın kendisidir. Gayb meselesini daha önceki bölümlerde ele almış ve bunun tüm zamanları kapsayan şeyler olması gerektiğini belirtmiştik. O halde bu ayete “Yoksa o gayb onların hükmündedir bundan dolayı mı onlar yazıyorlar”şeklinde mana verilmesi daha isabetli olacaktır.

Anlamaya çalıştığımız kelimenin manasının hüküm ve idare altında tutmak manası olduğuna dair daha pek çok örnek vermek mümkündür. Fakat bu kadar örnek meselenin anlaşılması için yeterlidir. Bu açıklamalardan sonra anlamaya çalıştığımız Kehf 86. ayetteki cümleye aşağıdaki gibi mana vermek daha isabetli olacaktır.

وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا

Ve onun (kadın liderin) hükmü altında (katında) bir kavim buldu.

 

Ramazan DEMİR

 

[1]R. El İsfahani, El Müfredat AND md.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*