ZÜL KARNEYN -6- İLK YOLCULUK

İZ SÜRMEK

Kehf 18/85

فَأَتْبَعَ سَبَبًا

O da (Batı’ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu. (DİB meali)

Bu mealde parantez içi (batıya yönelmek istedi ve) şeklinde bir cümlenin ayetin Arapça metninde olmadığı, meal müelliflerinin bir takdiri olduğu gayet ortadadır. Sadece iki kelimesi olan bir ayetten “batıya yönelmek istedi ve” gibi bir çıkarım yapılabilmesini mümkün kılacak herhangi bir dayanak bulunmamaktadır. Başvurduğumuz mealler bu iki kelimelik cümleye şu manaları vermişlerdir.

  • O da bir yol tuttu.[1]
  • O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.[2]
  • Ve bu sayede, O da yaptığı her işte, doğru ve meşru araçlara başvurdu.[3]
  • O da bir sebebi izledi.[4]
  • O da bir sebep ve aracın ardına (bir yola) düştü.[5]
  • O da kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.[6]
  • Böylece (o da) bir sebeb (batıya doğru, bir yol) ta’kib etti.[7]

Ayette geçen سَبَبًا sebeben kelimesi üzerinde biraz önce durmuş ve bu kelimeye “istenen bir şeye ulaşmada edinilen aracı” anlamı verilmesinin daha isabetli olacağını belirtmiştik. Bu ayetle ilgili her şeyden önce فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesin başında (ف) fe bağlacı üzerinde durmak gerekmektedir. Zira Arapçada bu bağlacın kelimelerin başına gelmesinin bir hayli geniş anlamı vardır ve başına geldiği kelimeler bu kullanımlara göre anlam kazanmaktadır. (ف) Fe bağlacının kullanımları şu çeşitlerde olmaktadır.

1-    Sıralama belirten (ف) fe bağlacı: Genellikle kelime, sıfat ve cümleler arasında sıralı ve ardı ardına oluş ifadeli bağlantı kurmak için kullanılır. Genelde “önce, sonra, hemen önce, hemen sonra, ilk önce, en son, önceki, sonraki, peşinden, ardı sıra, öncesinden, arkasından manası verir.

2-    Ardışıklık belirten (ف) fe bağlacı: Bağlantı kurduğu çeşitli aktarım birimleri arasında oluş sırası esasına bağlı kalarak anlatma ve bir sonraki aktarımın öncekini sıralı bir düzen içinde takip ettiğini bildirir.“Ardından, akabinden, peş peşe, peşi sıra, yanı sıra” anlamı verir.

3-    Eş zaman belirten (ف) fe bağlacı: Eş zamanlı yapılan iki eylem arasında bağlantı kurmak için kullanılır. Çoğunlukla eşzamanlı eylemlerde bağlanan bağlanılanın sebep olduğu bir sonuç olarak ortaya çıkar. “İşte tam…, aynı zamanda, aynı anda, …sıyla …mesi bir…, tam o sırada, o anda” anlamı verir.

4-    Mutlak ilgi belirten (ف) febağlacı: Mutlak bağlama göreviyle çeşitli yapılar arasında bağlantı kurar. “İşte, artık, binaenaleyh, zira, …ki” anlamı verir.

5-    Cevap ifadesi oluşturan (ف) fe bağlacı: Arapçada şart cümlesine açıklama getirmek için her tür cümle, cevap cümlesi olarak gelemez. Şarta cevap olarak getirilecek cümlenin bazı özellikleri taşıması zorunludur. Bazen de gerekli şartları taşımayan cümleler, cevap cümlesi olabilmek için (ف) fe bağlacının başa gelmesine ihtiyaç duyar. Özel durumlarda cevap cümlesinin başına getirilen (ف) fe bağlacıyla cevap cümlesi oluşturulur. Bu şekildeki (ف) fe bağlacı “…de, …da, …ki” anlamı verir.

6-    (ف) Fe bağlaçlı isim cümlesi: Arapça da isim cümlesi cevap cümlesi olabilecek özellikte olduğu kabul edilmez. Ancak cevap cümlesi olması gerektiğinde başına(ف)fe bağlacı getirilerek bu özellik kazandırılır. Bu şekildeki bağlacı çoğunlukla “…ki” anlamı verir.

7-    (ف) Fe bağlaçlı dilek-istek cümlesi: Dilek-istek cümlelerinde eğer, fiil cezm edilmeye uygun bir durumda değilse, cevap cümlesinin başına (ف) febağlacı getirilir.

8-    (ف) Fe bağlaçlı çekimsiz fiil cümlesi: Fiili çekimsiz olan cevap cümlelerin başına (ف) fe bağlacı getirilmesi zorunludur.

9-    (ف) Fe bağlaçlı olumusuz (ما) ma ile başalayan cümle: Olumsuzluk anlamlı (ما) ma edatıyla başlayan cümlenin cevap cümlesi olabilmesi için cümlenin (ف) fe bağlacıyla bağlantı kurması gerekmektedir.

10-  (ف) Fe bağlaçlı olumsuz (لَنْ) len ile başlayan cümle: Olumsuzluk anlamlı (لَنْ) len edatıyla başlayan cümlenin cevap cümlesi olabilmesi için cümlenin (ف) fe bağlacıyla bağlantı kurması gerekmektedir.

11-  (ف) Fe bağlaçlı anlam ve yapısı mazi cümle: Cümlenin fiili yapı ve anlam olarak mazi olduğunda cevap cümlesi olabilmesi için başına (ف) febağlacı getirilmesi gerekir.

12-  (ف) Fe bağlaçlı gelecek ifade eden cümle: Gelecek ifade eden harflerden (التنفيس) biriyle başlayan cümlenin cevap cümlesi olabilmesi için (ف) febağlacıyla başlaması gerekir.

13-  Sebep sonuç ilişkisi kuran (ف) fe bağlacı: Arapçada (ف) fe bağlacı çoğu zaman sıra ve ardışıklıkla birlikte sebebiyet de ifade eder. Cümleye sebebiyet anlamı katması için bağlanan, bağlanılanın sebep olduğu bir eylemi gerçekleştirmiş olması gerekir. Sebep sonuç ilişkisi kurulan bağlantıda (ف) fe bağlacı cümle üzerinde hem yapısal hem de anlamsal etki kurar. Bu işlevde kullanıldığında açık olarak yazılmasına ihtiyaç duyulmayan fakat varlığı kabul edilen (اَنْ) en edatının (ف) fe bağlacını izleyen fiili nasb ettiği varsayılır. Ancak sebep-sonuç ilişkisini kuran (ف) fe bağlacını takip eden muzari fiiller üzerinde yapısal etkisinin olması için cümlenin sebep bölümünde “emir, yasak, soru, istek, teşvik, beklenti, dua, olumsuz, şart veya cevap” fiilllerinden birinin olması gerekir. Genellikle cümleye “için, …den, …den dolayı, …ki, böylece, de, sonra” anlamı verir.

14-  Açıklama belirten (ف) fe bağlacı: Arapçada anlatılan bir konu ve onun sonuçları ayrıntılı olarak açıklanmak istenildiğinde, konunun girişine eklenecek açıklamalar (ف) fe bağlacıyla bağlanır. Cümleye “bu yüzden, bu sebeple, işte, gerçekten, ne var ki, zira, nitekim”anlamları verir.

15-  Cümle başı başlama belirten (ف) fe bağlacı: Bu bağlaç kendinden sonraki cümleyi, kendisinden sonraki cümleye bağlama işlevi yüklenmez. “Nitekim, artık, işte, gerçekten, ne var ki, zira, elbette” anlamı verir.

16-  Uyarı ifade eden (ف) fe bağlacı: Bağlaçtan sonraki cümlenin hükmü gerçekleşmediğinde ortaya çıkacak sonucun istenmeyen bir sonuç olacağı anlamında bir uyarı niteliği taşır.

17-  Karşıtlık ifade eden (ف) fe bağlacı: (ف) fe bağlacı bazen bağlantıya öğeler arasında farklılık, ayrılık, değişiklik, zıtlık veya düzensizliğin olduğu anlamlarını katabilir.

18-  Sonuç açıklama ifade eden (ف) fe bağlacı: Arapçada bazen şart cümlelerinde bulunan şart edatı ile onun başında bulunduğu fiil hazf edilebilir, hazf edilen bu iki öğenin anlam ve görevlerini cevap cümlesinin başına gelen (ف) fe bağlacı yüklenir. “Nitekim, artık, işte, gerçekten, ne var ki, zira, elbette, fakat” anlamı katar.

19-  Soru edatı bağlam görevli (ف) fe bağlacı: Soru cümlesi ile ondan önce geçen kısım arasında mantıki bir ilişki olduğunda soru cümlesi önceki kısma (ف) fe bağlacı ile bağlanabilir. “Sözün kısası, demek ki… değil, ancak gerçekten, ne var ki, zira, elbette, fakat” anlamı verir.

20-  Söz başı ifade eden (ف) fe bağlacı: Konuya yapılan hazırlık, başlangıç ve girişin yanlış anlaşılmaya sebep olmaması veya konu değişikliğini ifade etmek için (ف) fe bağlacı getirilir. Bu bağlaç cümleye “…e gelince, sözün kısası, demek ki, gerçekten, ne var ki, zira, elbette, fakat, bununla beraber” şeklinde anlam katkısında bulunur.

21-  Eşanlam ifade eden (ف) fe bağlacı: Diğer bağlaçlarda olduğu gibi (ف) fe bağlacı da diğer bağlaçlarla eş anlamlı olarak kullanılabilir.

Bu açıklamalardan sonra anlamaya çalıştığımız فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesinin anlamı başındaki (ف) fe bağlacının bu kullanımlardan birine göre anlam kazanacaktır. Buna göre kelime ya lazım (geçişsiz) ya da müteaddi (geçişli) bir anlama kavuşacaktır.

فَأَتْبَعَ Feetbaa kelimesi ise ت ب ع (t+b+a) kök harflerinden türemiştir ve Kur’an’da bu kökten türemiş 172 kelime bulunmaktadır.

Onun izini ya da adımını takip etti, onu izledi anlamında تَبِعَهُtabiahuve اَتبَعَهُ etbeahu denir. Bu takip etme, izleme kimi zaman bedenle takip etme, izleme şeklinde olur kimi zaman da “emre, buyruğa itaat etme, uyma” şeklinde olur.[8] “Peşine düşüp arkasından ona yetişti” anlamında اَتْبَعَهُetbeahudenir. Filan kişi kendisinden borç olarak alınan malın ödenmesi için filan kişiye gönderildi, havale edildi anlamında اُتبِعَ فُلَانٌ بِمَالٍ denir. تَبِيعٌ Tabiun sözcüğü ise annesini izleme döneminde olan inek yavrusu, buzağı için tahsis edilmiştir. المتبِع Yavrusu tarafından izlenen, takip edilen hayvan.[9]

Kur’an’da ت ب ع (t+b+a) kökharflerinden türemiş kelimeler şu anlamlarda geçmektedir. Takip etmek, tabi olmak,[10] peşinden getirmek, takip ettirmek,[11] takip edilmek, uyulmak,[12] teba, tabi olanlar,[13] izini sürmek,[14] yönelmek,[15] etkilemek,[16] arka çıkmak,[17] peş peşe,[18] yardımcı,[19] yemen krallarının unvanı.[20]

Anlamaya çalıştığımız فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesi “if’al” babında olan bir kelimedir. Önemine binaen bu babtan gelen kelimelerin uğradığı anlam değişikliğini anlamak için, “if’al babının özelliklerinden bahsetmek yerinde olacaktır.

İf’al babının özellikleri:

  1. İf’al babı, lazım[21] fiili müteaddi[22] yapar. Mesela: نَزَلَ الْقُرْآنُ “Kur’an indi.” manasındadır. أَنْزَلَ اللَّهُ الْقُرْآنَ dediğimizde ise mana “Allah Kur’an’ı indirdi.” şeklinde olur. Gördüğünüz gibi, lazım fiil, if’al babıyla müteaddi olmuştur.
  2. İf’al babı, fiilin müteaddiliğini artırır. Yani fiil bir mefulün bih (nesne) alırken, if’al babına girdiğinde iki mefulün bih alır. Mesela:  شَرِبَ الْوَلَدُ الْمَاءَ  “Çocuk suyu içti.” manasındadır. Burada شَرِبَ  fiili müteaddi bir fiildir. Bu fiili if’al babına sokarak: أَشْرَبْتُ الْوَلَدَ الْمَاءَ  dediğimizde ise mana “Çocuğa suyu içirdim.” şeklinde olur. Bu cümlede, الْوَلَدَ  kelimesi 1. mefulün bih;  الْمَاءَ  kelimesi ise 2. mefulün bihtir. Gördüğünüz gibi,  شَرِبَ  fiili if’al babına sokulduğunda müteaddiliği artmış ve iki mefulün bih almıştır.
  3. İfal kalıbına giren fiil, bir değişime – bir yere – bir hale – bir zamana girmek anlamı kazanabilir.

Maide 5/30

فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. (DİB meali)

Mesela bu ayette فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ “böylece ziyan edenlerden oldu” cümlesinde geçen فَأَصْبَحَ fiili “İf’al” babından gelmiştir ve öncesiyle sonrası arasında bir değişimi haber vermektedir. Kelime cümleye; “katil değildi katil oldu, ziyan edenlerden değildi ziyan edenlerden oldu” anlamı kazandırmıştır. Bundan başka bir yere girmek anlamı şu şekilde ifade edilmektedir. اَلْعِراق Irak; – اَعْرَقَ Irak’a girdi; gibi.

  1. İf’al babının bir başka özelliği ise bazı isimlerden fiil türetilmesidir. Mesela; مَطَرٌ yağmur (isim) – اَمْطَرَ yağmur yağdırdı (fiil) gibi.

Bu teknik bilgileri daha basit bir şekilde anlatacak olursak:Üç harfli herhangi bir fiil, bu babın kalıbına sokulduğunda indi, çıktı, girdi, bildi, bindi, yaklaştı yaptı gibi etkisi yapan kişi üzerinde görülen fiiller indirdi, çıkardı, bildirdi, girdirdi, bindirdi, yaklaştırdı, yaptırdı şeklinde değişerek etkisi başkası üzerinde gözüken fiillere dönüşürler.

 نَزَلَ………. İndi            اَنْزَلَ       indirdi.

  رَكِبَ…….. Bindi          اَزْكَبَ       Bindirdi.

 عَلِمَ………. Bildi           اَعْلَمَ         Bildirdi.

 دَخَلَ……… Girdi           اَدْخَلَ       Girdirdi.

  خَرَجَ…….. Çıktı           اَخْرَجَ       Çıkardı.

  قَرَبَ…….. Yaklaştı      اَقْرَبَ       Yaklaştırdı.

 عَجَزَ…….. Aciz oldu    اَعْجَزَ       Aciz kıldı.

 لَبَسَ………. Giydi          اَلْبَسَ        Giydirdi.

Eğer bu baba sokulan kelimeler vurdu, açtı, kırdı, sordu, itti, öldürdü, kesti gibi etkisi bir başkası üzerinde görülen fiillerse, o zaman her fiil mutlaka iki nesne almak durumunda olmaktadır. Mesela, ona değnekle vurdu, kapıyı kilitle açtı, bardağı çekiçle kırdı, ona Ahmedi sordu, onu damdan itti, onu bıçakla öldürdü, saçını makasla kesti gibi.

Kelimenin geçişli anlam almaması ancak önceki cümle ile sonraki cümle arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurulduğunda mümkün olmaktadır. Yani kelimenin önceden öyle değildi, o hale geldi anlamı alabilmesi ancak bir önceki cümlede belirtilen şeyin etkisi ile olmak durumundadır. Bu durumda mealler tarafından bir önceki cümleye verilen anlamı tekrar hatırlamamız gerekecektir.

  • Her şeye bir yol bulma imkânı vermiştik.[23]
  • Her şeyin yoluna yordamına ait ne bilgi varsa vermiştik ona.[24]
  • Onu, her konuda maksadına doğru araçlarla ulaşma bilgisi, kudreti, imkânları ve maharetiyle donattık.[25]
  • Ona her şeyden bir yol vermiştik.[26]
  • Ona (gayesine ulaşmak için) istediği her şeyden bir vasıta (sebep) verdik.[27]
  • Ve her şeyi ona, araç ve gereç olarak verdik.[28]
  • Kendisine her şeye ulaşacağı bilgiyi verdik.[29]
  • Biz ona yeryüzünde yönetim gücünü ve her türlü imkânı verdik[30]
  • Ve ona her şeyden bir sebeb verdik.[31]
  • Ve onu, [ulaşacağı] her şeye doğru araçlarla ulaşma [bilgisiyle]donattık;[32]
  • Ve ona eşyanın yasalarıyla uyumlu araçların (bilgisini) bahşettik;[33]
  • Ve onun ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik.[34]

Bu meallere göre bir sonraki ayette gelen فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesinin “uydu, takip etti, ardından gitti”şeklinde geçişsiz bir anlam alması için işte bu cümleler sebep, bir sonraki ayete verilen aşağıdaki mealler ise sonuç olmak zorundadır. Çünkü فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesine ancak sebep-sonuç ilişkisi kurulduğu durumlarda geçişsiz bir mana verilebilir. Elbette ki bu durumda kelimenin başındaki (ف) fe bağlacı biraz önce kullanım alanlarını belirttiğimiz 13. maddedeki sebep-sonuç bildiren (ف) fe bağlacı olmak zorundadır.

  • O da bir yol tuttu.[35]
  • O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.[36]
  • Ve bu sayede, O da yaptığı her işte, doğru ve meşru araçlara başvurdu.[37]
  • O da bir sebebi izledi.[38]
  • O da bir sebep ve aracın ardına (bir yola) düştü.[39]
  • O da kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.[40]
  • Böylece (o da) bir sebeb (batıya doğru, bir yol) ta’kib etti.[41]

Bu mealleri önceki ayete verilen meallerle ardışık olarak yazdığımızda mesala birinci sıradakiler “Her şeye bir yol bulma imkânı vermiştik[42] (84. Ayet – sebep), O da bir yol tuttu.[43] (85. ayet- sonuç) şeklinde olacaktır. İşte bunu kabul ettiğimizde فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesine uydu, tuttu, yola düştü, araca başvurdu, yol takip etti” şeklinde geçişsiz bir mana verilebilmektedir. Fakat فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesinin başındaki (ف) fe bağlacının sebep-sonuç bildiren bir anlam verebilmesi şu şekildeydi. Cümleye sebebiyet anlamı katması için bağlanan, bağlanılanın sebep olduğu bir eylemi gerçekleştirmiş olması gerekir. Sebep sonuç ilişkisi kurulan bağlantıda (ف) fe bağlacı cümle üzerinde hem yapısal hem de anlamsal etki kurar. Bu işlevde kullanıldığında açık olarak yazılmasına ihtiyaç duyulmayan fakat varlığı kabul edilen (اَنْ) enedatının (ف) fe bağlacını izleyen fiili nasb ettiği varsayılır. Ancak sebep-sonuç ilişkisini kuran (ف) fe bağlacını takip eden muzari fiiller üzerinde yapısal etkisinin olması için cümlenin sebep bölümünde “emir, yasak, soru, istek, teşvik, beklenti, dua, olumsuz, şart veya cevap” fiillerinden birinin olması gerekir.

İşte tüm bunları göz önüne aldığımızda فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesine İf’al babının özelliklerinden olan ve kelimeye “bir hale, bir zamana girmek” üzerinden mana verildiğinde kelimeyi geçişsiz kılan bir anlam verilemeyeceği görülmektedir.

Anlamaya çalıştığımız ayette geçen فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesi kök itibariyle تَبَعَ tebaa fiilinden türemedir. Bu fiil, uymak, tabi olmak, izlemek, takip etmek şeklinde, etkisi bir başkası üzerinde değil, yapan üzerinde görülen lazım (geçişsiz) bir fiildir. Bu kurallar dikkate alındığında ayette geçen فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesinin anlamı takip etti, izledi şeklinde değil, izlettirdi, takip ettirdi, peşinden gönderdi şeklinde olmalıdır.

Konu daha iyi anlaşılsın diye bu kelimenin Kur’an’da aynı babtan gelen diğer kullanımlarından bazı örnekler vermemiz yerinde olacaktır.

Kasas 28/42

وَأَتْبَعْنَاهُمْ فِي هَٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً ۖ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوحِينَ

Bu dünyada onları lânete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır. (DİB meali)

Anlamaya çalıştığımız kelime bu ayette وَأَتْبَعْنَاهُمْ ve etbağ’nehum şeklinde gelmiş ve yukarıdaki meal kelimeye “uğrattık” manası vermiştir. Kelimeye verilen mana her ne olursa olsun, görüldüğü gibi mana geçişli bir hal almıştır. Yani if’al babının özelliklerine uyulmuştur.

Araf 7/175

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ

Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. (DİB meali)

Yine aynı meal, bu ayette فَأَتْبَعَهُ feetbaahu şeklinde if’al babında geçen kelimeye “peşine taktı” manası vermiş, yani ifal babının özelliklerine uymuştur.

Yunus 10/90

وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا ۖ حَتَّىٰ إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنْتُ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi. (DİB meali)

Hud 11/99

وَأُتْبِعُوا فِي هَٰذِهِ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ

Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! (DİB meali)

Bunlar gibi daha onlarca ayette “ifal” babından gelen bu kelime hep, takip ettirildi, uğratıldı, ardından gidildi, peşinden gönderildi” şeklinde çevrilmiştir.[44]Fakat aynı kelime Kehf suresinde 3 defa aynı babtan gelmiş ve hep “takip etti, izledi, uydu” manası verilmiştir. Oysa bu manaya gelen fiil ayette geçtiği şekliyle فَأَتْبَعَ feetbaa değil, başka birçok yerde geçen تَبِعَ tebaa fiilidir.[45]

Kök anlamında geçişsiz (lazım) olan bu fiilin ifal babına gelmesi onun geçişli (müteaddi) bir anlama bürünerek, etkisini bir başkasının üstünde göstermesi gerekmektedir. Kökünde تَبِعَ tebaa uydu, izledi manasında olan kelime فَأَتْبَعَ feetbaa şeklinde ifal babına geldiğinde izlettirdi, takip ettirdi, peşinden gönderdi şeklinde bir anlama bürünmesi gerekmektedir.

Fakat bölüm başında meallerde kelimeye “peşine düştü, başvurdu, yol tuttu” şeklinde geçişsiz (lazım) manalar verildiğini aktarmıştık. İf’al babının özelliklerine göre böyle bir mananın verilmesi ancak öncesi ile sonrası arasında bir değişim olması durumunda mümkündür. Şu hâlde eğer kelimeye bu özellik üzerinden mana verilecekse bunun, daha önceden bir yol tutmamıştı, tutar hale geldi, bir vasıta edinmemişti, edinir hale geldi şeklinde olması gerekmektedir. Mesela; Kasas suresinde anlatılan Musa kıssasında, Musa bir adam öldürmüştür. Bundan dolayı onun önceki haliyle sonraki hali arasında bir değişme olmuştur ve bu, şekilde ifade edilmiştir.  فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. (Kasas 28/18)Yani Musa daha önce bu halde değildi, adam öldürdüğü için bu hale geldi anlamı vermektedir.

Meallerin anlamaya çalıştığımız Kehf 85. ayette geçen فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesine verdikleri “peşine düştü, başvurdu, yol tuttu” şeklindeki geçişsiz (lazım) manaları doğru kabul ettiğimizde, 85. ayet ile 84. ayet arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kurmamız gerekecektir.

فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ

Bu açıklamalardan sonra daha isabetli olduğunu öngördüğümüz Kehf 85. ayetin meali şu şekilde olmalıdır.

Kehf 18/85

فَأَتْبَعَ سَبَبًا

Nitekim bir aracıya iz sürdürdü.

Ayete daha isabetli olduğunu öngördüğümüz bu mana yine “if’al” babının özelliklerine göre iki meful (nesne) alması gerekmektedir. Bu mefullerden biri “bir aracıya” şeklinde çevirdiğimiz سَبَبًا sebeben kelimesidir. Fakat izi sürdürülen ikinci meful belli değildir. Elbette ki burada kimin izini sürdürdü sorusu cevapsız kalmaktadır. İşte hemen bu ayetten sonra gelen ayet kimin izini sürdürdü sorusunun cevabı olacaktır.

Biraz önce meallerimizin bu iki kelimelik ayete, bir yol izledi, bir sebebi takip etti, bir vasıtaya uydu şeklinde mana verdiklerini aktarmıştık. Bu manaların hepsinde ayette geçen سَبَبًا sebeben kelimesi “yol, vasıta, araç, sebep” gibi manalara gelmektedir. Bu manalardan hangisi tercih edilirse edilsin her halükârda سَبَبًا sebeben kelimesi akılsız bir varlık olmaktadır. Kur’an’da تَبِعَ tebaa kökünden türemiş 173 kelimenin (hangi babtan gelirse gelsin) tamamına bakıldığında kelimenin hep; hidayete tabi olmak,[46] şeytanın tilavetine tabi olmak,[47] millete tabi olmak,[48] hevaya tabi olmak,[49] resule tabi olmak,[50] kıbleye tabi olmak,[51] şeytanın adımlarını izlemek,[52] Allah’ın indirdiğine uymak,[53] ataların izine uymak[54] gibi, bilinçli bir takip gerektiren şeylerle alakalı geldiği görülecektir.

Meal ve tefsirlerimizin bu ayete “bir yolu izledi, bir sebebi izledi, bir yol tuttu”şeklinde mana vermeleri, şu anlama gelmektedir. Zel-karneyn nereye götürdüğü, karşısına ne çıkacağını bilmediği bir yolu izlemekte sonuçta tesadüfen güneşin kara balçık gibi bir çamurun içinde battığı bir yere gelmekte ve orada da yine tesadüfen bir kavim bulmaktadır. Oysa فَأَتْبَعَ feetbaa kelimesi tam olarak bilinçli olmayı gerektiren bir anlama sahiptir. Bu kelimeye rasgele bir yola girdi ve rasgele o yolda yürüdü şeklinde bir anlam verilmesi mümkün değildir. Kaldı ki yol, sebep vasıta gibi akılsız ve iradesiz varlıklara ittiba edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki yol, sebep, vasıta gibi şeyler tabi olunan, ulaşılmak istenen, uyulmak istenen şeyler değil tam tersi ulaşılmak istenene götüren vesilelerdir. Ayete meallerde olduğu gibi mana vermek, vesile olanı asıl amaca çevirmek anlamına gelecektir. Yani bunlar izlenecek, peşinden gidilecek, tabi olunacak şeyler değil, izlenilene, takip edilene, tabi olunana götüren şeylerdir.

 

Ramazan DEMİR

 

[1]A. Bayındır, A. Varol, A. Bulaç, B. Bayraklı, TDV, E. Yüksel, K. Çelik, Ş. Piriş.

[2]A. Baki Gölpınarlı, A. Fikri Yavuz, DİB, S. Yıldırım, H. B. Çantay.

[3]A. Parlıyan, A. Tekin, M. Esed

[4]Y. Nuri Öztürk, Ü. Şimşek, M. Türk, Elmalılı.

[5]Bahaeddin Sağlam.

[6]M. İslamoğlu.

[7]Hayrat Neşriyat.

[8]Mesela bkz; 2/38, 102, 168; 36/20, 21; 20/123; 7/3; 26/60, 111; 12/38; 45/18; 44/23; 38/26; 18/66; 31/15; 28/42; 23/44

[9]R. El İsfahani, El Müfredat TBA md.

[10]Bkz. Kur’an; 2/38, 102, 120, 166, 167, 170, 178, 262, 263; 3/20, 53, 55, 68, 73, 162; 7/18, 157, 175, 176, 203; 10/90; 14/36; 20/78; 13/37

[11]Bkz. Kur’an; 2/262; 77/17

[12]Bkz. Kur’an; 11/60, 99; 19/35

[13]Bkz. Kur’an; 14/21; 40/47

[14]Bkz. Kur’an; 44/23; 26/52

[15]Bkz. Kur’an; 2/143, 145

[16]Bkz. Kur’an; 7/715

[17]Bkz. Kur’an; 17/69

[18]Bkz. Kur’an; 58/4; 4/92

[19]Bkz. Kur’an; 17/69

[20]Bkz. Kur’an; 44/37; 50/14

[21]Lazım fiil: Mefulün bih sarihe ihtiyaç duymayan, yapılan işin failde kaldığı fiillerdir. Yani geçişsiz fiildir. Başka bir ifadeyle lazım fiil: Türkçede nesne almayan fiil demektir. Mesela:  حَضَرَ التَّلاَمِيذُ “Öğrenciler geldi.” manasındadır. Bu cümledeki  حَضَرَ fiili lazım bir fiildir. Cümle, bir fiil ve failden meydana gelmiştir. Anlam bu ikisi ile tamamdır. Mefulün bihe ihtiyaç yoktur. Duyan kişinin aklına cümle ile ilgili başka bir soru gelmez. O halde حَضَرَ fiili lazım bir fiildir..

[22]Müteaddi fiil: Mefulün bih sarihe ihtiyaç duyan, yapılan işin mefule geçtiği fiillerdir. Yani geçişli fiildir. “Neyi?” ve “Kimi?” sorularına cevap verir. Başka bir ifadeyle müteaddi fiil: Türkçede nesne alan fiil demektir. Mesela:  شَرِبَ الطِّفْلُ الْمَاءَ “Çocuk suyu içti.” manasındadır. Bu cümledeki  شَرِبَ fiili müteaddi bir fiildir. Şöyle ki:  شَرِبَ الطِّفْلُ الْمَاءَ cümlesinden  الْمَاءَ  kelimesini kaldırdığımızda cümlede bir eksiklik meydana gelir.  شَرِبَ الطِّفْلُ “Çocuk içti.” denildiğinde, “Çocuk neyi içti?” sorusu aklımıza gelir. Bu sebeple  شَرِبَ fiili mefulün bih sarihe ihtiyaç duyduğu için müteaddi bir fiil olmuş olur.

[23]A. Bayındır.

[24]A. Baki Gölpınarlı, Abdullah Parlıyan

[25]Ahmet Tekin.

[26]Ahmet Varol, Ali Bulaç

[27]A. Fikri Yavuz, Süleyman Ateş.

[28]Bahaeddin Sağlam.

[29]B. Bayraklı, Mehmet Türk

[30]Edip Yüksel.

[31]Elmalılı, H. Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, Kadri Çelik, Ö. Nasuhi Bilmen, Y. Nuri Öztürk.

[32]M. Esed.

[33]M. İslamoğlu.

[34]Suat Yıldırım.

[35]A. Bayındır, A. Varol, A. Bulaç, B. Bayraklı, TDV, E. Yüksel, K. Çelik, Ş. Piriş.

[36]A. Baki Gölpınarlı, A. Fikri Yavuz, DİB, S. Yıldırım, H. B. Çantay.

[37]A. Parlıyan, A. Tekin, M. Esed

[38]Y. Nuri Öztürk, Ü. Şimşek, M. Türk, Elmalılı.

[39]Bahaeddin Sağlam.

[40]M. İslamoğlu.

[41]Hayrat Neşriyat.

[42]A. Bayındır.

[43]A. Bayındır, A. Varol, A. Bulaç, B. Bayraklı, TDV, E. Yüksel, K. Çelik, Ş. Piriş.

[44]Kelimenin İf’al babından gelen diğer kullanımları için bkz: 11/60; 23/44; 15/18; 37/10; 20/78; 26/60; 77/17

[45]Kelimenin bu kullanımı için bkz: 2/38; 3/73; 7/18; 17/63; 38/85; 14/36; 2/145

[46]2/38

[47]2/102

[48]2/120

[49]2/120

[50]2/143

[51]2/145

[52]2/168

[53]2/170

[54]2/170

2 yorum

  1. Sitenizi twitterda sabırım 4 5 ay önce farkettim ve ara okuyorum… rabbim azminizi artırıp yolunuzu dosdoğru kendi yolu tutsun… olayları algılama ve kuranı anlamamda destek oluyor… Allah razı olsun…

    • Allah hepimizden razı olsun. Burada ifade edilmeye çalışılanlar, yazar ve editörün Kur’an’dan çıkarımlarıdır. Daha iyi bilenler tarafından, Vahye dayalı olarak her türlü desteğe ve eksiklerinin giderilmesine ihtiyaç vardır. Kendimizde fark olarak gördüğümüz şey, İsrailiyat kurgusu ile önümüze konan dini müktesebattan bu kurguyu ayıklayarak düşünmek ve ayetleri yapay kurgulardan arındırmaya çalışmaktır. Bunun tek ve zorunlu yöntemi; Kur’an’ı Kur’an ile anlamaktır… Zira en sıradan bir yazar dahi kitabında anlattığı hikaye, tanım ve kahramanları kitabında kendi açıklar. Allah da Hud 11/1-2’de; “başkasına kul olmamamız için kitabı kendisinin açıkladığını” açıkça belirtmiştir. Ancak her ne hikmetse müktesebatımızın bize aktardığı bilgiler, Kur’an ile irtibatı vahiy çerçevesinde asla kurulamayacak rivayetler ile kurgulanmıştır. İşin en kötü yanı ise Kur’an’ı Kur’an ile anlamalıyız diyerek öne çıkanların da bu söylemlerine sadık kalmayarak içine düştükleri ikilemi aşamamalarıdır…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*