YAKUP ve YUSUF

Not: Bu yazı yürütülmekte olan YUSUF KISSASI başlıklı çalışmadan alıntılanmış bir bölümdür.

 

Kur’an’da dağınık bir şekilde anlatılan İsrail oğulları kıssalarını, kronolojik bir okumaya tabi tutmak isteyen birinin başlangıç noktası hiç şüphesiz Yakup olmalıdır. Zira tüm İsrail oğulları kıssaları aslında O’nun evlatlarını anlatır. Kur’an’da ismi 16 defa geçen Yakup hakkında en detaylı kıssa ise Yusuf kıssası bağlamında anlatılır. Diziliş sırasına göre on ikinci sırada olan sure adını her ne kadar Yusuf’tan almışsa da o kıssada sadece Yusuf değil aynı zamanda babası Yakup ve tarih boyunca İsrail oğulları diye anılacakların ilk ataları olan kardeşlerinin de kıssasıdır. Kur’an’ın “kıssaların en güzeli”[1]dediği bu sure aynı zamanda, bir kıssanın başından sonuna kadar bir seferde anlatıldığı tek suredir. Kur’an’da 27 defa geçen Yusuf isminin 25 tanesi bu surede geçmektedir.[2]

Yusuf’un başından geçen birçok olayla birlikte bir kadının da onun nefsinden murad almaya kalkışmasının anlatıldığı bu sure etrafında çok fazla edebiyat ve efsane oluşturulmuştur. Hatta sırf bu yüzden daha hicri birinci yüzyılda ortaya çıkan bazı fırkalar tarafından; “Yusuf suresi bir aşk hikayesidir!” denilerek Kur’an’dan sayılmamıştır.[3]Bu sureyi aşk hikayesidir deyip Kur’an’dan saymayan haricilere her ne kadar sapık denmişse de kıssayı bir aşk hikayesi gibi anlatanlara hiçbir eleştiri getirilmemiştir.

Esasen Kur’an kıssalarına öğüt alınacak meseller, hikmet çıkarılacak hikayeler gözüyle bakmanın bir sonucu olan parçacı yaklaşım, Yusuf kıssasının her adımından bir nasihat çıkarmıştır. Hepsi de müellifinin kıssadan anladıklarının yorumundan başka bir şey olmayan bu nasihatler elbette ki dikkate almaya değerdir.

Fakat; İsrail oğulları hakkında hem de bir kronoloji takip edilerek anlatılan bu uzun kıssanın, İsrail oğullarının Kur’an’da anlatılan upuzun tarihi üzerinde bir etkisi olmaması tuhaftır?

Her nedense, bu kıssanın diğer İsrail oğulları kıssaları ile hiçbir bağı kurulmadığı gibi bu uzun kıssanın Kur’an’ın hiçbir yeriyle bir bağı da kurulamamıştır!

Halbuki kıssa içindeki hadiselere çeşitli sorular sormak, bu nasihatlerin çok daha ötesinde bazı çıkarımlar yapmayı ve sayısız bağları ortaya çıkarmayı mümkün kılacaktır.

Ne yazık ki işi gücü sırf din üzerine fikir geliştirmek olan ilahiyatçıların; Kur’an’ı dikkate almadan Kur’an kıssalarına tarihi gerçekliğinden sıyrılmış darb-ı meseller gözüyle bakmaları ve bu tezlerini ispatlamak için de hacimli kitaplar[4]ile müktesebat üretmeleri Kur’an gerçeklerinin anlaşılmasının önüne set çekmektedir.

Bunlara göre Yusuf’un kuyuya atılmasında çıkarılması gereken çok büyük dersler vardır ama o kuyunun İsrail oğulları tarihinde bir etkisi ve diğer kıssalar ile herhangi bir bağı yoktur!.. Nefsinden murad almak isteyen güzel bir kadından kaçan delikanlı Yusuf’un, arkadan yırtılan gömleğinden çıkarılacak onlarca nasihat vardır ama o gömleğin diğer İsrail oğulları kıssaları üzerinde bir etkisi yoktur! Yusuf’un tahta çıkmasının en başta gördüğü rüya ile bir bağı vardır ama tahta çıkmış Yusuf’un sonradan köle haline gelmiş İsrail oğulları ile bir ilişkisi söz konusu değildir!

Bu tür yaklaşımlar, Kur’an’da anlatılan kıssaları sadece ahlaki çıkarımlarda bulunulacak tarih kesitleri ya da misaller konumuna düşürmektedir. Sonuçta, kıssalara nasihat elde edilmesi gereken hikâye parçaları gözüyle bakma anlayışı, kıssaları birbirinden kopuk parçalar halinde anlamayı da beraberinde getirmiştir.

Şu bilinmelidir ki; Kur’an 77.437 kelimeden oluşmuş bir kitaptır ve bu kelimelerin hepsinin birbiriyle çok sıkı bağı vardır. Her bir kelimenin -ki isterse tüm Kur’an’da tek bir defa geçmiş olsun- diğer kelimelerle çok sıkı bağı bulunmakta ve her bir bağ anlamları belirleyici kılmaktadır. Kur’an’da boşa sarf edilmiş, anlamı olmayan, diğer kelimelerle bağı bulunmayan ya da anlama katkısı olmayan tek bir harf dahi yoktur. İster tek bir kere isterse yüzlerce kere geçsin her kelimenin anlama katkısı eşit düzeydedir.

Kelimelerin birbiriyle sıkı bağları olduğu gibi kıssaların da birbiriyle sıkı bağı vardır. Bu bağlar; Kur’an kelimeleri ve kıssalarda geçen yer/kişi isimleri ile ancak Kur’an’ı Kur’an ile anlama çabası içinde bulunabilir.

Bu yöntemle anlamaya çalışacağımız İsrail oğulları kıssaları için en uygun başlangıç Yakup, Yusuf ve kardeşlerin anlatıldığı Yusuf suresidir. Şüphesiz bu sure ile ilgili yapacağımız çalışma; bu kıssanın tarihi kronoloji içeresinde kendinden önceki zaman diliminde anlatılan kıssalarla nasıl bir bağının olduğu ve kendisinden sonra anlatılan kıssalara hangi temel unsurları aktardığını tespit etme ile sınırlıdır. Bu yüzden kıssadaki her ayet ve kelimenin üzerinde tüm detaylarıyla durulmayıp konumuzla ilgili kısımları irdelenecektir.

Şüphesiz ki kıssanın öncesi ve sonrası ile olan bağları bizim anlatabileceklerimizin çok üzerindedir. Yakup ve Yusuf’un anlatıldığı kıssanın kendisinden sonraki kıssalarla nasıl bir bağının olduğunu anlamak için kronolojik zaman dilimi içerisinde onlardan daha önce yaşamış ve kendisinden sonrası için kalıcı ilkelerin belirlendiği İbrahim (as)’e de bakmak gerekecektir.

Kur’an Yakup’un dedesi İbrahim’in kıssasını birçok yerde anlatır. Canlı olarak ateşe atılmak da dahil Yüce Allah tarafından çok çeşitli imtihanlara tabi tutulan İbrahim (as) tüm aşamalardan Yüce Allah’ı razı edecek şekilde başarıyla çıkmıştır.

Bakara 2/124

وَإِذِ ابْتَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ ۖ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا ۖ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي ۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ

Bir zamanlar Sahibi (Rabbi), İbrahim’i bir takım sözlerle (emirlerle) imtihan etmiş, o da tam başarı göstermişti. Sahibi (Rabbi) ona: “Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım!” dedi. O “Soyumdan da olsun!” deyince, “(Olur, ama) yanlış yapanlar, sözümün kapsamına girmez.” dedi.

Yıpratıcı imtihanlar sonucunda Yüce Allah İbrahim’i tüm insanlığa imam yapacağını bildirmiştir. O da, aynı imamlığın kendi soyu arasından gelenleri de kapsamasını dilemiştir.

Hadid 57/26

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَاهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ ۖ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

Nuh’u ve İbrahim’i elçi olarak gönderen biziz. İkisinin soyunu Nübüvvet ve kitapla görevlendirdik. O iki soydan gelenlerin bir kısmı doğru yoldadır, bir çoğu da yoldan çıkmıştır.

Sonuçta daha İbrahim (as) hayattayken kendisinden sonra gelecek elçilerin kendi soyundan çıkacağı ona bildirilmiştir. Zira o, Allah’tan bunu dilemiş dileği de kabul edilmiştir. Daha kendisi hayattayken henüz doğmamış oğlu ve torununun Allah elçisi olacağı ona müjdelenmiştir.

Saffat 37/112

وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ

Bir nebi ve salih bir kişi olarak ona İshak’ı müjdeledik. 

Ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla İshak ve Yakup sadece İbrahim’e değil İbrahim’in karısına da müjdelenmiştir.

Hud 11/71

وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَاقَ وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَاقَ يَعْقُوبَ

Karısı ayakta duruyordu; hemen gülüverdi. Biz de ona İshak’ı, İshak’ın arkasından da Yakub’u müjdeledik. 

Böylece İbrahim (as)’a daha doğmamış çocuğundan Yakup diye bir torunları olacağı ve onun da Allah resulü olacağı çok önceden bildirilmiştir. İbrahim, ardından gelecek resullerin de kendi soyundan çıkacağını bilmektedir.

Geleneksel anlayışa göre, geleceği önceden bildirilen tek elçi Muhammed[5](a.s)’dir. Oysa Kur’an bu bilgiyi doğrulamaz. İshak ve Yakup da daha doğmadan müjdelenen elçilerdendir. Bunun yanında İsa[6]ve Yahya[7]da daha annelerinin karnına bile düşmeden müjdelenmiş olan elçilerdir.

Nebilerin İbrahim soyundan çıkacağı bilgisini Yakup (as)’un bilmiyor olmasına da imkân yoktur. Hatta kendi çocukları içinden bir Allah elçisi çıkma beklentisi içine girmemiş olmasına da imkân yoktur. İbrahim soyundan gelecek her resulün çocuklarının illa da Allah resulü olacağına dair bir kural yoktur. Gelecek Resullerin belirlenmesi elçilerin ellerinde de değildir. Evet İbrahim soyu seçilmiştir ama bu soyun içerisinden ne zaman ve ne şekilde elçi geleceği sadece Allah tarafından planlanabilir bir durumdur.

Yakup ve Yusuf kıssasının arka planında ataları İbrahim’in kendisi ve soyunun insanlara imamlar kılınması yatmaktadır. Hatta bu arka plan, sadece Yakup ve Yusuf’la sınırlı değildir. İbrahim’den sonra gelen tüm elçilerin arka planında bu gerçek vardır. İbrahim’den sonra gelen tüm elçilerin hepsinde bulunan bu arka plan, hepsini birbirine bağladığı gibi mücadelelerine de yön vermiştir.

Mesela Yakup, Yusuf’un rüyasını İbrahim’le belirlenen bu arka plan üzerinden te’vil etmiştir.

Yusuf 12/6

وَكَذَٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَىٰ أَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Bu böyle olur; demek ki Rabbin seni seçecek ve olayların yorumunu (te’vilini) öğretecek, daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine olan nimetini de tamamlayacak. Senin Rabbin bilir, doğru kararlar verir.” 

Yine babası Yakup gibi Yusuf da düştüğü zindanda kendisini tanımlarken atası İbrahim ile başlayan şu arka plan tarif edilir.

Yusuf 12/38

وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَائِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ ۚ مَا كَانَ لَنَا أَنْ نُشْرِكَ بِاللَّهِ مِنْ شَيْءٍ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

Ben atalarımın dinine uymuş bulunuyorum; İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un dinine… Bizim herhangi bir şeyi Allah’a ortak saymaya hakkımız olamaz. İşte bu (Allah’ın ortağının olmaması), O’nun bize ve bütün insanlara olan büyük lütfudur. Ama insanların çoğu bunun kıymetini bilmez. 

Aslında Kur’an’daki tüm kıssaların arka planında bu gerçek yatmaktadır. Yakup ve Yusuf kıssası bu arka plan olmadan anlaşılamaz. Anlaşılamadığı gibi Kur’an’ın kıssaların en güzeli dediği Yusuf’un ataları İbrahim ve İshak’la ve kendisinden sonra gelen tüm elçilerle olan bağları da kopar.

Nitekim öyle de olmuş, Kur’an’ın inişinden kısa bir süre sonra kıssaya aşk hikayesidir denmiş ve hatta Yusuf suresinin Kur’an’dan olmadığı[8]bile iddia edilmiştir. Bu yaklaşım tarihte kalmamış günümüzde de kimi akademisyenler tarafından dillendirilir olmuştur.

Bu yaklaşımın kendini dayandırdığı noktalar göz önüne alındığında gerçekten de Yusuf kıssası tefsir ve meallerde anlatıldığı şu şekliyle Kur’an’ın hiçbir yeriyle bağı olmayan, içinde aşk ve maceranın bulunduğu, hikmetli birtakım nasihatlerin çıkarılacağı mistik bir masala benzemektedir. Yakup bu masalın beyaz sakallı, bilge ve gizemli, oğluna aşırı düşkün, gözü yaşlı ihtiyar babası, Yusuf ise dillere destan güzelliği olan yakışıklı prensidir.

Biraz abartı gibi duran bu benzetme, tarihselci olarak tanınan ilahiyatçıların, “kıssalar öğüt alınsın diye anlatılmış tarihi enstanteneler, gerçekliği olmayan darbı mesellerdir” söyleminin sonucudur. Aşağıda bir meal çalışmasından alıntılanmış, Yusuf suresinin girişinde yer alan pasaj şöyledir.

“Surenin nüzul sebebiyle ilgili farklı rivayetler varsa da Mekkeli müşriklerin zulmüne maruz kalan Hz Peygamber ve müminleri teselli için indirildiği kesin gözükmektedir[9]”.

Görüldüğü gibi müellife göre kıssanın Kur’an içindeki değeri, “teselli olsun” diyedir. Kur’an kıssalarını teselli için anlatılmış birbirinden kopuk parçalar olarak gören bu anlayış, elbette kıssalar arasında kopmaz bağların olduğunu görmeyecek, İsrail oğullarının ilk atalarının kıssası olan Yusuf suresinin, tüm İsrail oğulları kıssalarına nasıl yön verdiğini hiç araştırma konusu dahi yapmayacaktır. Bu anlayışa göre her ikisi de Mısır’da resullük yapmış Yusuf ile Musa arasında bir bağ yoktur. Kıssada bahsi geçenler İsrail oğullarının ilk ataları olmalarına rağmen Kur’an’da anlatılan diğer İsrail oğulları kıssalarının üzerinde de bir etkisi ve bağı yoktur ve olması da gerekmez!

Ne yazık ki bu sığ yaklaşımlarla Kur’an kıssalarının ele alınması onları sadece teselli alınacak masallara çevirmiştir.

Elbette Kur’an’ın teselli veren bir yanı vardır. Ama kıyamete kadar hayatın her alanında insanlığa hidayet etsin, onları her zaman karanlıklardan aydınlığa çıkarsın, aralarında çıkan anlaşmazlıkları çözsün, dünya ve ahiret mutluluğunun yolunu göstersin diye gönderilmiş Kur’an sadece teselli vermenin çok ötesinde, gerçekleri içermektedir.

Kur’an kıssalarını teselli alınacak darb-ı meseller mantığıyla anlamaya çalışmak, hiç şüphesiz İsrailiyat ve rivayetlerin kıssayı sunuş biçimlerinin oluşturduğu hazır şablonların etkisiyledir. İsrailiyat ve rivayet kültü; Yusuf kıssasını ihtiyar bir babanın, yakışıklı oğluna olan aşırı sevgisini kıskanan kardeşler temeli üzerine oturtmuştur. Bu kıssanın baş aktörleri olan Yakup ve Yusuf’un Allah resulleri olması hikâyeyi süsleyen bir motif gibi durmuş, olaylar vahyin yön verici etkisi olmadan kendi halinde akıp gitmiştir…

Kıssayı bu çerçeveye hapseden İsrailiyat ve rivayetler üzerinden tefsir etmeye ve meal yazmaya kalkışan müellifler, kıssayı daha detaylandırmak ve bağrında yatan gerçekleri(!) ortaya çıkarmak için bazı soruları sormayı da ihmal etmemiştir.

Mesela; bu kıssaya neden “ahsenel kasas-kıssaların en güzeli” dendiği sorulmuş ve şu cevaplar verilmiştir.

Bu kıssanın ihtiva ettiği ibret ve hükümler diğer kıssalarda yoktur. Bundan dolayı bu kıssaya kıssaların en güzeli denmiştir.

Yusuf’un kardeşlerinin eziyetlerine güzel bir şekilde sabretmesi ve onları güzel bir şekilde affetmesinden dolayı bu kıssaya kıssaların en güzeli denmiştir.

Peygamberlerin, salihlerin, meleklerin, şeytanların, cinlerin, insanların, hayvanların, kuşların, hükümdarların ve yönettiklerinin, tüccar, ilim adamları ve cahillerin, kadınların ve kadınların hilelerinin söz konusu edilmesi ve tevhid, fıkıh, siyer, rüya tabiri, siyaset, muaşeret, iktisat gibi hem dine hem dünyaya yarayacak pek çok faydalı huşular bulunmasından dolayı bu kıssaya kıssaların en güzeli denmiştir.

Kıssada sözü edilen herkesin mutlu sona ulaşmasından dolayı kıssaya kıssaların en güzeli denmiştir[10].

Bu cevapların hepsi rivayetlerin içinden derlenip toparlanmış ama kıssaya neden “kıssaların en güzeli” dendiği Kur’an’a sorulup cevabı da onun vermesine müsaade edilmemiştir.

Yusuf’un atıldığı kuyunun Arapçadaki الtakısıyla, yani bilinirlilik (marife) takısıyla gelmesi gözden kaçmamış ve herkesçe bilinen bu kuyunun nerde olduğu sorusu da sorulmuştur. Cevaben; Yakup’un evinden üç fersah uzaktaki bir kuyu veya Beyt-i Makdis kuyusu veya Ürdün arazisinde bir kuyu[11]şeklinde mülahazalar (ki bu cevapların hepsi İsrailiyat kaynaklıdır) ileri sürülmüştür. Sonuçta konu bilinsin diye sorulan soru, daha bilinmez bir hale büründürülmüştür. Benzer daha nice örnekler verilebilir.

Şüphesiz bir şeyi daha iyi anlamanın yolu soru sormaktır. Ama bir konuda soru Kur’an’a sorulup, cevapları rivayet ve İsrailiyat üzerinden veriliyorsa, üstelik Kur’an’ın vereceği cevapların da bunlar olduğu söyleniyorsa ortada bir sorunun olduğu gayet açıktır.

Halbuki Kur’an, öz güveni son derece yüksek bir kitaptır. Bu özgüvenini, şüpheci davranarak “Kur’an insanlar tarafından da yapılabilir/yazılabilir” diyenlere defaatle meydan okuyarak göstermiştir.

Bakara 2/23

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Kulumuza (Muhammed’e) parça parça indirdiğimiz şeyden şüpheniz varsa Allah ile aranıza koyduğunu ulu kişilerinize yalvarın da ondakine denk bir sure getirin. İddianızda haklı iseniz yaparsınız! 

İsra 17/88

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَىٰ أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَٰذَا الْقُرْآنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا

De ki “Bu Kur’ân’ın bir benzerini çıkarmak için insanlar ve cinler toplansalar benzerini çıkaramazlar; isterse sırt sırta vermiş olsunlar.” 

Kendisine bu kadar güvenen bir kitap, ne kadar zor ve karmaşık olursa olsun sorulan her soruyu cevaplamaya muktedir olmalıdır. Burada anlaşılması ve hatta iman edilmesi gereken şey Kur’an’ın kendisine sorulacak hiçbir soruyu cevaplamaktan kaçmayacağı ve kimseye muhtaç olmadığıdır. Kimse Kur’an’ın hamisi, koruyucusu ya da noter memuru değildir. O El Ğaniy olan Yüce Allah’ın sözüdür. Yaratılmış her şey Yüce Allah’a her daim muhtaçtır. Kendisine bu kadar muhtaç olunmasına rağmen O daima ulaşılması en kolay olandır. O’nun pak sözleri de hedefine (insan idraki) ulaşmada kimseye ihtiyaç duymayan ama herkesin O’na muhtaç olduğu, kolay ulaşılır olduğu halde hiç kimsenin O’na zarar veremeyeceği bir yapıdadır.

İşte bu durum Kur’an kıssaları üzerinden çıkarılan her sorunun cevabının yine Kur’an’da aranmasını zorunlu kılmaktadır. İnsanlar ve cinlerin toplanıp benzerini yapamayacakları bir kitabın açıklamasını ve ondan çıkan soruların cevaplarını bir başkasının vermesi istenilse bile mümkün değildir.

Belge değeri taşıyan tarihi bulgular, rivayetler hatta İsrailiyat bile yerine göre bir bilgi kaynağı olabilir. Fakat buralardan gelen bilgiler ne kadar sağlam olurlarsa olsunlar asla Kur’an onların peşine takılacak değildir. Tam tersi tüm bilgiler Kur’an’ın peşine takılmalı, Kur’an’dan onay alınca değer taşımalıdır. Onlar Kur’an için bir açıklama getiremezler ama tam tersi Kur’an onlar için bir açıklama mutlaka getirmiştir.

İsrailiyat’ın Kur’an’da geçen kıssaları daha iyi anlamak için sık sık başvurulan kaynak haline gelmesinin en temel sebebi Kur’an’da adı geçen tüm Allah elçilerinin kıssaların Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında özellikle Tevrat ve İncil’de de anlatılıyor olmasıdır. Kur’an’da anlatılan kıssalarla Tevrat ve İncil’de anlatılan kıssalar karşılaştırılmalı okunduğunda, İsrailiyatın özellikle isim, yer ve zaman bildirimlerinde daha açık olduğu görülecektir. Mesela neredeyse 100 ayetle anlatılan Yakup, Yusuf ve kardeşler kıssasında hiçbir kardeşin ismi geçmez. Kardeşlerin ismi geçmediği gibi, farklı annelerden oldukları Kur’an tarafından da desteklendiği halde annelerin ismi de geçmez. Yusuf’un atıldığı kuyunun yeri, onu satın alan aziz ve karısının isimleri, o zaman ki kralın adı vs de geçmez.

Fakat aynı kıssa Tevrat’tan okunduğunda rüya gördüğü anda Yusuf’un yaşından,[12]koyun otlatmaya gittikleri yerin adından,[13]Yusuf’u kuyudan çıkaran kervanın kimler olduğundan hatta kervanın yükünün ne olduğundan,[14]onu satın alan Aziz’in ve karısının adından[15]ve daha birçok ince ayrıntıdan bahsedildiği görülecektir. Bu durum sanki Tevrat’ın kıssaları daha iyi anlamada ve açıklamada yardımcı olacağı fikrini de beraberinde getirmiştir. İşte müfessir ve tarihçilerimizin İsrailiyat’a sık sık başvurmalarının arka planında bu durumu yatıyor olsa gerektir.

Tevrat’ın muharref olduğunu daha baştan kabul eden müelliflerimiz kendilerince bu başvurularında seçici olmuşlardır. Mesela Tevrat’ta elçilere atfedilen Nuh’un (haşa) içki içmesi, Lut’un (haşa) kızlarıyla zina yapıp hamile bırakması, Yakup’un (haşa) Tanrı ile güreşmesi, Yakup’un (haşa) ikiz kardeşini aldatması veya her şeyi altı günde yaratan Tanrı’nın (haşa) yedinci gün dinlenmesi gibi konulara şiddetle karşı çıkmışlardır. Yani Kur’an’la çeliştiği bariz olan konularda asla Tevrat’a itibar etmemiş ve üstelik bunların Yahudi bilginler tarafından Tevrat’a sonradan dahil edildiğini söylemişlerdir.

Ancak ilk bakışta Kur’an’la çelişmediği sanılan birçok konuda, İsrailiyat’a başvurmakta ise herhangi bir beis görmemişlerdir. Mesela; Yusuf kaç yaşında kuyuya atıldı, kaç yıl zindanda kaldı, kiminle evlendi, kaç çocuğu oldu, kaç yaşında öldü, kardeşlerin adları, olay olduğu sırada Yakup’un yaşı, zindanda rüya görenlerin kralın neyi oldukları gibi…

Görünüşe bakıldığında bu ve bunlar gibi küçük detayların Kur’an’da anlatılan Yusuf kıssasıyla çelişmediği, bunların alınmasında herhangi bir mahsurun olmadığı izlenimi oluşmaktadır.

Herhalde yanılgı da burada başlamaktadır!..

Kur’an, Tevrat’ın tahrif edildiğini çok sık olarak tekrarlamaktadır. İlahi olsun ya da olmasın geçmişten gelen bir bilginin tahrif edilip başka bir hale sokulması kesinlikle gelinen son durumu meşrulaştırmak içindir. Mesela; Yüce Allah’ın insanlık için toplanma yeri, emin belde, kutsal belde, insanlığın istikameti olarak belirlediği yer hiç şüphesiz “Mescid’il Haram” dır. Yüce Allah Musa’yı burada elçiliğe seçmiş ve Mısır’da sapkınlık ve zulüm altında ezilen İsrail oğullarını Mısır’dan çıkardıktan sonra buraya yani Mescid’i Haram’a getirme görevi yüklemiştir. Musa önderliğinde Mısır’dan Mescid’i Haram’ın hemen yanı başına kadar gelen İsrail oğulları Yüce Allah’ın emrine muhalefet etmiş ve arkalarını dönüp gitmişlerdir. Arkalarını dönüp giden bu topluluk daha sonradan kendi durumlarını meşrulaştırmak için Allah’ın bildirmediği yepyeni kutsal bir belde uydurmuşlardır. Bu uydurmalarını meşrulaştırmak için de Musa’nın kitabını tahrif etmiş ve hatta Musa’nın da gelmeye çalıştığı yerin kendi uydurdukları bu kutsal belde olduğunu söyleyerek Musa’nın yeryüzünün tek kutsal beldesi olan Mescid’i Haram ile bağını koparmışlardır.[16]

Elbette böyle bir tahrifi yapmak için Musa kıssasını yeniden yazmışlardır. Yeniden yazılan bu kıssada hemen göze çarpan büyük tahrifler olduğu gibi, Mısır’dan Mekke’ye giden rota da tahrif edilmiştir. Mısır’dan Musa önderliğinde çıkan İsrail oğullarının yönü kimsenin sınırlarını tam olarak bilmediği ve kutsal olduğuna dair Kur’an’da tek bir delilin dahi bulunmadığı yepyeni mukaddes(!) topraklara çevrilmiştir. İşte Tevrat’ta geçen yer ve mekân isimleri yeni uydurulmuş bu rota üzerinde olan yer isimleridir.

Önemsiz ve Kur’an’la çelişmiyor gibi gözüken bu detaylar aslında Kur’an’la taban tabana zıt bir tahrifin meşru gözükmesi için üretilmiş bilgilerdir. Küçük bir detay olarak görülen Yahudilerin uydurduğu rota üzerindeki yer isimlerini almak, aslında uydurulmuş rotayı kabul etmek anlamına gelmektedir. Nitekim öyle de olmuş… Müslümanlar dahi Musa’nın izlediği rotanın, atası İbrahim tarafından yeniden inşa edilmiş Kâbe (Mescid’i Haram) olduğunu kabul edememektedirler. Buna delil olarak da Tevrat’ta geçen rota üzerindeki yer isimlerini getirmektedirler. Oysa nihai rotayı uyduran o rota üzerindeki yerleri de uydurmayı ihmal etmeyecektir…

Kur’an kıssalarının İsrailiyat üzerinden daha iyi anlaşılır hale geleceği vehmine kapılmak, büyük bir yanılgıdır. Zira Yahudilik ve Hıristiyanlık; Musa’ya, İsa’ya ve onlara indirilmiş olan Tevrat ve İncil’e uymanın bir sonucu değildir. Tam tersi uymamanın bir sonucudur. Eğer onlar Musa’ya ve İsa’ya uyup Tevrat ve İncil’e tabi olsalardı Yahudilik ve Hıristiyanlık diye isimler söz konusu olmazdı. Onlar da kendilerine Müslüman derlerdi.

Kur’an, Müslümanların Tevrat ve İncil’e ancak Kur’an’la ve sadece tasdik etmek için yönelmeleri gerektiğini bildirmiştir. Tasdik ise Tevrat ve İncil’e bulaşan uydurma, tahrif, değiştirme, çarpıtma, insan sözü karıştırma gibi pisliklerden temizleme işlemidir. Yalanı ortaya çıkarıp tekzip etmek, doğruya onay vermek demektir. Yoksa ne varsa olduğu gibi kabul etmek tasdik olmamaktadır.

Bu gerçeği gözden kaçırarak İsrailiyat ve rivayet üzerinden kıssaları güya daha anlaşılır kılma çabaları; iki resulün kıssası olan Yusuf kıssasını bir masala, İbrahim torunu olan Yakup’u masalın ihtiyar bilgesine, İbrahim’in torunu olan resul bir babanın resul olacak oğlu Yusuf’u ise masalın yakışıklı prensine çevirmiştir.

Kıssanın akışında zaman zaman gündeme gelen resullüğün, olayların akışında bir belirleyiciliği ve yönlendiriciliğinin olduğu asla hissedilmemektedir. Resullüğe seçilen bir kulun kendi başına hareket edemeyeceği, resullerin herkesten çok vahye bağlı kalmaları en temel Kur’an gerçeklerinden biriyken, Yusuf ve Yakup’un kıssalarında neredeyse vahyin izine bile rastlanmaz.

Mesela Yusuf tahta çıkıp, kardeşlerine Yusuf olduğunu açıkladıktan sonra neden daha önceki resul olan babası Yakup’un yanına gitmek yerine O babasını kendine çağırmıştır. Üstüne önceki Resul olan babası itiraz etmeden Mısır’a gelmiştir? Oysa hiçbir resul’un Allah’ın izni olmadan görev yerini kendi kafasına göre terk edemeyeceği gerçeği, Allah’ın izni olmadan görev yerini terk eden Yunus üzerinden anlatılmıştır.[17]Yunus için geçerli olan bu kural elbette ki tüm elçiler ve tabi ki Yakup için de geçerlidir.

Rivayet ve İsrailiyat’ın anlattığı Yakup ve Yusuf kıssasında bu ve benzeri Sünnetullah ile ilgili  gerçekler asla hissedilmez. Hatta bir Allah resulü olan Yakup’a görevlendirildiği yeri terk ettiren şey Yusuf’un Allah elçisi olması değil, Mısır’a bakan oluşudur. Yakışıklı prens uzun bir maceradan sonra mutlu bir sonla tahta çıkmış, sevgisiyle yanıp tutuşan ihtiyar babasını yanına almış ve adeta “onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine” denilmiştir…

Yakup ve Yusuf kıssasını anlamak için en başta ve hiç unutulmaması gereken gerçek, Onların iki resul oldukları ve Onların hayatına, seçimlerine, mücadele ve sabırlarına sadece vahyin yön verdiğidir. Kur’an hikmetli öğütlerin çıkarılacağı bir masalı değil, iki Allah resulünün günümüze de doğrudan etki eden kıssasını anlatmıştır. Dahası tarih boyunca vahye ihanet etmeyi sistematik bir ahlak haline getiren İsrail oğullarının ilk atalarını anlatmıştır.

 

Ramazan DEMİR

[1]12/3

[2]Diğer ikisi 40/34 ve 6/84.

[3]Harici mezhebinin acariyye kolu. TDV ansiklopedisi Hariciler md. C.16.s.174.

[4]Mesela; M. Öztürk. Kur’an kıssaları ne söyler.

[5]61/6

[6]3/45,46

[7]19/7

[8]Harici mezhebinin acariyye kolu. TDV ansiklopedisi Hariciler md. C.16.s.174.

[9]Mustafa Öztürk. Kur’an’ı Kerim Meali.s.274

[10]İmam Kurtubi. El Camiu li Ahkami-l Kur’an. C.9 s.186

[11]Er-Razi. Tefsir-i Kebir Mefatihu’l Ğayb. C.13.s.173

[12]Yaratılış 37/2

[13]Yaratılış 37/17

[14]Yaratılış 37/25

[15]Yaratılış 37/36

[16]Bu konuda daha detaylı bilgi almak isteyenler için www.tuvavadisi.orgsitesinde Tuva Vadisi ve Arz-ı Mev’ud adlı iki çalışmayı yayınlamış bulunuyoruz.

[17]Yunus’un görev yerini terk etmesiyle alakalı olarak bkz; Yunus 10/97-98; Saffat 37/139-148; Kalem 68/48-50

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*