Sema ve Semavat – 02

Her şeyden önce başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz Sema’nın birbiri üzerine yedi kat olması ve hatta ayetlere göre bunun bakılınca görülebilen bir şey olması gerektiği bilgisine rağmen geleneğin oluşturduğu müktesebatta “yedi semavat” hakkında biri diğerini tutmayan 8 farklı görüş ileri sürülmüştür. Fakat bunca müktesebata ve hatta seküler bilime rağmen “yedi semavat” neresidir? sorusu hala cevapsızdır.

Hemen belirtelim ki Kur’an’ın gördüğümüz gökleri biri diğeri üzerine yedi kat olarak sunması, eski – yeni tüm seküler nazariyelerle çelişmektedir. Çünkü seküler bilim insanları tüm varlığın tek bir uzay düzleminde olduğunu söylemektedir. Bu yönüyle Kur’an, seküler bilimin uzay (sema) sunumlarıyla daha en başta çelişmiş olmaktadır. Garip olan şudur ki; böyle olmasına rağmen müfessirlerin tamamı Kur’an’da geçen “yedi semavat” ifadelerini hep uzayın tek bir düzlem olduğunu söyleyen seküler bilimin tanımlamaları üzerinden anlamaya çalışmıştır. Fakat onca çabaya rağmen biraz önce de belirttiğimiz gibi “yedi göklerin” neresi olduğu sorusu hala cevapsız bir soru olmaya devam etmektedir.

YEDİ GÖK

Müfessirlerin gökler hakkında getirdikleri görüşler tüm Kur’an’a yayılmış olmasına rağmen, göklerin üst üste binmiş yedi tabaka halinde olduğuna dair getirdikleri açıklamalar göklerin yedi kat olduğunu belirten az sayıdaki ayet üzerinden olmuştur. Kur’an’da tek bir istisnası dahi olmadan tüm müfessir ve meal yazarlarının “yedi gök” anlamını verdikleri سَبْعَ سَمٰوَاتٍ (seb’a semavat) ifadeleri şu ayetlerde geçmektedir.

  1. Bakara 29
  2. Fussilet 12
  3. Talak 12
  4. Mülk 3
  5. Nuh 15

Bu ayetlerin hepsinde ifade nekira olarak ve sayı-temyiz[1] şeklinde geçmektedir. Aynı ifade Mü’minun 86. ayette marife halde sıfat mevsuf[2] olarak السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ (Es-Semavati’s Seb’a) şeklinde geçmektedir. Bunun yanında Mü’minun 23/17 ayette geçen şu ifadeler de kimi müfessirler tarafından “yedi gökler” olarak anlaşılmıştır.

Mü’minun 23/17

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ

Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. (DİB meali)

Nebe 78/12

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًاۙ

Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. (DİB meali)

Bu iki ayete dikkat edilirse her iki ayetin metninde السَّمٰوَاتِ (es-semavat) kelimesinin olmadığı görülecektir. Fakat böyle olmasına rağmen müfessir ve meal yazarlarının tamamı, ayete tıpkı yukarıdaki meallerde olduğu gibi “yedi sağlam gök” şeklinde mana vermişlerdir. Bu ayetler üzerinde ilerleyen bölümlerde daha detaylı duracağımız için konuya devam ediyoruz.

İşte bu ayetlerden ve Kur’an’da 182 kez marife ve çoğul olarakالسَّمٰوَاتِ  (es-semavat) şeklinde geçen kelimelere dayanarak, müfessirlerin tamamı başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz uzay düzleminin biri diğerinin üzerinde yedi tabaka halinde olduğunu söylemişlerdir. Haliyle bu söylem beraberinde yedi göğün nereler olduğu sorusunu da beraberinde getirmiştir. Giriş bölümünde ilmi çevreler tarafından çok muteber sayılan Razi’nin yedi gökleri şu şekilde tanımladığını belirtmiştik.

Kur’an bu ayette, “yedi gök” bulunduğunu göstermiştir. Astronomiciler bize en yakın semanın Ay küresi; onun üzerindeki semanın Utarid küresi, sonra Zühre küresi; sonra Güneş küresi, sonra Merih küresi, sonra Müşteri küresi, daha sonra da Zühal küresi olduğunu söylemişlerdir.[3]

Elbette ki günümüz teknolojik imkanlarına sahip olmayan Razi’nin yedi göklerin en sonuncusunu Satürn (Zühal küresi) olarak açıklaması, günümüz astronomları tarafından oldukça gülünç bulunmaktadır. Yine ilmi çevreler tarafından oldukça muteber kabul edilen Kurtubi ise “yedi gökler” ile alakalı şu açıklamaları getirmiştir.

“Tirmizi’nin rivayetine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir; Allah’ın peygamberi ve ashab-ı kiram birlikte otururlarken bir bulutun geldiğini görürler. Allah’ın peygamberi (salat ve selam ona) şöyle buyurdu; “Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?” Ashab-ı kiram: Allah resulü daha iyi bilir deyince Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bu bulut işte bunlar yerin sulayıcılarıdırlar. Allah, bu bulutu kendisine şükretmeyen, kendisine de dua etmeyen bir topluluğun bulunduğu yere sürekler. – Devamla Hz. peygamber şöyle buyurdu-: “Üstünüzde neyin olduğunu biliyor musunuz?” Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Üstünüzde er-raki (dünya seması)’dır. Bu korunmuş bir tavan ve etrafı birleştirilmiş bir dalgadır. Daha sonra şöyle sordu. “Sizinle bu sema arasındaki uzaklığın ne kadar olduğunu biliyor musunuz?” Ashabı kiram “Allah resulü daha iyi bilir” dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Sizinle bu sema arasında beş yüz yıllık bir mesafe vardır.” Sonra şöyle sordu: “Bunun da üstünde ne olduğunu biliyor musunuz?” Ashabı-ı kiram yine “Allah ve resulü daha iyi bilir” dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Bunun üstünde aralarında beş yüzer yıllık mesafe bulunan iki sema daha vardır. Hz. Peygamber bu şekildeki açıklamalarını yedi semaya kadar sürdürdü. Ve her iki sema arasındaki uzaklık yer ile gök arasındaki uzaklık kadardır. Hz. Peygamber daha sonra şöyle sordu. “Bunun da üstünde neyin olduğunu biliyor musunuz?” Onlar: “Allah ve resulü daha iyi bilir” dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bunun da üzerinde arş vardır. Arş ile sema arasında ise her iki sema arasındaki uzaklık kadar vardır.”[4]

Her iki anlatımın ortak noktası göklerin biri diğeri üzerine kurulu olduğu yedi kat halinde olmasıdır. Kurtubi Razi’den farklı olarak hangi ölçü birimi olduğunu belirtmese de göklerin tabakaları arasındaki mesafenin beş yüzer yıllık uzaklıkta olduğunu söylemiştir. Bu beş yüzer yıllık mesafenin yaya, eşek, at, deve yürüyüşüyle mi yoksa başka bir şeyle mi alakalı olduğunu belirtmeyen Kurtubi’nin bu açıklamaları Allah Resulünün dilinden aktarmış olduğuna dikkat çekmek isteriz.

Eski – yeni müfessir veya ulemanın hiçbiri yedi semanın katlarının nerede başlayıp nerede bittiğini söylememiş olsa da aşağıdaki ayetlerde geçen السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا (es semaa’d dünya) ifadelerinden birinci kat semayı tespit etmişlerdir.

Fussilet 41/12

فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ

Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. (DİB meali)

Mülk 67/5

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık. (DİB meali)

Bu ve benzeri ayetlere verilen meallere göre içinde dünya gezegenin, güneşin, uzak yakın yıldızların kısacası görebildiğimiz tüm gök cisimlerinin bulunduğu uzay düzlemi birinci kat sema olmaktadır. Diğer altı kat sema ise bu birinci katın daha ötesindedir. Hatta bazı meal yazarları bundan o kadar emindirler ki içinde birinci kat sema ifadesi geçmediği halde bazı ayetlerde tek başına geçen sema kelimesine “birinci kat sema” anlamı vermekte hiçbir beis görmemişlerdir.

Hicr 15/16

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ

(Birinci kat) Gökte yıldızlar (burçlar) oluşturduk. Seyredenler için onları süsledik. (Süleymaniye Vakfı meali)

Giriş bölümünde السَّمَٓاءِ (es-sema) kelimesinin tüm Kur’an’da tekil olarak 120 kez geçtiğini, bunun yanında çoğul olarak geçen سَمٰوَاتٍ (semavat) kelimesinin ise 190 kez geçtiğini belirtmiştik. Semavat kelimesi tekil olarak geçen Sema kelimesinden çok daha fazla olsa da “kuşların uçtuğu, rüzgarların estiği, bulutların yürüdüğü, güneş, ay, gezegenler, tekil ya da çoğul yıldızların olduğu, burçların bulunduğu yerin sadece sema olduğu belirtilmiştir. Yani müfessirlerimize göre tüm gök cisimleri birinci kat Semada bulunmaktadır. Kur’an’ın tamamında çoğul olarak geçen Semavatta hem akıllı hem de akılsız varlıkların bulunduğu söylenmektedir ama tek bir ayette bile semada bulunan şeylerin Semavatta olduğuna dair herhangi bir anlatım geçmemektedir.

İşte tam da bu durum sema ve semavat kavramlarının ifade ettiği mekanların kesin hatlarla belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Çünkü eğer gördüğümüz tüm gök cisimleri birinci kat semada ise ve diğer altı sema birinci kat semanın daha ötesindeyse, çok ötelerde olan o gökleri bırakın çıplak gözle görmeyi günümüz en gelişmiş teleskopları bile henüz görmemişlerdir.

Nuh 71/15

اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۙ

‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır? (DİB meali)

Kafirlere “görmediniz mi” diye eleştirisel bir soru soran bu ayet, kafirlerden asla göremeyecekleri bir şeyi görmelerini mi istemektedir?

Enbiya 21/30

اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? (DİB meali).

Bu ayet, bırakın yerle göklerin bitişik halini görmeyi, ayrı hallerini bile görmekten aciz olan kişileri, hiç göremeyecekleri bir şey üzerinden mi kınamaktadır.

Araf 7/185

اَوَلَمْ يَنْظُرُوا ف۪ي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar? (DİB meali)

Göklerin neresi olduğunu bile bilmeyenlerin, o göklerin melukutuna bakması nasıl mümkündür ki?

Yunus 10/101

قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat ayetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz. (DİB meali)

Birinci kat semadan başkasını görmelerinin imkânı olmayanlara kalkıp da “göklerde neler var bir baksanıza” demenin mantığı nedir? Eğer gökler birinci kat semanın daha ötesinde ise orayı görmek nasıl mümkündür?

Yusuf 12/105

وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler. (DİB meali)

Birinci kat semanın da ötesinde bulunan göklerdeki ayetlerin yanından, aldırmadan geçip gitmek nasıl mümkündür?

Görüldüğü gibi yıldızların, burçların, gök cisimlerinin bulunduğu semanın birinci kat sema olduğu ve diğer altı kat semayı da birinci kat semanın ötesinde olduğu söylenince yukarıya aldığımız ve almadığımız birçok ayet anlaşılamaz bir hale gelmektedir.

Bu durumu seküler bilimle açıklamaya çalışanlar, seküler bilimin “evren düzlemi” dediği uzay boşluğunu birinci kat sema olarak almakta ve bu semanın ötesinde altı tane daha sema olduğunu söylemektedirler. Bu yaklaşım biçimi çoklu evren teorisine uygun gelse de “görmediniz mi? bakmadılar mı? baksanıza” şeklinde gelen ayetlerle taban tabana çelişmektedir. Çünkü bu şekilde başlayan ayetler, bahse konu edilen yedi göklerin görülebilecek şekilde olduğunu göstermektedir. Gördüğümüz semanın daha ötesini görmeye henüz hiç kimse muktedir olamamıştır.

Gördüğümüz semanın birbiri üzerine yedi tabaka halinde oluşu, seküler bilimin tüm nazariyelerini üzerine temellendirdiği tek bir uzay düzlemi bilgisi ile taban tabana çeliştiğini biraz önce belirtmiştik. Kozmoloji hakkında Kur’an ile seküler bilimin daha en başta çeliştiğini gören müfessirler, bu çelişkiyi giderebilmek için bir hayli çaba sarf etmişlerdir. Çelişkileri giderme adına yapılan bu çabalar “yedi gökler” hakkında bir hayli farklı görüşün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Razi ve Kurtubi gibi eski müfessirlerin konuya açıklık getirmek için söyledikleri şeylerin, konuyu açıklamaktan ziyade daha da anlaşılmaz bir hale soktuğunu az önce görmüştük. Aslına bakılırsa Kur’an’da geçen “yedi gökler” tabirinden yola çıkarak uzay düzlemini birbiri üstüne yedi kat olarak tarif ettikten sonra, yine Kur’an’da geçen “semae’d dünya” ifadelerinden de birinci kat semanın yıldızların, ayın, gezegenlerin, takım yıldızlarının, galaksilerin, nebulaların bulunduğu uzay düzlemi olduğu, geri kalan altı kat semanın ise bu semanın daha da ötesinde bulunduğu söylemi daha en baştan hem Kur’an hem de seküler bilim ile çelişmektedir. Çünkü az önce de gördüğümüz gibi birçok ayet bahse konu olan semaların gözlemlenebilir olduğunu bildirmektedir.

Biraz önce eski – yeni müfessirlerin tamamının Kur’an’da geçen “yedi gökler” tabirini daima çağdaşları olan kozmoloji bilginlerinin görüşleri üzerinden açıkladıklarını söylemiştik. Kozmoloji hakkındaki bilgiler her çağda değiştikçe, yeni şeyler keşfedildikçe, farklı nazariyeler ortaya atıldıkça, müfessirler de görüşlerini çağlarının kozmoloji ilmine göre yenilemişlerdir. Bu durum Kur’an’da geçen “yedi gökler” tabiri hakkında birbirinden farklı binlerce görüşün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tek başına bunları derlemek bile devasa bir çalışma gerektirmektedir. Bütün bunlara rağmen konu sıradan insanın anlayamayacağı kadar karışık bir hal almıştır. Dahası tüm çabalara rağmen yedi göğün nereler olduğu hakkında hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Tam burada konunun ulema tarafından nasıl ortaya konulduğunun aktarılması gerekmektedir. Fakat konu çağlar boyunca gelişen kozmoloji ilmine göre hep yeniden ve geçmişten farklı olarak takdim edildiği için ulema görüşlerini aktarırken eskiler ve yeniler olarak ayrım yapılması gerekmektedir. Bunun yanında müfessirlerin konuyu farklı Kur’an perspektiflerinden açıklamaya çalışırlarken rivayet tefsiri, dirayet tefsiri, ilmi tefsir gibi izledikleri farklı metotlar, konunun derli toplu bir şekilde aktarılmasını zorlaştırmaktadır. Hemen belirtelim ki hangi metodu benimserlerse benimsesinler müfessirlerin tamamı göklerin birbiri üzerine yedi tabaka olduğu hakkında hem fikirdirler. Fikir ayrılıkları göklerin yedi tabaka oluşunda değil, tabakaların hangileri olduğu, hangi tabakanın nerede başlayıp nerede bittiği hakkındadır. Bu görüşleri aktarırken eski – yeni ayrımı yapmak sanırız yerinde olacaktır.

  1. YEDİ GÖK TABİRİ HAKKINDA SÖYLENENLER

Aslına bakılırsa neye göre eski – yeni ayrımı yapılacağı sınırları belli olan bir ayrım değildir. Çünkü konu hep neredeyse her gün yeni şeyler keşfeden, durmadan gelişen seküler bilimin kozmoloji hakkında söyledikleri üzerinden açıklandığı için dün söylenenler bile bugüne göre eski olmaktadır. Mamafih, biz eski – yeni ayrımını itibar görmüş müfessirlerin söylemleri üzerinden yapacağız.

  1. Kurtubi ve onun gibi düşünenlerin tefsirlerine aldıkları rivayet üzerinden geliştirdikleri yedi sema açıklaması her biri arasında beş yüzer yıllık mesafe bulunan yedi tabaka halindeydi. Rivayeti ve Kurtubi’nin görüşlerini giriş bölümünde aktarmıştık. Hemen belirtelim ki mesafeleri ölçen ölçü birimleri arasında “yıl” gibi bir ölçü birimi bulunmamaktadır. Çünkü yıl mesafeleri ölçmek için değil zamanı ölçmek için kullanılan bir kavramdır. Anlatım “beş yüz yıllık insan yürüyüşü mesafesi, beş yüz yıllık at yürüyüşü mesafesi, beş yüz yıllık deve yürüyüşü mesafesi” şeklinde olsaydı söylenen sözden ne kast edildiği anlaşılır olurdu. İfadedeki bu eksikliği fark eden kimi ulema “beş yüz yıllık mesafe” tabirinin herhangi bir ölçü birimi olmadığını çokluktan kinaye olsun diye söylenmiş bir söz olduğunu söylemişlerdir. Yoksa günümüzde 13,8 milyar ışık yılı uzaklığındaki yıldızları bile gözlemleyen günümüz kozmoloji bilgisine göre Kurtubi’nin Allah Resulü Muhammed’in dilinden aktardığı şeyler oldukça komik olacaktır.
  2. Kendi çağının kozmoloji bilgisini temel alan Razi gibi alimler yedi gökleri şu şekilde ifade etmişlerdir. “Astronomiciler bize en yakın semanın Ay küresi, onun üzerindeki semanın Utarid küresi, sonra Zühre küresi, sonra Güneş küresi, sonra Merih küresi, sonra Müşteri küresi, daha sonra da Zühal küresi olduğunu söylemişlerdir.” Kendisi de kozmoloji ilmine vakıf olan Razi ve onun gibi düşünenlerin “yedi gökler” hakkında getirdikleri bu tanımlama dünyadan 1.275.000.000 km uzaklıktaki Satürn’de son bulmaktadır. Kaldı ki bu şekilde düşünen ulemaya göre ayetlerde geçen “yedi semavat” ifadesindeki 7 sayısı da bildiğimiz manada bir sayıyı ifade etmekten çok, kesretten kinaye olarak algılanmıştır. Yani onlara göre gökler yedi de olabilir yedi yüz de. Ayetlerin yedi sayısını ifade etmesi bunun önünde engel değildir. Hemen belirtelim ki belki de müfessirler arasında yedi gökler hakkında konuyu birçok yönden açıklamaya çalışan Elmalılı Hamdi Yazır da yedi sayısı hakkında tıpkı onlar gibi düşünmektedir.
  3. Yedi gökleri İbn-i Abbas’tan gelen bir rivayete dayanarak günümüzde “çoklu evren” şeklindeki görüşle örtüşür şekilde açıklayanlar. İbn-i Abbas’tan gelen rivayet Talak suresinin 12. ayeti bağlamında sorulan bir soru ile alakalıdır. Ayet ve peşinden gelen rivayet şu şekildedir.

Talak 65/12

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا

Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. (DİB meali)

Mücahid’in rivayet ettiğine göre, İbn Abbas’a bu ayetin anlamı sorulduğunda, o “sizlere bu ayetin tefsirini açıklarsam inkâr ve küfre saplanırsınız” demiştir. Buna rağmen İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, Hâkim ve Beyhaki Ebu Duha’dan farklı lafızlar ile İbn Abbas’ın açıklamasını nakletmişlerdir. “Her âleme, tıpkı bizim peygamberlerimiz gibi Âdem, Nuh, İbrahim, İsa gibi peygamberler gelmiştir.[5]

Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an adlı eserinde bu rivayeti aktardıktan sonra eski alimlerin “ulemanın bir kısmı bir rivayetin yalan ve uydurma olduğunu söylemişlerdir. Molla Aliyyul Kari “bu söz İbn Abbas’a ait olsa bile İsrailiyattandır” şeklindeki itirazlarını da aktarır ve kendi görüşü olarak şunu söyler: “Bu rivayetin reddedilmesindeki temel gerçek, akla sığmayışıdır. Oysa bunda akla muhalif bir şey yoktur. Allame Alusi tefsirinde şöyle yazar: Bu yorumu kabul etmeyi aklen ve şeran engelleyen bir şey yoktur.” Yani her alemde yaşayan canlılar vardır ve insanın Âdem’e raci oluş gibi, onlar da kendi asıllarına racidir. Ayrıca bizim dünyamızda nasıl Nuh, İbrahim gibi insanlar arasından seçilen peygamberler varsa, her alemde de kendi aralarında seçilmiş peygamberler vardır. Alusi şöyle devam ediyor: “Yeryüzünün ve gökyüzünün sayısının 7’den fazla olması mümkündür. Zira 7 sayısını kesin bir niteleme olarak anlamak zorunlu değildir. Yani bu sayının daha fazla olmasını nefyetmez.” Nitekim bazı hadislerde bir sema ile diğer sema arasında 500’er yıllık mesafe olduğu ifade edilmiştir. Alusi burada da kast olunanın mesafe tayini olmadığını söylüyor. Belki de maksat bir gerçeği aklın kavrayabileceği şekilde anlatmaktadır. Bu noktada Amerika’da RAND şirketinin teleskop aracılığıyla, iklim vs. şartları bizimkine benzer olan canlı yaratıkların yaşama ihtimalinin bulunduğu 600.000.000 yıldız ve gezegen tespit etmiş olması oldukça dikkate değerdir.[6]

Yedi göğü bu ifadeler üzerinden açıklamaya çalışanların söyledikleri özetle şöyledir: “Kur’an’da geçen “seb’a semavatin” ifadeleri göklerin tabaka tabaka olduğunu belirtmekle beraber, tabaka tabaka olan göklerinin sayısının “yedi” ile sınırlı olması gerekmemektedir.

  • Çok itibar görmese de Kur’an’da geçen “yedi semavat” ifadesinin Asya, Afrika, Avustralya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Kuzey Kutbu, Güney Kutbu gibi yeryüzünün denizle ayrılmış kıtalarını ifade ettiğini söyleyenler de bulunmaktadır.
  • Yedi gök ifadesi üzerinde en fazla açıklama yapan müfessir olduğunu belirttiğimiz Elmalılı, Talak suresi 12. ayet bağlamında yedi gök tabirinin ifade ettiği farklı anlamları şu şekilde dile getirmiştir.

“Allah bilir ya bunun nüktesi şu şekilde olabilir: Gök, yükseliş̧ meydanı, yükselme sahası olan üst tarafı; arz, ağırlık menzili ve düşüş yeri olan alt tarafı işaret etmektedir. Emrin iniş̧ hükmüne göre hikmet ölçeğinde her oluşum için iniş ve düşüş merkezinin bir noktadan ibaret olması sebebiyle, bize göre altımızda bir iniş noktası, düşüş ve ağırlık merkezi olan arzımız tek olup buna karşı tepemizde duyularımızla yansıyan, ruh ve şuurumuza delil ufuklarından doğarak kalbimizi şahitler ötesindeki gayb hakikatine yükseltmek veya yere indirmek için kuşatıp çırpındıran gökler birden fazladır. Böylece cisimlerin hangisinden bakılsa yine yeri teşkil eden arz bir ve onu çepeçevre kuşatan gökler birden çoktur ve bunların hepsi de Allah Teâlâ’nın ilim ve kudretiyle ihata edilmiştir. Onun için ifadeye öyle bir şekil verilmiş̧ ki bir zemin üzerinde türlü türlü manzaralarıyla bakışları kuşatan ve neresinden bakılırsa bakış noktası gözetilmek şartıyla yüksek hakikatler arz eden yedi gök gibi sekil ve tabakaları ihtiva etmektedir.”[7]

Eğer من beyâniyye olursa “el-Arz’dan maksat, lâmın cins için olup arz cinsini ifade ettiğini, bu cinsin yahut bazısının yedi göğe olan benzerliğini ve o yedinin bizim arzımızla olan cins birliğini anlatır. Bu yöndeki benzerliğin yalnız sayıdan ibaret olmayıp, bazı hususi vasıflarda da olduğu anlaşılmaktadır. En sahih olarak kabul edilen bu ihtimale göre, arzımızın gezegenlerle, gezegenlerin de arzımızla bir cins birliği ve göklerle de bir benzerliği bulunduğu neticesi ortaya çıkar. Bundan da arzımızın bir gezegen ve gezegenlerin de az çok arzımız gibi, kendi alemlerinde birer ağırlık merkezi, bazı yaratıklara mesken ve bazı eserlere konak yeri olan maddi ve en azından maden ve nebatları içeren birer cisim oldukları sezilebilir. İkinci bir ihtimal de, الارض ’daki “lâm”ın ahd için olduğunu, arzın yalnız bizim arzımızdan ibaret olduğunu ifade eder ve buna nazaran da arzımızın kıtaları, tabakaları ve bölgeleri itibâriyle yedi göğe benzerliğini gösterir ki bu da bizi birçok araştırma yapmaya sevk eder. Bu manalarda من ‘in ba’ziyyet manası da düşünülüp düşünülmemesine göre birer fark meydana gelir.

Diğer bir durum daمن  ‘in iptidaiye olmasıdır ki bu surette de “Onu topraktan yarattı, sonra ol dedi artık olur”…”Sizi ondan yarattık “[8] ayetleri kabilinden olarak arzdan insanın yaratılışını ve onun nefsinde, üstündeki gökleri hususi ve mantıklı bir şekilde cisimlendiren ve düşündüren şuur ve idrak görüntülerinin yaratılışını ifade etmiş olur ki bu da beş duyu, akıl ve vahiyle birlikte yediden aşağı değildir. Ve yedi gök tabakasının böyle birbirine uygun olan ruhi işlere ait mertebelere göre düşünülmesi gibi bizim için pek önemli olan bir bakış̧ açısını da gösterir ki, göğe ait haberlerde tesadüf edilen sözleri bir dereceye kadar tasavvur edebilmek için bunun faydası vardır.”[9]

“Aralarına yavaş yavaş emir iniyor”… “Ve her göğe emrini vahyetti…”[10] buyurulduğu şekilde o yedi gökle arzdan da bir o kadarı arasında gerek hepsine ve gerek her biriyle ilgili olan, umumi, hususi bütün hareket ve sükûnları, hadise ve işleriyle tedbir ve iradelerine, kısacası kaza ve kaderleriyle  alakalı olan ilahi emir ve rabbani vahiy inip duruyor. Buradaki تنزل – امر – بين kelimelerine de dikkat etmek gerekir. Burada bizim arzımızla beraber, dahil olduğumuz ve güneş sistemi diye ifade ettiğimiz cisimler manzumesinin genel ve özel konumlarına bir işaret ve yaratılmalarından sonra onlarda beraberce yahut tek olarak veya karşılıklı bir denge halinde cereyan eden bütün mukadderatın, gerek onlarda kalan ve gerek bize kadar gelen ışık, hararet vesaire gibi bütün işlerin, onların tabiatlarında olan bir iş olmayıp bu manzumeden daha yüksekleriyle de ilgili olarak “De ki ruh rabbimin emrindedir…”[11] ayetinde buyurulan ruh gibi Allah katından inen bir emir olduğuna, böylece Kur’an’ın, bu emirlerin de gökler üstünden inen nur gibi Hz. Muhammed’in kalbine indirilmiş bulunduğuna tenbih edilmiştir.”[12]

Elmalılı’nın bu anlaşılması zor açıklamalarından Kur’an’da geçen “seb’a semavat” ifadelerinin manevi birtakım durumları gösterdiğini söylediği anlaşılmaktadır. Aslına bakılırsa Elmalılı bu söyleminde yalnız değildir. Eski yeni birçok müfessir onun bu görüşünü dillendirmiştir.

  • Kozmoloji ilminin baş döndürücü bir hızla geliştiğini gören bazı son devir uleması, Fussilet 41/53 ayetine dayanarak “yedi gökler” ifadesi hakkında şu yorumlarda bulunmuşlardır.

Fussilet 41/53

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪

Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? (DİB meali)

Biz onlara (gelecek asırlardaki insanlara; Güneş sisteminin gökcisimlerinin ve yerkürenin yuvarlaklıklarını) göstereceğiz.” İfadesinde gelecek asırlardaki insanların, teleskop ve diğer uzay araçlarına sahip olacaklarına işaret vardır. Zirâ bu ayetin bildirdiği görmelerin hepsi de günümüzde gerçekleşti (uzaydan çekilen resimler vb. vâsıtasıyla).”

Genel olarak yukarıdaki Fussilet suresi ayetini bu şekilde yorumlayan ulema, karşılaştırma olarak bir başka ayeti de kendilerine dayanak olarak aldıktan sonra şunları söylemektedirler.

Neml 27/93

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ فَتَعْرِفُونَهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (DİB meali)

“Yukarda bahsi geçen, Fussilet suresi ayetindeki سَنُر۪يهِمْ Onlara (gelecekteki insanlara gökcisimlerinin ve yerkürenin yuvarlaklıklarındaki ayetlerimizi- kudretimizin belgelerini-) göstereceğiz.” Fiil kelimesinin başında, ilerde göstermeyi bildiren;س “sin” harfi getirildiği gibi, Neml suresindeki:  سَيُر۪يكُمْ “Allah size, (gelecekteki siz insanlara zerrecik mahlukat ayetlerini) gösterecek.” Fiil kelimesinin başında da ilerde göstermeyi bildiren: س “sin” harfi getirilmiştir. Bu س “sin” harfi, gelecekteki göstermeyi bildiren istikbal edatıdır. Birinci gaip sığasıyla gelen: سَنُر۪يهِمْ fiil kelimesinin sonundaki هِم “onlar” zamiri gibi, ikinci muhatap hazır sığasıyla gelen: كُمْ “size” zamiri de teknolojik cihazlara sahip olan ve evvelki insanlara göre gayb sayılan şimdiki insanları kastetmektedir. Allah’ın bu zerrecik mahlukat ayetlerinden Güneş̧ sistemi gezegenlerini teleskopla ve dünyanın yuvarlaklık çevresini uzaya (Ay’a) çıkmakla görenler ve zerrecik mahlukat ayetlerini mikroskop cihazıyla görenler geleceğin şimdiki insanlarıdır. Her iki zamirde gelecekteki insanları kastediyor…

O halde سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ “Biz onlara (gelecekteki insanlara afaktaki mahlukat) ayetlerimizi ilerde göstereceğiz” ifadesi ile سَيُر۪يكُمْ “Allah size, çıplak gözle görülmeyen zerrecik yaratıklarını gelecekteki siz insanlara gösterecek” ifadesi, vaad niteliği taşımaktadır. Allah’ın çıplak gözle görülmeyen mahlukat ayetlerinin ilerde gösterileceğine yönelik bu ilahi vaadin, evvelki insanlara karşı değil, gelecek insanlara râci olduğu, bu görmelerin çoğunun bu günlerde gerçekleşmesinden ortaya çıkar.”[13]

Bu şekilde düşünen pek çok çağdaş ulemaya göre de Kur’an’da geçen “seb’a semavat” kelimelerinin anlamları henüz çözülmemiştir ama günümüzden çok daha fazla teknolojik imkanlara sahip gelecekteki insanlar tarafından çözülecektir. Nitekim onlara göre Fussilet 41/53 ve Neml 27/93 ayetleri bu duruma işaret etmektedir.

Kur’an’da geçen “seb’a semavat” ifadelerini tamamen günümüz kozmoloji bilimi üzerinden açıklayan çok sayıda ulema bulunmaktadır. Bunların hepsi söylemlerini şu ayetler üzerine bina etmişlerdir.

  • “O ki yedi göğü tabaka tabaka yaratandır.” Mülk 67/3
  • “… Sonra semaya doğruldu ve onu yedi kat olarak sağlamca tesvi ve tanzim etti. O, her şeyi hakkı ile bilendir.” İsra 17/29
  • “Yedi kat gök, dünyâ ve bunlarda bulunan herkes, O’nu tesbih eder. O’na hamd etmeyen, tesbih etmeyen bir şey yoktur.” İsra 17/44
  • “Görmediniz mi? Allah yedi kat göğü nasıl birbirleriyle ahenkli bir şekilde yaratmıştır.” Nuh 71/15
  • “Üstünüzde yedi kat sağlam semâ binâ ettik.” Neb’e 78/12
  • “Andolsun ki sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.” Mü’minun 23/17

Görüşlerini ifade etmeye bu ayetlerle başlayan ulema, Enbiya suresinin 32. ayetinde geçen وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ bu ifadeye “Sema’yı koruyucu tavan yaptık”anlamını verdikten sonra atmosfer tabakalarına dikkat çekerek, Kur’an’da geçen “seb’a semavat” ifadelerinin atmosfer tabakalarını gösterdiğini söylemişlerdir.

Atmosferimiz gözle görmediğimiz gazlardan oluşmuştur. Uzaydan dünyamıza her gün irili ufaklı milyonlarca meteor düşmektedir. Atmosferimiz, bu meteor bombardımanına karsı şeffaf yapısına rağmen, âdeta çekilen bir set gibi karsı koymaktadır. Atmosferin bu özelliği olmasa dünyamızda yaşam olmazdı.

Kur’an’da geçen “seb’a semavat” ifadelerinin atmosfer tabakaları olduğunu söyleyen çağdaş ulema, ardından o tabakaların neler ve nereler olduğunu şu şekilde açıklamışlardır.

Troposfer: Atmosferin Dünya’mıza en yakın katmanıdır. Bu tabakanın kalınlığı kutuplarda 6 km’ye kadar inmekte, ekvatorda 12 km’ye kadar çıkmaktadır. Atmosferin gazlarının %75’i bu katmandadır. Hava olayları troposferin 3-4 km’lik kısmında oluşur. Troposferin üzerinde 50 km kadar yüksekliğe ulasan Stratosfer vardır. Üçüncü olarak Ozonosfer, Ozon tabakası olarak da anılır ve canlılar için öldürücü olan mor ötesi ısınları tutar. Bunun üzerinde Mezosfer vardır. Mezosferin üstünde Termosfer, Termosferin üzerinde yeryüzünden 500 km kadar yükseklikteki İyonosfer vardır. Bu tabaka radyo dalgalarını yansıttığı için yeryüzündeki haberleşmeyi mümkün kılmaktadır. Atmosferin en üst katı ise Eksozfer’dir. Bin km’ye kadar uzanır. Bu katmanda gaz oranı iyice azalmış ve iyonlara ayrılmış durumdadır.

Fakat sayıyı tutturmak için bu kadar çaba sarf eden bu tür ulemaya karşı çıkan diğer ulema, atmosfer tabakalarının sayısının yedi değil beş olduğunu, Ozonosfer ve İyonosfer tabakalarının ayrı tabakalar olmadığını, Ozonosferin Mezosfer tabakasında olduğunu ve hatta ayrıca Mezosfer tabakasında “Kemosfer” tabakasının olduğunu da söylemişlerdir. Yedi göklerin atmosfer tabakaları olduğu hususunda sayıyı tutturamayan ulema tıpkı biraz önce görüşlerini aktardığımız ulema gibi 7 sayısının bir sayıyı ifade etmediğini, kesretten kinaye olduğunu söylemişlerdir.

Buraya kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak, ulemanın Kur’an’da geçen “seb’a semavat” ifadeleri hakkındaki söylemleri şu şekildedir.

  1. Ayetlerde kastedilen yeryüzünün ve gökyüzünün tabakalarıdır. Modern bilimde bu tabakaların neler olduğunu daha önceden izah etmiştik. Gökyüzünün ve yeryüzünün tabakaları ya sayı ya da bu tabakaların birbirlerini kuşatmaları itibâriyle birbirlerine benzerler. Bu durumda da iki ihtimal söz konusudur. Ayetlerdeki 7 rakamı ya asıl manasında kabul edilir ve tabakalar tam olarak 7 sayısıyla eşleştirilir ya da 7 rakamının çokluktan kinâye olduğu kabul edilir.
  2. Eski müfessirlerden bazıları yerin katmanlarını açıklarlarken; toprak, çamur ve yer kabuğunu yerin ayrı ayrı katmanları olarak kabul ederler ve ayette geçen “yerden de bir o kadarını…”317 ifadesini bunlarla açıklamaya çalışırlar. Bu durumda yedi gök ifadesi karşısında yerin tabakalarının 3 tane kabul ederler ki bunu da Arapça’da ba’ziyyet kuralıyla açıklarlar. Yani gökler yedi’dir; yer ise bu rakamın bir kısmı kadardır yani 3 tanedir.
  3. Ayetlerden kastedilen; yedi gezegen, kürsi ve de Atlas felekleridir. Bu manada yedi çokluktan kinayedir. Bu feleklerin sayısı daha da fazla olabilir.
  4. Yedi kat semavat ve arzdan kastedilen yedi gezegen ve bunların her birinin kendine ait olan alanları, cazibe merkezleri, gökteki konumlarıdır. (Ekalim-i Seb’a)
  5. Yedi kat semavattan kasıt fezadaki gezegen ve yıldızlardır. Yer ibaresinden kasıt Dünya’mızdır.
  6. Kur’an’ı Kerim’de السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا “en aşağı gök” veya “Dünya göğü” nü; Merih (Mars), Zühre (Venüs), Müşteri (Jüpiter) ve Utarit (Merkür) gezegenlerini de aynı kategoriden sayarak 1. gök olarak kabul ederiz. Bu durumda Zuhal (Satürn) gezegeni alanını 4. gök, Uranüs Gezegen’ini 5. gök, Neptün gezegeni alanını da 6. gök kabul ederiz. Işığı bize kadar ulaşmayan “sevâbit” denen yıldız ve gezegenleri de 7. gök olarak telakki ederiz. Böylece Kur’an’da belirtilen yedi kat semavat ve arz mefhumu anlaşılmış olur.
  7. Ayetlerde kastedilen yedi tane güneş sistemi benzeri yıldız sistemleri veya yedi galaksidir (samanyolu galaksisi gibi).
  8. Yedi kat semavat ve arzdan kasıt Dünya dışındaki tüm kâinattır veya içinde dünyanın da bulunduğu, kâinatın bir kısmıdır.
  9. Yedi yerden kastedilen kendisinde hayat bulunan 7 farklı gezegendir. yedi gökten kastedilen ise nasıl ki Dünya’nın atmosferi varsa her gezegenin kendine ait olan atmosferidir (göğü). İbn Abbas hadisini esas alan bir kısım müfessirlere göre bu farklı dünyalarda farklı canlılar bulunabilir.

Ramazan DEMİR


[1] Gramerde sayıların sayılan varlıktan önce gelmesi durumunda ifade edilen anlam sayı ve sayılan şeklindedir. Gramerde sayılan şeye temyiz dendiği gibi, sayıya adet sayılana madud da denilir.

[2] Gramer kuralları gereği, eğer sayı sayılan şeyden sonra gelirse iki kelime arasındaki ilişki sıfat – mevsuf olmak durumundadır. Yani ayetteki “seb’a” sayısı bir sayıyı değil bir sıfatı ifade etmektedir.

[3] Razi, Tefsir-i Kebir c.2.s.224

[4] Kurtubi; El Camiu Li Ahkami-l Kur’an c. 1 / s. 530

[5] İbn Kesir, Hadislerle Kur’an’ı Kerim Tefsiri, c.14.s.7953

[6] Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, c.6.s.385

[7] Hak Dîni Kur’an Dili, VIII, 129.

[8] Ali İmran 3/59

[9] Hak Dîni Kur’an Dili, VIII, 129.

[10] Fussilet 41/12

[11] İsra 17/85

[12] Hak Dîni Kur’an Dili, VIII, 130.

[13] Bu satırlar bir ulemanın yazdıklarından alıntı olmasına rağmen, bu görüşte olan pek çok ulema bulunduğu için herhangi bir isim zikretmemeyi uygun bulmaktayız.

Beğendiyseniz başkalarına da ulaştırın!

8 yorum

      • Demek ki onemi yok. Bir sonraki konu basliginda da 180 diye gecmis. Konunun ana temasinin sayisi ha 180 ha 182 ha 190 olmus pek de bir onemi yok peki. Dedigin gibi 150 ustu daha dogru oluyor.

        • adam nelerle uğraşıyor, biz nelerle. işte bu yüzden bir arpa yolu yol gidemiyoruz toplum olarak. her bir ayrıntı için sırf bizlerin sayı takıntımızı önemsese, herşeyi tesbih gibi saymaya çalışsa, önemli çıkarımlar için, kuranı anlamak için zaman kalır mı zannediyorsun.

          armut piş, ağzıma düş deyip birilerinin birşeyler yazmasını bekleyip sonra da içindeki bit kadar hataları bulup “bak burda hata yapmışsın!!” demeyi ne kadar da çok seviyoruz.

    • atmosferin yedi katmandan oluştuğunu söyleyen bilim, daha düne kadar uzayın boşluk olduğunu da söylüyordu. aynı bilim, 1950 lilerin teknolojisiyle aya gidip gelindiğini de söylüyor. tabi yersen!

      minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor! tevrat yedi diyorsa, bilime de 7 detirtirmek hiç de zor değil.

      fötö, fetöye ait 1500 bilim adamına istediği her şeyi söyletemezmiydi mesela? bilim adamı sandığınız kişilerin ağzından her çıkan gerçek olmuyor ne yazıkki. algıları yönetiyorlar. bu algılara göre de kuran ayetlerine anlam vermek hatadan başka birşey getirmez.

    • Ahmet

      Linkini bölüştüğün yazıyı istersen sen kendin bir daha dikkatle oku. Çünkü o yazıyı anlamamış gibisin. O yazı atmosfer katmanlarının 7 değil 5 olduğunu söylüyor. Çok değil az biraz dikkat edersen o yazıda İYONOSFER ve MAGNETOSFER’in bir atmosfer katmanı değil atmosfer katmanları içinde oluşan karekteristik olaylar olduğunun yazıldığını rahatlıkla görürsün. Yazıyı senin için buraya copy- paste yapıyorum. Belki meseleyi senden ve benden daha iyi bilenler senin anlayacağın seviyede daha basit açıklamalar yaparlar.

      Atmosferin katmanları

      İyonosfer
      Atmosferin elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyon’ların ve serbest elektronların bulunduğu 70 km ile 500 km lik kısmı. 2. Arz atmosferinin dış bir kuşağı. Güneşten veya yıldızlar arası uzaydan gelen ışımalar, burada atmosfer gazlarının atom ve moleküllerini iyonlar veya elektrikle harekete getirir. İyonosferin yüksekliği zamana ve mevsime göre değişir fakat sınırının 25 ila 50 mil arasında olduğu kabul edilir. Işıma ve yansıtma özelliklerine göre çeşitli tabakalara ayrılır. Karakteristik bir olay, bazı radyo dalgalarını yansıtmasıdır. Bu katmanda gazlar iyon halinde bulunur. Bu yüzden radyo dalgaları çok iyi iletilir. Sıcaklık yüksektir, ancak gazlar çok seyrek olduğu için sıradan bir termometreyle ölçülen sıcaklık düşüktür.

      Magnetosfer (manyetosfer)
      Bu katmana “mıknatısküre” ya da “çekimküre” de denilmektedir. Yeryüzü yoğun bir radyasyon alanıyla kaplı olup, bu radyasyon alanına Van Allen Alanı adı verilmektedir. Van Allen alanı iki kuşağa bölünmüştür ve dünyayı tümüyle çevrelemez.

      Ekzosfer
      Atmosferin en üst katıdır. Az miktarda hidrojen ve helyum atomlarından oluşur. Kesin sınırı bilinmemekle birlikte üst sınırının yerden yaklaşık 10.000 km yükseklikte olduğu kabul edilmiştir. Bu katmandan sonra artık bir sınır olmadığı için boşluğa geçiş başlar. Yapay uydular bu katmanda bulunurlar, yerçekimi çok düşüktür ve gazlar çok seyrektir.

      Termosfer
      Mezosferden itibaren 640 km yüksekliğe kadar uzanan katmandır. Bu katmanda güneş ışınları yoğun olarak hissedilir. Sıcaklığı güneşin etkisine göre 200 ile 1600 °C’dir. Bu katmanda gazlar iyon halinde bulunur ve iyonlar arasında elektron alışverişi oldukça fazladır. Bu nedenle haberleşme sinyalleri ve radyo dalgaları çok iyi iletilir.

      Mezosfer Düzenle
      Stratosferden itibaren 80 km. yüksekliğe kadar uzanır. Küçük boyutlu gök taşları bu katmanda sürtünmenin etkisiyle buharlaşarak kaybolur.

      Ozonosfer ve Kemosfer olarak iki kısımdan oluşmaktadır.

      Ozonosfer: Bu tabakada ozon gazları bulunur. Güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlar, ozon gazları tarafından tutulur. Bundan dolayı canlılar için koruyucu katmandır.
      Kemosfer:Zararlı ışınların tutulması az miktarda burada da görülür. Ayrıca gazların iyonlara ayrılmaya başladığı yerdir.
      Stratosfer
      Troposferden itibaren 50 km yüksekliğe kadar uzanır. Yatay hava hareketleri (rüzgarlar) görülür. Su buharı bulunmadığı için dikey hava hareketleri oluşmaz. Yalnızca yatay hareketlerin oluşması da diğer tabakalar ile stratosfer arasında bu katmandan kaynaklanan bir taşınım olmamasına sebep olur. Bu durum çok tehlikeli olabilir çünkü diyelim ki bir yanardağın patlamasından ortaya çıkan küller troposferi aşıp stratosfere ulaşırsa burada birikir ve kalıcı bir kirlilik oluşturur. Sıcaklık değişimi olmayan yer 11–25 km arasıdır. Stratosferin sıcaklığı -55 °C ile -3 °C derece arasında değişir. Stratosferde yerçekimi azaldığı için cisimler gerçek ağırlıklarını kaybederler. Bu katmanın üst kısımlarında ozon gazları bulunur ve güneş ışınlarını çeken bu gazlar katmanın ısınmasına nedendir.

      Troposfer
      Atmosferin yere temas eden en alt katmanıdır. Gazların en yoğun olduğu katmandır. Ekvator üzerindeki kalınlığı 16–17 km, 45° enlemlerinde 12 km, kutuplardaki kalınlığı ise 9–10 km’dir. Katman kalınlığının ekvatorda ve kutuplarda farklılık göstermesinin nedeni, ekvatorda ısınan havanın hafifleyerek yükselmesi ve merkezkaç kuvvetinin bulunması, kutuplarda ise havanın soğuyarak çökmesi ve merkezkaç kuvvetinin bulunmamasıdır. Yani bu değişikliklerin sebebi sıcaklık farklılıkları ve merkezkaç kuvvetinin etkisidir.

      Troposfer atmosferin en önemli katmanıdır diyebiliriz çünkü gazların %75′i su buharının ise tamamı bu katmanda bulunur. Buna bağlı olarak hava akımları, bulutluluk, nem, yağışlar, basınç değişiklikleri gibi bilinen bütün meteorolojik olaylar bu katmanda meydana gelir, güçlü yatay ve dikey hava hareketleri de bu katmanda oluşur. Troposfer genellikle yerden yansıyan güneş ışınlarıyla ısınır bu nedenle alt kısmı daha sıcaktır ve yerden yükseldikçe sıcaklık 100 metrede 0.65 °C azalır ve tabakanın sonunda -56.5 °C’ye kadar düşer

  1. Ramazan Bey,

    DEMISSINIZ KI

    Linkini bölüştüğün yazıyı istersen sen kendin bir daha dikkatle oku. Çünkü o yazıyı anlamamış gibisin. O yazı atmosfer katmanlarının 7 değil 5 olduğunu söylüyor. Çok değil az biraz dikkat edersen o yazıda İYONOSFER ve MAGNETOSFER’in bir atmosfer katmanı değil atmosfer katmanları içinde oluşan karekteristik olaylar olduğunun yazıldığını rahatlıkla görürsün. Yazıyı senin için buraya copy- paste yapıyorum. Belki meseleyi senden ve benden daha iyi bilenler senin anlayacağın seviyede daha basit açıklamalar yaparlar.

    Demissiniz de

    KUSURA BAKMAYIN AMA GONDERDIGIM YAZININ IDDIA ETTIGINIZ GIBI HICBIR YERINDEN IYONOSFERIN VE MAGNETOSFERIN SENIN IDDIA ETTIGIN SEKILDE OLDUGU KATIYEN RAHATLIKLA GORULMEMEKTEDIR VE BU YONDE IMA DA YOKTUR! VARSA BU DEDIGIN O YAZIDAN DIREK GETIR! ASIL SEN BIRAZ DAHA DIKKATLI BAK ISTERSEN ATMOSFERIN KATMANLARI DIYOR VE ALTINDA 7 KATMAN SAYMIS. IYONOSFER VE MAGNETOSFER ACIKLAMADINI YAPARKEN DE KATMAN ATIFINDA BULUNMUS.

    BEN YEDI KATIN BU VEYA SU OLDUGUNU YA DA BU ADAMLARIN ATMOSFER KATMANLANDIRMALARINDA DOGRU OLDUGU YA DA BASKA HICBIR IDDIADA BULUNMADIM AYNEN ALGI OPERASYONU YAPMADIGIM GIBI!

    YAZINIZI OKUDUM USTUNE BIRAZ BILGI ARASTIRMASI YAPTIM. BU YAZIYA DENK GELDIM ISTIFADEYE SUNDUM. AMA KLASIK KIBIR AKAN CUMLELERINIZLE CEVABI YAPISTIRMISSINIZ. SIZIN SEVIYENIZE CIKAMADIGIMIZ ICIN AFFOLA, TABI KLAVIYENIZE DE SAGLIK AYAR VERMEYI IYI BILIYOR! AMA ORADA OLMAYANI VARMISCA DEDIGINIZE UYDURMAK ICIN KELIMELER ILE OYNAMAYIN LUTFEN! BU TAVRINIZ BANA SANKI BIRILERI TARAFINDAN SIDDETLE ELESTIRILENKURAN MEALINDE BILEREK TAHRIFAT YAPANLARI HATIRLATIYOR. GETIR BAKALIM O SAYFADA 5 KATMAN NEREDE GECIYOR?

    saygilarimla

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*