NiRENGi-91 7/ Zikir Kavramı

Bu videoda da ZİKİR Kavramı üzerinde örneklerle durulmuştur. Ağırlıklı olarak Zikrin metin haline sistematik olarak yapılan müdahalelerin ne şekilde olduğu ve tahrife yol açan bu müdahalelerin aşamaları; Alâ Suresi, Rab Kavramı, Sebbih kavramı ve Kureyş Suresi üzerinden örneklendirilmiştir. Kureyş Suresine bu çerçevede bir meal verilmeye çalışılmıştır.

Önemli Not;

Tüm yazı ve videolarımızda bu çalışmalara başladığımız ilk dönemlerden itibaren ifade ettiğimiz şu gerçeğin bilinmesini önemle rica ederiz. “Ulaşılan bulguların delilleri mümkün olduğu kadar belirtilmesine rağmen, yazı ve videolarımızda ifade edilenlerin tamamı, sadece Kur’an’dan anladıklarımız olup, asla bizzat Kur’an’ın kendisi değildir. Tek amacı; Allah’tan başka hiçkimsenin maddi-manevi tasallutu altına girmeden ve hiç kimseyi de maddi-manevi bir tasallut altına sokmadan Kur’an’ı anlama çabası olan bu çalışmalar, gelişmeye ve geliştirilmeye muhtaç olup, Kur’an üzerinden ulaşılan bulguların tamamı kaynak belirtilmeden herkesin istifadesine açıktır.“

6 yorum

  1. Öncelikle selamlar ,
    Ramazan abi benim belkide videoyu izleyenlerin de kafasına takılmış olabilecek birkaç soruya cevap verir misin?
    1) noktalama ve seslendirmelerin tamamnını mı yok sayıyorusunuz yoksa belli başlı kelimelerde yanlış noktalamaların olduğuna mı inanıyorsunuz ?
    2)sebt Yusuf 1-2-3 çalışmalarınız mevcut kur’an üzerine mi yapıldı yoksa eski noktasız harekesiz nushalar mı göz önünde bulunduruldu ?
    3) eğer tüm noktalama ve harekelerin yok sayılıp yalın hali ile çalışma yürütülmelidir diyorsanız örneğin noktasız ve harekesiz nushadan çalışmaya niyetlenen biri daha fatiha suresinde belli harf kombinasyonları ile karşılaşacak bu kombinasyonların hangisini kullanması gerektiğini bilmesi için diğer kombinasyonlu kelimelere bakmaktan başka seçeneği olmadığı için nasıl bir yol izlemeli ?
    4) noktasız nushanın bilgisayara aktarılması ve olası kombinasyonları dizerek en yakın mealin verilmesi gibi bir çalışma yürütülemez mi ?

    Allah çalışmalarından razı olsun devamını nasip etsin …

  2. SELAMLAR BİLAL

    1- Ne noktalamaların tamamını veya bir kısmını yok sayıyorum ve kabul ediyorum ne de bir kısmının yanlış veya doğru olduğunu söylüyorum. Söylediğim gayet açık. Noktalamalar ve harekelemelerin hepsi noktasız ve harekesiz bir asıldan yapılmış meal çalışmasıdır Kur’an’ın kendisi değildir diyorum. Yani mesela Türkiye’de Diyanetin bastığı mushaf “Ebû Bekr Âsım b. Ebi’n-Necûd Behdele el-Esedî el-Kûfî (ö. 127/745)” in, aslı noktasız, harekesiz, secavendsiz vs olan mushaf üzerinde birileri tarafından yapılan noktalama ve harekeleme ameleyesini (ki buna basbayağı meal çalışması derler) doğru kabul ederek rivayet ettiği bir mushaftır. İslam ülkelerinde bu yolla rivayet edilmiş ve biri diğerini tutmayan 19 tanesi meşhur geri kalanı “şaz” kabul edilen yetmişe yakın mushaf vardır. Ülkelerdeki Diyanet teşkilatları tarafından basılan Mushaflar o ülkenin yönetiminin kabul ettiği kıraattir. Kıraat farklılıkları öyle yabana atılacak ve “bu sadece okuyuştan kaynaklanan farklardır aslı bozmaz” gibi söylemlerle geçiştirilecek bir mesele değildir. Madem Muhammed’den insanlığa bir tane metin geldi, nasıl olurda ayn metini okuyanlar birbirini tutmaz farklı metinler ortaya çıkarırlar. Yani metin bir tanedir ama okunuşu yetmiş tanedir. İşte ben diyorum ki; Kelimenin tam anlamıyla bir meal çalışması olan harekeleme ve noktalamaların hangi ilkeye göre yapıldığı sorgulanmadan baz alınan mushaflara kayıtsız şartsız bir teslimiyetin olması söz konusu bile değildir. Fil hakika şuda bir gerçektir ki, birileri tarafından şekillendiren mushaflarda anlaşılmayan, birbirini tutmayan, yorum yapılmazsa bir şeye benzemeyen, gramer kurallarını yerle bir eden yüzlerce hatta binlerce durum bulunmaktadır. Kaldı ki aslı noktasız, harekesiz olan mushafa yapılan müdahale sadece bu da değildir. O mushaflara binlerce elif ve hemze eklemesi yapılmıştır. Bu hemzelerin metin üzerinde nasıl bir değişikliğe sebep olduğu ise apayrı ve devasa bir çalışmadır. Bunları yok sayarak asıl metni temel almadan yapılacak her çalışma eksik kalacaktır (Allah izin verirse bu sorunla ilgili videolarda daha fazla şeyler söylenecektir).

    2- Ne Sebt ne de Yusuf kitapları dahası yazdığımız yazıların hiçbiri böyle bir çalışmanın sonucu değillerdir.

    3-Kur’an kelimelerden oluşmuştur, kendisine ait bir dili ve o dilin kuralları vardır. Hiçbir dilde bir kelime tek başına bir şey anlatmaz. Söz ise muhatabını bir şeye, bir hale, bir duruma getirmek içindir. Ağzı olan varlıkların tamamının ses çıkarmalarının sebebi bir şey ifade etmek içindir. Karşıda bir sese tahsis edilmemiş bir metin varsa kişi burda ne yapacaktır? Bunu Mushaf üzerinden değil ikimizin de konuştuğu Türkçe üzerinden anlamaya çalışalım. ALLH BTN İNSNLR KNDN KLLK YPSNLAR DY YRTMŞTR…Gördüğün gibi bu cümle sesli harflerinden soyutlanarak kurulmuş bir cümledir. Bu cümleyi anlamak için ilk yapılması gereken şey tek tek kelimeleri ele almak değil cümlenin bütününe bakmaktır. Sesli harflerinden soyutladığımız o cümle yüzlerce hatta binlerce şekilde seslendirilebilir.

    Fakat eğer biz vahyin dilini baz alacaksak ortaya farklı bir durum daha çıkar. Mesela; حم تنزيل من الرحمن الرحيم (ne yazık ki klavyemde noktasız harfler yok) Bu ayeti ele alalım. Harfleri noktalarından soyutlayıp işaret (ayet) haline getirdiğimizde benzer olan harflerin hangisinin hangisi olduğunu bilmemizin tek yolu, sadece o kelimeye bakmak değil, cümlenin tamamına bakmak olmalıdır. Cümlede tek bir tane harfi cer olması bile o cümlenin çözümlenmesi için yeterlidir. En nihayetinde karşımızda kelimelerden oluşmuş bir metin vardır. Bu metin işaretlerini bir sese tahsis etmenin (nokta koymanın), bir sese tahsis ederek nokta koyduğumuz kelimelerin cümle içindeki konumlarını (fil-fail-meful veya müpteda-haber) belirlemenin kuralları vardır. Bu kurallar ulema (!) dediğimiz insanlar tarafından belirlenmiş kurallar değildir. Yeryüzündeki dillerin tamamının kuralları Yüce Allah tarafından insanlara öğretilmiştir. İşte bu kurallar baz alındığında bir kelime ile ilgili onlarca değişik kombinasyona değil, tam tersi bir tek kombinasyona ulaşılır. Bununla ilgili size hali hazırda üzerinde çalıştığımız bir ayeti örnek vereyim.

    (Secde 32/7)
    اَلَّذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ

    Bu ayet hemen hemen tüm mealler tarafından şuna benzer şekilde meallendirilmiştir.

    Diyanet İşleri Meali (Yeni)
    O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.

    Şimdi bu mealde “yarattığı” şeklinde mana verilen kelime orijinal metinde bu خَلَقَهُ şekilde geçmektedir. Noktalayanlar ve harekelendirenler bu kelimeyi “fiil (müstetir hüve zamiri; fail) + meful şeklinde belirlemişlerdir. Fakat eski yeni meallerin hepsine bakın bu kelimeye hiçbir yerde fiil+fail+meful manası verilmemiş tam tersi yukarıdaki meal gibi hep “yarattığı” veya “yarattığını” şeklinde “Masdar” manası verilmiştir. Bu şekilde harekelenmiş ve noktalanmış kelimeye tahrif etmeden mana vermenin imkanı yoktur. Kelimenin nokta ve harekelerini doğru kabul edip cümleye düz bir mana verirsek “o herseyi en güzel yaptı onu yarattı” şeklinde bir mana vermek zorunludur. Önlerindeki metnin harekesinin ve noktasının hangi ilkeler göre belirlendiğini sorgulamayan ve dahi bunu aklından geçirmeyen meal ve tefsir yazarları bu sefer karşılarındaki fiile mastar manası vererek derin bir tahrifin içine düşmektedirler. Kaldı ki bunun gibi yüzlerce ve hatta binlerce örnek getirebilirim. İlkesizce hareke ve noktalar konmuş bir metin üzerinden edinilen dinin ben müslümanım diyenleri nasıl bir çıkmaza,ihtilafa, belirsizliğe sürüklediğini anlamak için müslüman toplumlar üzerindenşöyle bir göz gezdirmek yeterlidir sanırım.

    Binlerce yıldır hakkında binlerce hatta milyonlarca tefsir yapılan bir metin hala anlaşılamamakta, hala insanlara nasıl bir tavır belirlemeleri gerektiğini net söyleyememektedir. Bu durum sadece geldiğimiz çağda değil her zaman böyle olmuştur. Kölelikten, kadının dövülmesine, Allah’ın görülmesinden büyük günah meselesine, abdest alma şekillerinden alatın ne olduğu meselesine, başörtüsü meselesinden helal haram sınırlarına kadar ve saymaya gerek duymadığımız binlerce ihtilaf işte noktalanarak, harekelendirilerek, secavendler ve ayet sonları belirlenerek, harfler eklenerek bir şekle getirilmiş bu metinden kaynaklanmaktadır. Bu insan müdahalelerini sorgulamadan atacağımız her adım, binlerce yıldır hiç değişmeden yapılan bir deneyin farklı sonuçlar vermesini beklemek gibi beyhude bir hayale inanmak anlamına gelecektir.

    Evet bizim söylediğimiz karşımıza bir belirsizlik, yerine getirilmesi mümkün olmayan bir durum çıkarıyor gibi durmaktadır. fakat bu meseleye dışardan bakmanın ve hatta biraz da dışlamanın etkisidir. Yoksa kolları sıvayıp işe girişildiğinde durumun çok daha değişik olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır. Evet bizim dediğimiz yöntem oldukça zahmetli ve bugüne kadar hiç kimsenin yapmadığı bir şeydir ama binlerce yıldır yapılagelen bir deneyi yapıp farklı sonuç elde etme gibi ham bir hayalin peşinde koşmaktan çok daha evladır. Evet bizim dediğimiz bir kelimeyi anlamak için bile devasa bir çalışmayı gerekli hale getirmektedir ama bir kelimeyi adam gibi anlamak kör bir taklitle ve peşin bir kabülle elde edilecek her türlü bilgiden evladır.

    Kaldı ki durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Allah dilerse bunun hakkında da videolarda anlatmaya devam edeceğiz.

    4- Allah’ın izniyle bahsettiğiniz şekilde bir çalışmanın ilk adımlarını attık. Sağolsunlar arkadaşlarımızdan bazıları şu an eski metinlerin hepsini tek tek tarayarak bir ezel tablosu haline getirmeye başladılar. İlk önce eski metinler arasında bir yazım farklılığı var mı yoktu bunu tespit edeceğiz. Ardından tespit edilen kelimelere kıraatlerin nasıl nokta ve harekeler koyduklarını tespit edeceğiz. Ardından sözlük temelli bir çalışmayı yapacak onun ardından da meal çalışması yapacağız. Bu çalışmayı bitirmeye ömür yeter mi? vallahi ben de bilmiyorum.

    Selametle

    • Geri dönüşünüz için Allah razı olsun ,
      EnyeşaAllah Allah hem size çalışmalarınızın devamını getirecek bir ömüt bize de görecek bir ömür nasip eder Allah çalışmalarınızda size kolaylık versin

  3. Ramazan Bey Selamlar.
    Sizi dikkatle takip ettiğimi ve yaklaşımlarınızı önemsediğimi belirterek başlamak istiyorum.
    Fil ashabı ile ilgili bir sorum olacak. Fil Suresine “Fil Ashabı” olarak tanımlananlara “تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖ” ile ifade edilen azabın verildiği belirtilmektedir. Aynı kelimeler Hud 82 de “وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ” şeklinde, Hicr 74 de “وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ” şeklinde gelmektedir ve Lut Kavmi için kullanılmaktadır. Kelimeleri nokta ve harekeden arındırsak bile bu kelimelerin anlamlarının aynı olduğunu düşünmekteyim. buna göre “Fil Ashabı” olarak tanımlananların Lut Kavmi olması mümkün müdür. Lut Kavmine azabın sabah vaktinde geldiği dikkate alınarak “fil ashabı” tamlamasında “fyl” kökü yerine kısa uyku, şekerleme anlamındaki “KYL” kökü tercih edilerek “Kaylule ashabı” şeklinde bir mana verilebilir mi, örneğin Araf 4. ayette aynı kelime kullanılarak halkı uykudayken azap gelen şehirlerden bahsetmektedir.

  4. SELAMLAR ALİ BEY

    O kelimenin karşılıklarının ne olması gerektiği üzerinde çalışma yaparken kök harflerinin tüm kombinasyonlarına baktık. Doğrusu kelimenin KYL kök anlamından bir kelime olup olamayacağına da baktık. Fakat KAYLULE kelimesi sizin dediğiniz gibi sabah uykusu anlamında değil tam tersi “öğle sıcağında uyumak, kestirmek” manasındadır. Bunun yanında ASHABUL KAYLULE ifadesinin kınanacak ve yerilecek bir tarafı yoktur ve ashabul kaylule olmanın ayırıcı bir özelliği yoktur çünkü bunu yapan sadece bir kısım insan topluluğu değildir. Yani bu özellik üzerinden bahse konu olanların tanınması mümkün değildir. Dahası bu kelimenin mastarı قيلا şeklindedir. Hepsinden önemlisi istem dışı insani bir özellik olan uykuya (gece veya gündüz uykusu farketmez) dalmanın “Ashabı” olunmaz. Bu ve daha birçok sebep bizi, surede geçen kelimenin kök harflerinin KYL olamayacağı sonucuna getirdi. Vardığımız sonuçları sizlerle bölüşmemizin amacı insanları bizim vardığımız sonuca ikna etmek değil, rivayetler üzerinden şekillendirilen “zikrin” sadece “zikir” ile anlaşılmasının ne kadar elzem olduğunu göstermeye yöneliktir.

    selametle

  5. Abi buna mutlaka cevap verirsen sevinirim. Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir kaç ayet var.
    Malum, eldeki mushaflarda Bakara 62 ve Hac 17 Sabiine şeklinde okunurken, Maide 69 da sabiune şeklinde okunmasını ayet içerisinde irab yönüyle, müşteşrikler tarafından gramer hatası olarak görülüyor yor.Geleneksel tefsirlerde bunu falanca filanca kabile kıraatlerei ile cevaplandırıyor. Şahsen sonradan yazılan gramer kitaplarına Kuranı hapsetmeyi kabul etmiyorum ama bir ilkeside olmak zorunda, aynı zamanda geleneğin verdiği cevapta tatmin edici değil.
    işlediğiniz konular ile yakından alakadar bir konu , Kuran kendi gramer yapısı içerisinde bu ayet ile ilgili duruma nasıl bir cevap verebilirsiniz?

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*