NiRENGi-86 2/ Zikir Kavramı ve Kur’an’ın Korunması

Bu videoda ZİKİR Kavramı üzerinde durulmuştur. Hicr 15/9 ayetinde Zikr’in korunduğu bildirilmektedir. Bu ayet ile genel olarak bilinen Kur’an’ın korunduğudur. Bu çerçevede önceki Resullere gelen ve Zikr olarak adlandırılan vahylerin de korunup korunmadığı konusu ele alınmıştır.

Önemli Not;

Tüm yazı ve videolarımızda bu çalışmalara başladığımız ilk dönemlerden itibaren ifade ettiğimiz şu gerçeğin bilinmesini önemle rica ederiz. “Ulaşılan bulguların delilleri mümkün olduğu kadar belirtilmesine rağmen, yazı ve videolarımızda ifade edilenlerin tamamı, sadece Kur’an’dan anladıklarımız olup, asla bizzat Kur’an’ın kendisi değildir. Tek amacı; Allah’tan başka hiçkimsenin maddi-manevi tasallutu altına girmeden ve hiç kimseyi de maddi-manevi bir tasallut altına sokmadan Kur’an’ı anlama çabası olan bu çalışmalar, gelişmeye ve geliştirilmeye muhtaç olup, Kur’an üzerinden ulaşılan bulguların tamamı kaynak belirtilmeden herkesin istifadesine açıktır.“

5 yorum

  1. Tarihte Kıraat uzmanı olarak bilinen Ferra ve İbnül Ambari Hicr Süresi 9.ayette geçen “hafizun” kelimesini “koruyacağız” olarak değil, “koruduk” şeklinde okumuşlardır.
    Yani bu ayette bahsi geçen korunan zikir mushaf değil, vahyin Allahdan Resule geldiği süreçteki korumayı kast etmektedir.
    “Dediler ki “Ey kendisine Zikir  indirilen kişi! Sen tamamen cinlerin etkisinden.” Hicr Süresi 6.ayette
    Müşrikler Muhammed aleyhisselema zikri cinlerin tassallutu ile indiğini iddia ediyorlardı, işin ilginç tarafi bu inen bilginin doğru bilgi olduğunu kabul ettikleri anlaşılıyor fakat bu doğru bilgiyi ona cinlerin indirdiğini söylüyorlardı.
    Allah müşriklerin bu iddiasına karşı, cinlerin hiç bir müdahalesi olmadığını bildirerek ” Muhakkak zikri biz indirdik ve onu biz koruduk” Hicr Süresi 9. Ayet de cevap verdi.
    Bu sadece Muhammed aleyhisselema özel bir durum değil tüm Resullere zikir indirilirken korunmuştur.
    Peki mushafı koruma yetkisi kimdedir?
    “…Allah kitabını korumaya memur olan bilginler…” Maide 44.ayet
    Demek mushafı koruması gerekenler başta bilgilerdir.
    “Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri Allah’ın izniyle bu Kitaba mirasçı yaparız. Onlardan kimi kendine kötülük yapar, kimi orta yolda gider, kimi de iyilikler konusunda en önde olur. İşte büyük üstünlük en önde olmaktır.” Fatır süresi 32. ayet.
    Kitaba varis olup Allahın hakkında hayırla yad etmiş olduğu insanlarda,
    mushafı koruduğu anlaşılır.

    Peki tarihte Kuran metinleri üzerine yapılan hatalı noktalama işaretleri varsa doğru kıraate nasıl ulaşılacaktır.
    Bence bunun en baştaki yollarından biri yine Mushafın bizzat kendisidir.
    Çünkü Kuran ayetleri hem müteşabih hemde mesanidir.
    Yani bir yerde yanlış kıraat ve noktalama varsa onun mesanisi ve benzeşen olan ayetle bu hata düzeltilebilir.
    En doğrusunu Allah bilir.

  2. Emrah

    Getirdiğiniz açılım aslında zaten Hicr 9.ayetle ilgili anlatılan şeylerin tekrarıdır. Bu bilgilerin yerine oturmayan anlatılan şeylerle uyuşmayan tarafı vardır.

    1- Ayette geçen NEZZELNA fiilin sefil babında mazi bir fiil olması, kaynağından hedefine olan sürecin bitmiş olduğunu göstermektedir. Oysa eğer söz konusu koruma zikrin indirilmesi esnasında olan bir koruma olsaydı (ki bundan bahseden başka ayetler var) bunun ifade tarzı daha değişik olurdu. Mesela; İNNE NAHNU LEHU LE HAFİZUN HİNE NUZULUHU gibi…

    2-Eğer, hicr 9.ayette bahse konu olan koruma parça parça indirildiği başka ayetlerden anlaşılan Kur’an’ın (zikrin), her indirilme sırasındaki bir koruma olsaydı, bu HAFİZUN şeklinde daha çok bir işi bir kere yapmaya isim olan ismi faille değil حفيظون şeklinde bir işi sürekli yapma manası taşıyan sıfatı müşebbehe ile gelmesi gerekirdi.

    3- Hafizun kelimesi ile yine aynı kökten türeyen muhafız kelimesi ikisi de aynı şeyleri söyleyen iki kelime değildir. Muhafız kelimesi mutlak manada bir şeyi kimse ona zarar vermesin diye koruma altına alan, tecrit eden gibi manalara gelmektedir. Oysa HAFIZ kelimesinin manaları şu şekildedir; koruyan, bekleyen, gözeten, güvenli yerde tutan, ilkerini uygulayan, ezberleyen, kavrayan” gibi manalara gelmektedir. Ayette HAFİZUN şeklinde gelen kelimeye muhafız manası vermek yanlış olduğu gibi, korumayı korunan şeyi diğerlerinden sakınmak gibi bir mana verilmesi de doğru değildir. Çünkü İnsanlığa iletilmesi gereken bir belgenin sakınılması söz konusu bile değildir.

    4- Ayette olmadığı halde zikrin korunmasının vahyedilmesi sırasında sırf cinlerden korunması olarak anlaşılması bizce oturaklı olmadığı gibi tutarlı da değildir.

    5-Maide 44.ayette geçen يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ bu cümleden Zikrin korunmasının alimlere bırakıldığı sonucuna ulaşmak ise bambaşka bir çelişkinin kapısını aralamaktadır. Zaten ayette geçen kelimesinin manasının korumalarını istemek olmadığı ayetin diğer kelimelerinden rahatlıkla anlaşıldığı gibi maide 44 de söz konusu olan şey zikir değil kitaptır. Kaldı ki diyelim ki önceki zikirleri alimler en son zikri ise Yüce Allah koruyacaktır, bu iki türlü ve taraflı davranışın sebebi nedir. Önceki zikirler feda edilebilir sonraki zikir feda edilemez bir zikir midir? Yahut önceki denendi başarısız olundu sonra yeni bir sisteme mi geçildi? Yada (haşa) Yüce Allah önceki alimlere çok güvendi de pişman oldu, sonra bir daha bu pişmanlığı yaşamamak için bir daha zikrin korunmasını kimseye bırakmadı mı? Kaynağından hedefine kadar tüm vahiylerin bağlı bulunduğu kurallar asla değişmemiştir ve değişmesi de söz konusu değildir. Bu mevzu derslerimde biraz irdelenmiş devam eden derslerde biraz daha irdelenecektir.

    Yine farz edelim ki, zikrin korunması sizin dediğiniz gibi olmuştur. İyi de bugün Muhammed’e (sözlü yada yazılı fark etmez) verilen o belge hangisidir? yani koruma altında olan zikir hangisidir. Şu an elimizde bulunan el yazması mushafların hepsi midir? Muhammede verilen onun da deri, tahta, kemik, ağaç yaprağı, taş vs vs üstüne vahiy katipleri eliyle yazdırdığı söylenen o İLK KOPYA nerededir? Şunu unutmayalım ayette kelime marife şeklinde EL ZİKRA olarak geçmektedir. YANİ Cebrail bu vahyi muhammede verirken 10 nüsha (kopya) vermemiş tek bir kopya vermiştir. Korunduğu söylenen şey o tek nüshadan Kopya edilen kopyalar mıdır? yoksa o tek nüsha mıdır?..Eğer kalkıp nüshaların hepsi derseniz bu sefer elimdeki el yazması nüshaların muhammede verilen o kopyanın aynısı olup olmadığından nasıl emin olacağız. Eğer bu eminlik yoksa bu nasıl bir korumadır.Üstelik bu koruma Hiç kimse ona ulaşamasın diyemidir? o zaman daha acayip bir durum çıkar..İnsanlığa iletilmesi gereken bir belge insanlık ona ulaşamasın diye korunmaktadır. Maide 44.ayeti bizce herbiri sahte bir dinin uleması olmuş alimlerin Allah’ın kelamını korumasından değil, onların o kelamın kurallarını uygulaması ile alakalıdır ki zaten اسْتُحْفِظُوا kelimesinin böyle bir anlamı olduğunu az önce belirtmiştik. Sonra birine alim demenin ölçüsü nedir? yani hangi kişinin kitabı korumakla görevlendirildiği nasıl belirlenecektir? ve bunu kim yapacaktır?

    6- Paylaştığınız Fatır 32.ayeti sizin verdiğiniz mealde olduğu gibi anlamamız halinde şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır. Günümüzde Yüce Allah tarafından seçilen ve kitaba mirasçı yapılan birileri vardır ve onlar zikri korumaktadır…Bunu böyle anladığımızda o seçilmişler kimdir? sorusunun da cevaplanması gerekmektedir. ÇÜNKÜ; ayetteki cümle الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ bu şekilde kesinlikle tarife olan bir ismi mevsulle ki bu ismi mesuller bir sözü adrese teslim eden kelimelerdir. O halde bunlar kimlerdir? hangi alim(!) seçilmiştir bunu söyleyebilir misiniz? Sonra her seçilmiş resul mutlaka risaletle göreblendirildiğine dair mutlaka bir belge (sultan-beyyinat-ayet) ile gelmekteyken yani seçilmiş olduklarını ispat etmeyle yükümlü iken böyle bir şeye ihtiyaç duymadan seçilme payesine erişmiş kişiler mutlaka resullerden bile üstün olmak zorundadır. Var mı böyle tanıdığınız biri?…diyelim ki biri çıktı ve “BEN SEÇİLDİM VE KİTABIN MİRASÇISI BENİM” dedi. Biz bu söylenenin doğru olduğunu nerden bileceğiz. Diyelim ki o seçildi, bu seçim niçin yapılıyor? Sizin verdiğiniz meale göre O KİTABA MİRASÇI OLMASI için… Hangisine? Amr kıraatine mi, asım kıraatine mi? Ya da hangi el yazmasına ..Yemen nüshası? Mısır Meşhedi Nüshası? Topkapı müzesi nüshası? Türk İslam Sanatları Müzesi Nüshası?

    Meseleye delil olarak bunları getirdikten sonra şunu diyorsunuz?

    “”Çünkü Kuran ayetleri hem müteşabih hemde mesanidir.
    Yani bir yerde yanlış kıraat ve noktalama varsa onun mesanisi ve benzeşen olan ayetle bu hata düzeltilebilir.”””

    Mademki bir yanlış Kur’an’ın ayetlerinin müteşabihine-mesanisine bakılarak hatalar düzeltilecektir” birilerinin seçilerek kitaba mirasçı kılınmaları ne içindir? Herkes kendisi bunu yapacaksa ya bu seçilerek kitaba mirasçı kılınanlar reddi miras yapmıştır, yada insanlık onların mirasçı olduğuna inanmamaktadır.

    Bu cümleyi kuran siz bile bu kitabın birilerine miras bırakıldığına inanmamış olacaksanız ki hataların Kur’an’ın müteşabihine-mesanisine bakılarak düzeltilmesi gerektiğini söylüyorsunuz..Hani bu kitab birilerine üstelik seçilerek miras bırakılmıştı? madem bu kitabın mirası onlara aittir biz niye onların mirasının yanlışını düzeltelim ki? Üstelik bu seçilerek mirasçı kılınmak bizzat bu kitabı gönderen tarafından yapılmışsa bizim oturup onların miraslarına sahip çıkmalarını beklemekten başka bir şansımızın olmaması lazım.

    SELAMETLE

  3. EMRAH

    yukarıdaki yazıda klavyenin otomatik düzeltme gadrine uğramış bazı kelimeler vardır. Lütfen o kelimeleri olması gerektiği şekilde anlayınız. Mesela “tef’il” yazmışız ama otomatik düzeltme onu “sefil” e çevirmiş. Kusura bakmayın

  4. Zaten vahiy veya zikir indirildikten sonra değiştirilebiliyorsa indirildiği anda korumanın ne anlamı var ki..İndirilirken cinlerden,şunlardan bunlardan koru ama indiriliş bittikten sonra tahrifat yapılabilsin.Öyleyse zikri koruma her durumu kapsamalıdır ki koruma sağlanabilmiş olsun …

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*