NiRENGi-76 / Yaradılış Konusuna Giriş-12 Dillerin Kökeni

Bu videoda Huruf-u Mukatta’a konusuna devam edilmiş ve konu bağlamında dillerin kökeni meselesi ele alınmıştır.

Önemli Not; 

Tüm yazı ve videolarımızda bu çalışmalara başladığımız ilk dönemlerden itibaren ifade ettiğimiz şu gerçeğin bilinmesini önemle rica ederiz. “Ulaşılan bulguların delilleri mümkün olduğu kadar belirtilmesine rağmen, yazı ve videolarımızda ifade edilenlerin tamamı, sadece Kur’an’dan anladıklarımız olup, asla bizzat Kur’an’ın kendisi değildir. Tek amacı; Allah’tan başka hiçkimsenin maddi-manevi tasallutu altına girmeden ve hiç kimseyi de maddi-manevi bir tasallut altına sokmadan Kur’an’ı anlama çabası olan bu çalışmalar, gelişmeye ve geliştirilmeye muhtaç olup, Kur’an üzerinden ulaşılan bulguların tamamı kaynak belirtilmeden herkesin istifadesine açıktır.“

Beğendiyseniz başkalarına da ulaştırın!
error

2 yorum

  1. nahl suresi 36: “Andolsun, biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik…” her ümmete bir elçi gönderildiğine göre, asya afrika güney-kuzey amerika ve avustralya’ya gönderilen resuller kimler ve kimin soyundan.. açıklarsanız minnettar olurum…

    • Kubilay

      Vereceğimiz cevaplar seni tatmin eder mi etmez mi onu bilemem ama sen her halükarda hiçbir zaman Allah’tan başkasına minnettar olma;

      Aslında “karşı delil” olarak getirdiğin ve kendisine yaslanarak soru ürettiğin ayetin anlaşılmasının sorduğun sorudan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bahsettiğin ayette ÜMMET kelimesi geçiyor ama sen bu kelimeye “insan toplulukları” manası yüklemişsin. Sana göre “asya, afrika, güney-kuzey amerika ve Avustralya” da yaşayan insanlar ümmet olmaktadır. Oysa “ümmet kavramı” insan toplulukları anlamında değildir. Bu kelimeyi incelemediğiniz, meal ve tefsirlerde verilen manaları da doğru kabul ettiğiniz için ayette geçen “külli ümmetin” kavramını da tüm insan toplulukları manasında almışsınız. Mesela; şu ayete bakalım;

      (Araf 7/159)
      وَمِنْ قَوْمِ مُوسَىٰ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
      Musa’nın topluluğundan (kavminden) bir toplum (ümmet) (*) vardır; hem bu gerçekle yol gösterirler hem kendileri de o ona uygun davranırlar (SV meali).

      Ayete bu meali veren müellif, ümmet kelimesine de şu dipnotu düşmüştür.

      “””[*] Ümmet: Toplum. Bir lideri olan ve marufa uygun değerler ile o lider etrafında toplanma bilincini irade eden topluluk. “Kavim” ve “ümmet” kelimelerinin aynı cümle içerisinde kullanıldığı bu ayetten anlaşılacağı üzere marufa uygun değerler etrafında, en az bir liderden oluşan ve onun etrafında kendi iradeleri ile bir araya gelip hareket edenler, ümmettir. Bu kavimin(topluluğun) bir arada olma bilinciyle hareket eden kısmı artık topluluk olma durumundan toplum olma durumuna geçerler. Bu nedenle Türkçe Meal çalışmasının tamamında ‘ümmet’ geçen ayetlere ‘TOPLUM’, ‘kavim’ geçen ayetlere ‘TOPLULUK’ veya ‘HALK’ manası tercih edilmiştir. Bu manalar, aşağıdaki Türk Dil Kurumu Sözlük manalarına en uygun olanlarıdır.
      Toplum:Bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü

      Topluluk: Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, aynı yerde bulunan insan kalabalığı, aynı türden canlıların bir araya gelmesiyle oluşan küme”””” (SV meali ilgili dipnot).

      Şimdi bu ayete verilen meali ve dipnotu bir kenara bırakarak ayetin metnine bakacak olursak; Dikkat ederseniz “musanın kavminden bir ümmet” ifadesi geçmektedir. Bu ifadeye göre ÜMMET kelimesi KAVİM kelimesinden daha dar anlamlıdır. Ümmetler kavimlerin içinden çıkmaktadır. Eğer sizin dediğiniz gibi “ümmet” kelimesini mesela afrika da yaşayan insanların tamamı yapacaksak KAVİM kelimesine ne diyeceğiz? Yukarıdaki ayete göre Ümmet kelimesi kavim kelimesine göre çok daha dar anlamlıdır. Bu kelimeyi SV dipnotunda olduğu gibi anlayacaksak afrikaya resuller gitmiş olsa bile Kavimlere değil, kavimlerin içindeki daha küçük topluluklara gitmiş olmaktadır. Ümmet kelimesine yüklenilen anlam ile sizin sorunuzdaki anlam birbiriyle uyuşmamaktadır.

      İkincisi Ayetin başında gelen BAASNA fiili “göndermek” yani ERSELE anlamında değildir. Bu kelime ile ilgili de ayetlere daha dikkatli bakmanızı tavsiye ederim.

      Üçüncüsü; “karşı delil” olarak getirdiğiniz NAHL 36.ayetin ilk cümlesi “lekad baasna fi külli ümmetin rasulen” ifadesi genelde “biz her bir ümmete resul gönderdik” şeklinde çevrilmiştir. Ayete verilen meallere değil de ayetin kendi metnine baksaydınız ifade de geçen “resulen” kelimesinin marife değil nekira olduğunu ve cins isim olamayacağını, anlamının ise “herhangi bir resul” olması gerektiğini görürdünüz (Oysa başka bir videonun altında bize MARİFE hatırlatması da yapmıştınız).

      Dördüncüsü; Ayetin üslubuna dikkat ederseniz..”ayetin öncesinde ve sonrasında muhatap alınanlar GAİB sıgasında iken “ENİ’BUDU” ve “VECTENİBU” fiillerinin ise cemi müzekker muhatap sıgasında olduğunu fark edersiniz.. Bunun yanında fiilin önündeki EN edatı fiili cümle olarak MEFULÜ Lİ ECLİH konumuna getirmektedir. Bu ne demektir?…Bundan önceki fiilin yapılma amacı işte başında EN edatı olan bu fiil içindir. Peki bunun çeviriye nasıl yansıması gerekir? Meallerin ayette geçen kelimelere doğru anlamlar yüklediğini kabul etsek bile anlamın şu şekilde olması gerekmektedir…..””SİZ ALLAHA KUL OLUN VE O TAĞUTTAN SAKININ DİYE HER BİR ÜMMETE BİR TEK RESUL GÖNDERDİK”

      Beşincisi; Ayete dikkat ederseniz “FE MİNHUM MEN HEDELLAHU” şeklinde bir ibarenin geçtiğini görürsünüz. Bu ibarede geçen kelimelere konulan harekeler kelimelerin cümle içindeki konumlarını belirlemektedir. ALLAHU Kelimesinin son harekesi “U” yani Damme olduğu için ifadedeki özne ALLAH olmaktadır. Bu ifadeye verilen mana genelde “ALLAH ONLARDAN KİMİNE HİDAYET ETTİ”” şeklindedir. Şimdi verilen meallere göre Yüce Allah herbir ümmete resul göndermiştir ama bu resul insanların HİDAYET (doğru istikamet) bulmaları için yeterli değildir. Kaldı ki resul göndermesi demek onlarla beraber kitap da (bkz Bakara 213) göndermesi demektir. Yani resul ve kitap sizin deyiminizle afrika, asya, kuzey-güney amerika, avustralyada ki insanlara hidayet olarak yetmemiş bir de üstüne Yüce Allah’ın hidayet etmesi gerekmektedir. Eğer resul ve kitap hidayet değilse HİDAYET nedir o zaman?…Oysa daha bakara suresinin ilk ayetinde KENDİSİNDE HİÇ ŞÜPHE OLMAYAN BU KİTAP MUTTAKİLER İÇİN HİDAYETTİR (REHBERDİR buyurulmuştur. Yani Yüce Allah rehber olarak kitabı belirlemiştir.

      Yüce Allah’ın hidayeti yani doğru istikameti göstermesi resuller ve vahiyler ile olmaktadır. Bunun dışında bir HİDAYET varsa, biz onu bilmiyoruz. Kur’an’da da bir çok yerde vahyin ve resullerin rehber olduğu belirtilmektedir. Lütfen Kur’an’ın tamamın özellikle MEN kelimesi ile ALLAH kelimesinin birlikte geçtiği ayetlere bakınız. Fakat ayette geçen ALLAHU kelimesinin harekesinin ALLAHE olması durumunda ayetin manası değişecek ve şu şekilde olacaktır…ONLARDAN BAZISI ALLAH’A YÖNELMİŞTİR….

      Altıncısı; “karşı delil” olarak getirdiğiniz ayeti öncesi ve sonrası ile birlikte okuduğunuzda önceki cümlede “ELLEZİNE EŞREKU” kelimesi ve sonrasında gelen ayetin tamamı bahse konu olan kişilerin muhatap alınan resul tarafından bilindiği ve hatta onun etrafından birileri olduğu gayet kolay bir şekilde anlaşılmaktadır. Eğer muhatap alınan resul onlara ulaşamıyor olsaydı kalkıp da ona “yola gelmeleri için ne kadar çabalarsan çabala” (SV meali)” denmesi çok tuhaf olurdu.

      Aslında “karşı delil” olarak getirdiğiniz ayet ile ilgili söyleyebileceklerimiz çok daha fazladır ama bu platform hepsini ele almaya uygun değildir.

      Sonuç olarak; Bu anlattıklarımız size bir cevap niteliğinde değildir ama Kur’an ayetlerini karşı delil olarak kullanmadan önce daha detaylı bir incelemeye tabi tutmanız açısından bir teşviktir. Kur’an’da kıssası anlatılan resullerin hemen hepsinin belli bölgelerden çıkmış olması hakikaten düşündürücüdür. Bu durum yine Kur’an ile anlaşılabilecek bir soru olarak ortada durmaktadır. Fakat bu soruyu aşmak için ayetlerin tam olarak ne dediğini anlamadan karşı delil olarak kullanmak daha büyük bir sorundur.

      Selametle

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*