NiRENGi-102 “Allah geleceği bilir mi” kimin sorusudur?

SEHVEN HATA : Videonun 26.50 dakikasında fiil için “NEFSİ MÜTEKELLİM VAHDE” denilmiştir. Fiilin doğru sigası “MÜFRED MÜZEKKER GAİB” dir.

Kur’an’ın noktalanması ve harekelenmesi sonucunda ortaya birtakım şablonlar çıkmıştır. Bu çerçevede o gün bu çalışmayı yapanların hem tercihleri doğrultusunda hem de kavrayışları ölçüsünde ortaya çıkan anlayışlar sonrasında önyargılı birçok değerlendirmeyi ve beraberinde sayısız mücmel meseleleri günümüze taşımıştır.

– Allah geleceği bilir mi? sorusu Kur’an’a sorulmuştur. Bu soru kimin sorusudur?…

– Ayetlerin örnekliğinde tefsirlerdeki önyargılı yaklaşımlar…

– Gramer ve Kur’an’ın Beyan olması meselesi… – Sayısız mücmel mesele üzerinden “Kur’an apaçık mıdır?”…

Videoda bu çerçevede yukarıdaki türden açılımlara yönelik bir farkındalık oluşturulmaya çalışılmıştır…

Önemli Not:

Tüm yazı ve videolarımızda bu çalışmalara başladığımız ilk dönemlerden itibaren ifade ettiğimiz şu gerçeğin bilinmesini önemle rica ederiz. “Ulaşılan bulguların delilleri mümkün olduğu kadar belirtilmesine rağmen, yazı ve videolarımızda ifade edilenlerin tamamı, sadece Kur’an’dan anladıklarımız olup, asla bizzat Kur’an’ın kendisi değildir. Tek amacı; Allah’tan başka hiçkimsenin maddi-manevi tasallutu altına girmeden ve hiç kimseyi de maddi-manevi bir tasallut altına sokmadan Kur’an’ı anlama çabası olan bu çalışmalar, gelişmeye ve geliştirilmeye muhtaç olup, Kur’an üzerinden ulaşılan bulguların tamamı kaynak belirtilmeden herkesin istifadesine açıktır.“

46 yorum

  1. DÜZELTME

    Vidonun 26.50. dakikasında Meryem suresi 30.ayette geçen ETENEİYE ve CEALENİ fiillerinin siğası için “nefsi mütekellim vahde” demişim. Bu SEHVEN dir. fiilin siğası “müfred-müzekker, gaib” sigasıdır. Dikkatsizliğimden dolayı özür dilerim.

  2. Merhaba Ramazan Bey,
    Çalışmalarınızı büyük bir dikkatle ve düzenli bir şekilde takip ediyorum. Daha önce de bu özveriniz için size diğer birçok takipçi arkadaşlar gibi teşekkürlerimi iletmiştim. Biliyorum siz pek böyle övgüleri sevmezsiniz fakat ben bu videoda ifade ettiğiniz gibi yayınlanan 30 dakikalık yada 1 saatlik videonun aslında günlerce süren bir çalışmanın sonucu olduğunu biliyorum. Ramazan bey insanların sizi bu dersleri yapmak zorundaymışsınız gibi hissettirmeleri sadece bu güne kadar daha ilkokuldan başlayıp bu yaşlarına gelene kadar kendilerine verilen, fıtratlarına uymayan,hurafe dolu,kendi içinde tutarsız bilgilerle dolu kuran bilgisinden kendi gayretleri ve sizin derslerinizin de katkılarıyla bambaşka bir yöne evrilmesi sonucunda bu büyük heyacanı yitirmek istememelerini size ifade etmelerindeki üsluptur. İnanın ben yayınladığınız tüm video,derslerinizi ve pdf kitaplarınızı okudum. Hatta altlarındaki yorumların hepsini de. Şunu farkettim ki benim gibi birçok insan kafasındaki bir çok soruya bu dersler sayesinde cevap bulmuştur. Ramazan bey şimdi sizden bir ricam olacak. Sema/Semavat makalemizde de benle birlikte birkaç arkadaş daha yorumlarda sizden rica etmiştik. Lütfen Kuran’in harekesiz ilk halini ya tuvavadisi.org sitesine bir link veya uygulama olarak yerleştirin ya da bizim gibi kendisini geliştirmek isteyen hatta belki size ilerki derslerinizde katkı sağlayacak kişilere gönderirsiniz cok sevinirim.
    Eğer ifade biçimi veya içeriğinde sizi rahatsız edecek bir tutumum olduysa şimdiden özür dilerim. Rabbim hepimize ilim ve hikmet nasip etsin….

  3. Yasin Yaman’ın “Ramazan bey insanların sizi bu dersleri yapmak zorundaymışsınız gibi hissettirmeleri sadece bu güne kadar daha ilkokuldan başlayıp bu yaşlarına gelene kadar kendilerine verilen, fıtratlarına uymayan,hurafe dolu,kendi içinde tutarsız bilgilerle dolu kuran bilgisinden kendi gayretleri ve sizin derslerinizin de katkılarıyla bambaşka bir yöne evrilmesi sonucunda bu büyük heyacanı yitirmek istememelerini size ifade etmelerindeki üsluptur.” şeklindeki bu yorumu nacizane duygu ve düşüncelerimi haiz bir değerlendirme olmuştur.

    Allah u Te’ala gayretlerinizi bereketlendirsin.

  4. Kader, kadar demektir. Ölçü, miktar, takdir edilen manasındadır. Biz kalkıp kendi kararlarımızla yaşadığımız olaylara kader diyoruz sizin bu vudeonucda oraya doğru evrilmiş. kişinin eliyle yaptığı ameldir. Bu kader değildir, tabiri yerindeyse alınyazıcılığıdır ve bu görüş Kur’ani olmamakla birlikte Allah’a iftira atmaktır. Çünkü kendi elimizle yaptığımız eylemleri Allah’a atf ve maal etmektir. Bunu yapmayalım, Allah muhafaza.

    İnsana dair Allah’ın ezelden belirlediği bir son-akıbet yoktur. Eğer öyle olsaydı bu akıbet değiştirilemezdi. Çünkü Allah noksanlardan münezzehtir, bu bir noksanlık olurdu. Onun ilmi herşeyi kuşatmıştır, dolayısıyla o sizin cehennemlik olduğunuzu yazmışsa ondan kurtuluşunuz olmazdı. Gerçek şu ki olmayan geleceğimizi bir “şey” miş gibi olup bittiye getiriyor sonra da bunu Allah’ın ilmine sunuyoruz. Allah herşeyi bilir, ve gelecek bir şey değildir. Bilinir/bilinmez muhakemesi yapılamaz, zira yoktur. İnsan eylemleriyle kendisine bir gelecek inşa eder, bu da ancak Allah’ın yaratması sayesinde mümkündür.

  5. Recep Şahin

    Önce video da bahsedilen konu ile hiç alakası olmamasına ve konu da bambaşka bir temel üzerine oturmasına rağmen bizim kaderciliğe doğru evrildiğimizi söylüyorsunuz, ardından sanki Allah kaderi belirlemiştir ve insan bu kaderi yaşar demişiz gibi “bunu yapmayalım, Allah muhafaza” diyorsunuz…Yapmadığımız bir şeye “yapmayın” demek nasıl bir şeydir anlaşılır gibi değil.

    • Kendinizle çelişki içerisindesiniz. Sözünü ettiğiniz adamın ağzından şahsım olarak bir kere olsun sizin iddia ettiğiniz gibi, “Allah geleceği bilmez” diye bir sözü sarfettiğini duymadım. Öncelikle bu iddianızı yani o adamın o sözü saffettiğini ıspatlayın.

      İkinci konu “ŞEY” kavramını malesef tahrif ediyorsunuz videonuzda. Buna mutakib eleştirisel yaklaşımım karşısında hemen ateşlenmiş duruma evrilmişsiniz. Öncelikle Allah’ın karar verdiğini, hergün bir iş üzerinde olduğunu, geleceğe dairde
      bir işi karar verip oluşturacağını anlayın. (Feiza kaza emran) Bu tür ayetlere ehl-i sünnetçi yaklaşmışsınız ve son olarak bu tartışmayı sizin videonuzda açtığınız aşikardır.

      Bu ateşlenmsnizden vazgeçerek eleştirileri sineye çekerek sizinde o vatandaş gibi hata ve hatalarda bulunabileceğinizi anlayın. Bu eleştirilerim sadece size olmamıştır. Sözünü ettiğiniz vatandaşında hatalarına vedahi kuran diyip kelime kavramlara deli gömleği gibi türedi manalar giydiren aklınıza gelen diğer şahsiyetlerede yaptığımı, hatta engelleyenler bile olduğunu bilmenizi isterim.

    • Recep Şahin, sanırım siz interneti nasıl kullanacağınızı hiç bilmiyorsunuz. google arama motorunu açıp oraya “Abdülaziz bayındır allah gaybı bilmez” yazın, sonra da “abdülaziz bayındır sapıklığı…” adlı bir video gözünüze çarpacak. başka videolar da var. o videoyu derleyen abdülaziz bayındırın ne dediğini editlemiş. ordan adamın ne deyip ne demediğini dinlersiniz.

      yorumunuzda Ramazan Demir’in ateşlendiği falan söylüyorsunuz. öncelikle bir ateşlenme falan yok. önyargısız okuyanlar bunu zaten görürler. kaldı ki ateşlense bile bu gayet normal, çünkü siz adamın söylemedikleri üzerinden adamı suçluyorsunuz. adam armut mu toplasın! saçma sapan, video ile alakasız bir kaç paragraf yazdığınızı herkes görüyor burda. facebookta sizi engelleyen biri olarak söylüyorum (tabi siz o recepseniz): rezil pislik,hakaret, küfür dolu sözler sarfederseniz engellenmeniz gayet doğal. işinize nasıl geliyorsa öyle davranıyorsunuz. Ramazan Demirin size burada cevap vermesi bile aslında tamimiyle onun açısından bir vakit kaybıdır.

  6. Sevgili kardeşim; malesef dersinizde söyledikleriniz o minvale gitmektedir. Öncelikle bizim anlayacağımız mühim konu “Şey” kavramı olmalıdır, Allah Kur’an’da kendisine de “şey/varlık” demektedir.

    Allah her şeyin helak olacağını ancak bir şeyin yani kendi vechinin istisna olduğunu (Kasas, 88)

    Kendisi gibi bir şeyin olmadığını (Şura, 11)

    vedahi şahitliği en büyük olan şeyin Allah olduğunu (En’am, 19)

    Kitabında ifade etmiştir. “Şey” kelimesini yokluk için kullanmak doğru değildir ve asla kabullenemeyeceğimiz neticeler ortaya çıkabilmektedir.

    Şey’e varlık ve yokluk manası vererek atıf yaptığımız ayetleri alt alta okuyalım:

    · “Allâh ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. Her varlık yok olacaktır, O’nun yüzü (zatı)ndan başka. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 88)

    · “Allâh ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. Her yok yok olacaktır, O’nun yüzü (zatı)ndan başka. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 88)

    Peki, öyleyse her yokluk nasıl tekrar yok olacaktır, önceden yok olanın sonradan yok olması nasıl gerçekleşmektedir? “Her yokluk, yok olacak, ancak O’nun yokluğu hariç” demeyi ne mantığımız kabul ediyor ne de inancımız.

    · “… O’nun benzeri gibi bir varlık yoktur. O, işitendir, görendir.” (Şura, 11)

    · “… O’nun benzeri gibi bir yok yoktur. O, işitendir, görendir.” (Şura, 11)

    Allah, şeydir/vardır ve onun gibi bir varlık yoktur. Anlatılmak istenen budur fakat şey’e yokluk manası verince bu anlam kaybolmakta, hatta tersine dönüşüp Allah’ı yok saymaktır. Şey’e yok demekle aslında neye yok demiş oluyoruz bunu da okuyucuya bırakıyoruz.

    · De ki: -Hangi varlığın şahitliği daha büyüktür? -Benimle sizin aranızda şahit olan Allah’tır. (En’am, 19)

    · De ki: -Hangi yokluğun şahitliği daha büyüktür? -Benimle sizin aranızda şahit olan Allah’tır. (En’am, 19)

    Burada sormamız gereken bir soru var. Şayet şey, yok ya da yokluk anlamına geliyorsa, bu ayette yok kabul edilen kim ?! Ayrıca Kur’an’dan öğrendiğimize göre Allah, kendisinden başka kulluk edilen, şefaatçi ya da kurtarıcı sanılan canlı veya cansız varlıkların kimler olduklarını her yönüyle bilmektedir (Ankebut, 42). Fakat gerçek anlamda bir ortağı olmadığından, Allah kendisinden başka bir şefaatçi olduğunu bilmemektedir (Yunus, 18, Rad, 33). Eğer Allah’a tanrılıkta ortak olacak ve O’nun nezdinde şefaat görevi yapacak varlıklar olsaydı bunlar herkesten önce Allah bilirdi, kullarına da bildirirdi. Allah’ın kendi ortaklarını bildiğini iddia etmek onlar var olarak kabullenmektir ki, bu tevhit inancını ortadan kaldırır. Bu durum, Allah için “olanı da olmayanı da bilir” şeklinde gelişi güzel genelleme yaparak konuşmanın ne kadar sakıncalı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Selametle.

    • Video “şey” ile alakalı değil ki. Acaba hangi şeyi dinlediniz siz 🙂

      Kendi kafanıza göre bir tartışma başlatıp birilerini söylemediği şeyler üzerinden itham ediyorsunuz. aslında ben bu sitenin editörü olsaydım şu yorumlarınızı hiç yayımlamazdım. çünkü okuyucuların kafasını karıştırmaktan başka bir amaç gütmüyor bu yazdıklarınız.

    • Recep Şahin,
      Baksi geçen şahsı ve vakfını tam 2 sene takip ettim. Kurucularının kitaplarını aldım. Hiç bir programlarını kaçırmadım. Sonunda Ashab-ı Sebt konusunda apaça gramer kurallarına uymadığım için, yahudilik ve hristiyanlık konusunda uzman bir çalışanları beni kafir ilan etti. Bir çok konuda yaklaşımlarını sadece eleştirdiğim için program yapan kişilerce anında engellendim. Nedeni sırf kendileri gibi düşünmediğim içindi. Cumartesi günleri sabah yaptıkları programda Allah geleceği bilir mi? konusunu konuştular. Maalesef konuyu Allah geleceği bilemeze Allah’ın ayetlerini kullanarak geldiler. İlgili ders videosunu bulduğumda buradan paylaşacağım.

    • Konuyu bambaşka bir platforma taşıdığınız, kendi kendiniz ile çeliştiğiniz (bahsi geçen adam ve vakfın Kur’an meallinde Allah geleceği bilemediğini yazmışlar.) konuları bir tarafa bırakıyorum. Mealciliğin dibini vurmuşşsunuz.

  7. Recep Şahin

    Videoda anlattığımız konuların sizin söylediklerinizle bir alakası yok dememize rağmen, niyet okuyarak ısrarla demediğimiz şeyleri demişmişiz gibi kabul ederek konuyu bambaşka bir platforma taşıyorsunuz. Şunu bilmenizi isteriz ki biz, ısrarla konuyu taşıdığınız “Allah geleceği bilir mi bilmez mi” sorusundan kaynaklanan tartışmanın taraflarından biri değiliz. Tarafı olmadığımız bir konuda, üstelik açıkça deklere etmemize rağmen bizi bu tartışmanın taraflarından biri olarak görmemenizi hasseten rica ediyorum. Siz bu tartışmanın taraflarından biri olabilirsiniz. Bizim buna söyleyecek bir şeyimiz olamaz. Fakat biz, en azından bu konuda hiçbir şekilde sizin münazara, tartışma veya polemik partneriniz değiliz. Tekrar deklere ediyorum videoda söylediklerimizin sizin söylediklerinizle bir alakası yoktur. Hele “kadercilikle” hiçbir alakası yoktur.

    Selametle

    selametle

  8. FATÎH SAĞLAM ADLI MÜRİT;

    Öncelikle senin ramazan demirin kör takipçisi olduğunu, onu eleştirilemez ve dokunulamaz kılarak kuddüs edinip ilah ittihaz ettiğini burada okuyucalara duyurmam şart olmuştur. Bu uğurda ilah edindiğin ramazan demirin yalan ve yanlışlarını kapatmak için kelimelere türedi manalar giydiydiğinide elbette herkes o sosyal medya ortamında benimle yazışırken şahit olmuştur.

    Öyleki Allahın zümer suresinde ki 8 enam indirdik ayetindeki enam/hayvan kelimesine insan manası uydurduğunda ortaya çıkmıstı. Hatta rasüllerden başkası beşer değildir ifk ve iftirana ayetle cevap vermeme rağmen inkarında, sırf ramazan demirin yanlışını görmemek için o ayetide inkar ettiğinide yüzüne yine söylemeliyim.

    Ramazan demirin yalan ve yanlışlarını ben sana gösterdikçe ayetlerden, bana değil, ramazan abi kadar ilmin olmadığından ona gòsteremiyorsun gibi şeyler söyledim. Burada kuddüsün ramazan demire daima yazan biriyim. Hatta beşer kavramına dair batıl uretiminede yazdım. Sen bu kafayla kendini muvahhid sanan bir cahilsin.

    Son olarak ramazan demire sesleniyorum; Allaha karşı takvalı ol ve kelime kavramlara turedi manalar icad etme. Edipde bu fatih gibi müritleri kendine kullar eyleme.

    • RECEP ŞAHİN.
      Bu tekfirci tavrı biliyorum!
      İnsanları ne de çabuk kafir/müşrik ilan edebiliyorsunuz? Hayret! Senin komple mealci olduğunu facebook sayfandan biliyorum. Kendin gibi düşünmeyen insanlara karşı takındığın tavrını da facebook sayfandan görüyorum. Geleneğe inanan, tarikatçı, mezhepçi v.b. insanlara karşı takın tavrı bir nebze anlayabiliyorum da. Kur’an her şeye yeter diyenlere de aynı tavrı neden takınıyorsun?

      Senin meal ve görüşlerini takip ettiğin Süleymaniye Vakfı’nda Vedat ve Erdem de beni kafir ilan etmişti. Nedeni ise sırf onun gibi düşünmediğim içindi. Bırakın insanlar Kur’an üzerinde çalışma yapsınlar. Senin gibi mealciler yüzünden insanlar dinden soğudu.

    • Recep şahin, enam kelimesi geçen ayet meallerini tek tek incele bakalım, ordan hayvan anlamı çıkarabiliyormusun. Geri zekalının biri bir kelimeye gramere ve anlam bütünlüğüne uymadan bir anlam yüklüyor, sizin gibi onları rab edinen şahışlar, sorgusuz sualsiz o anlamları doğru kabul ediyor. O ayetlerdeki enam kelimelerine eğer hayvan anlamı verirsen hepsi çelişkili duruma düşüyor.kuranın çelişkisiz olduğuna iman ettim ben. Meallerin değil.

      Ben kimsenin müridi falan değilim. Doğruya doğru, yanlışa yanlış derim. Senin rab kabul ettiğin haccac bin yusufun ve adamlarının yanlışına da yanlış derim. Sen ise onu ve adamlarını dokunulmaz kabul ediyorsun.

      Senin gibi birine burda cevap yazmakla aslında vaktimi ziyan ediyorum. Senin ne olduğunu sosyal medya eşrafı gayet iyi bilir. Ne Burada yazılan yazıları okuduğuna, ne de dinlediğine zerre ihtimal vermiyorum. Çünkü bi tanesini bile dinlemiş olsan böyle ahmakça mevcut mealleri savunmazdın. Sırf itiraz etmek için itiraz ediyorsun. Adamakıllı bir itiraz reddiyen bile yok. Adamın demedikleri üzerinden vurmaya çalışan saçma sapan bir adamsın. Kininde boğulursun inşallah.

    • Ha bir de unutmadan söyliyeyim, ben ramazan demir ile tanışmadan 1 yıl önce abdülaziz bayındır ile tartıştım mail ortamında. Enam kelimesinin anlamının hayvan olamayacağı üzerine.inanmıyorsan ekran görüntüsü alıp sayfamda paylaşayım. Bu durumda ramazan demir benim müridim oluyor heralde. Savunduğun meallere gelince, bu meallerler yıllarca üzüm salkımına “turunç göğüslü yaşıt kızlar” anlamı veren alçak, şerefsiz adi insanlar. Ve bu şerefsizlerin yazdıkları çevirileri de savunan ve onlara kuran diyen de alçak değil de nedir!

  9. Onur kod adlı ramazanın mealini din edinen kardeş;

    Edip yükseli rivayetleri sözde hüccet kabul etmiyorum deyip tevbe suresinden 2 ayeti rivayetlerle atmasına benziyor sizin ramazan demirin mealciliğini kabullenmeniz. Bu vasatta; kuranın muhtevasına halel getirdiğini iddia ettiğiniz rivayetlerle kuran’ın emeviler tarafından değiştirildiğini nereye koyacağız;

    Adama sormazlar mı Allahın bu ahdini ne yapacağiz, hüccet olarak bu ayetleri neden almıyorsunuz? Emeviler, abbasilere güç yetirip kendi devletini koruyamadı da, haşa Allahın kitabına mı güç yetirip değiştirdi manalarını? Eee bu ayetler nolacak? Sakın kuran okumayın bu adama tabi olup körü körüne onun meal söylemlerine iman edin, din edinin. Tekfire gelince, kuranın bir ayetini bile tahrif ederek değiştirmek küfürdür. Bu cürümü işleyenede kafir denir, Allahın kafir dediğine de kimse Allahı yalanlayarak mümin diyemez.

    Kehf, 27 / Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O’nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın.

    En’âm, 115/ Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Hicr, 9. Ayet: Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

    Fussilet, 42. Ayet : Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.

    • Recep bey.
      Konuyu alakasız yerlere çekmenden nasıl bir düşünce sistemine sahip olduğun belli. Ben kimseyle tartışmak istemiyorum. Hele hele Kur’an konusunda asla. Zira verdiğin meallerde bile gramer sorunları var.

      Sen beni tanımadan hakkımda hüküm vermişsin. Ben 5 yıldır doğruyu tüm samimiyetimle arayan biriyim. Senin din edindiğin mealleri ben karşılaştırmalı okudum. Meallerdeki Ilkesizliği ve çelişkiyi dibine kadar gördüm.

      Onur benim kod adım değil. Zahmet edip adımın kod olabileceği zannına bile girmişsin. Adim Onur Soyadım Bakır. Ramazan beyin mealini din edinmedim. Edinmem de.Zira vakti zamanında bir vakfın mealini ilah edinmiştim. Olması geren gramer kurallarına göre doğru mushafı okumak.

      Bu düşüncelerim haricinde bana şu kıraat imamının kur’an’ı veya su hocanın meali doğru diyorsan söyle de bilelim. Ona da bakalım. Enin olduğun birşey yok ise sadece sus.

      • Anladım onurum. Karşındakine mealci diyebilmekle beraber meal okuduğunuda itiraf ettin. Merak etme benim o sòz ettiğiniz Vakıfla alakam yoktur. Ben kuranın üstünde çalışma yapmaya azami gayret gösteririm. Hatta bu uğurda 3 gün öncede yeni birşey keşvettim hamd olsun. Sayfamdada paylaşıp ilan ettim.

        Ben size ancak bir dost tavsiyesi olarak şunu diyebilirim. Kendiniz kuran üzerinde çalışın. Yok yeterli birikime sahip değilim diyor iseniz, herkesi okuyun ve o herkeside sorgulayın. Selamlar hürmetler.

  10. Recep bey.
    Dur dur elimizdeki kur’an korunmuş mu? Sen onu mu söylüyorsun? Kardeş en de konudan konuya atlama ama ya. Neyse hangi kur’an korunmuş söyle bakalım?

    1- Nafi
    Ravisi: Kâlun, Verş
    2- İbn-ü Kesir
    Ravisi: Bezzi, Kundül
    3- Ebu Amr
    Ravisi: Durî, Susî
    4- İbni Âmir:
    Ravisi: Hişam, İbnü Zekvan
    5- Asım:
    Ravisi: Ebu Bekir Şu’be, Hafs
    6- Hamza
    Ravisi: Halef, Hallad
    7- Kisai:
    Ravisi: Ebul Haris, Durî
    8- Ebu Cafer:
    Ravisi: İsa b. Verdan, Süleyman b. Cemmaz
    9- Halefül Aşır:
    Ravisi: İshak el-Verrak, İdris el-Haddad
    10- Şeyh Yakub:

    Hangisi?

    Sen hangi meale yöneldin? Şöyle de bilelim. Hangisi doğru ise ben ona iman edeceğim. Vallahi de doğrusuna iman edeceğim.

  11. Recep Şahin.
    Bir önceki cevabım siz cevap yazdıktan sonra oldu. Son yazdığımıda cevabım şudur.
    Ben yaklaşık 40 meali aynı anda okudum. Bakın aynı anda okudum. Okurken meal yazanlara, tevsir yazanlara ağzıma ne geliyorsa söyledim. Çünkü gramer kurallarına hiç birisi dikkat etmemiş.
    Sonrasında ise işim kolay Arapça öğrenirim olur biter dedim. Fakat sonra öğrendim ki 19 farklı kıraat ve 60 üzeri şaz kıraat var. Kiraatler arası farklılıklar ise öğle böyle değil. Takip ettiğimiz kur’an herşeye yeter hocalar ise kıraat farklılıklarına şive farkı gibi yorumladı. Hepsinin belasını şeytan vermiş. Kimse kusura bakmasın dilin kurallarını biliyorum. Kendim bir yabancı dil kursunda 7 sene müdür olarak çalıştım. Kimsenin din konusunda beni aptal yerine koymaması için de Arapça öğrenmeye ve kimseye körü körüne bağlanmamayı öğrendim. Ramazan beyin çalışmalarını ise zaten taktir ediyor ve tüm söyledikleri doğru mu diye gramer kitaplarından kontrol ediyorum.

    Şimdi Ramazan beyin hangi çalışması sizi rahatsız etti. Bir hatası varsa söyleyin biz de kendisi de bilelim.

  12. Recep Şahin
    Siz de dahil hiç kimse Kur’an’ı tartışmanın konusu yapmamalı. Konuyu nerelerden nereye getirdiniz. Size sırf benim gibi düşünmüyorsunuz diye küçük düşürücü ve argo kelimeler kurmayacağım. Facebook sayfanızda bir düzen kurmuş gidiyorsunuz.

    Şimdi ben size Kur’an arapça değil, enam koyun, keçi, sığır ve deve olmamalı. Bakara buzağı olmamalı, ebu leheb Abdul uzza değil, El arap bedevi veta çöl arabi anlamına gelmez, fil süresi diye bildiğiniz sürede fil değil katl ashab-ı, yusuf kuyuya atılmadı, karınca konuşmadı, Alak süresi ilk inzal edilen süre değil, Kur’an’ı tahrif etmişler, Allah yenin etmez, Kur’an’a 13 harf eklemişler, tüm kur’an mushafkarinda yüzlerce gramer hatası var. Ayet sonları yanlış belirlenmiş, neal ve tefsir yazarları kur’an’ı eski ve Yeni ahit ile rivayetlere uydurmaya çalışmış, israil yakup a.s. değil, Adem a.s. ilk insan değil, Aditat suresinde at mat yok, zikir kavramı anmak, unutulmuş bir şeyi akla getirmek manasına gelmez, Allahu ekber sözü ismi tafdil olup, Allah’ın Kebir sıfatında ortak koşuluyor bu şirk sözüdür, isa a.s. kundakta bebekken konuşmadı ayette sabi yazıyor, bana kitap verecek ve Nebi yapacak değil, yaptı anlamına gelir mazi fiil var, resuller insan değil beşer, şecere ağaç değil, Hz muhammed için kullanılan ümmiye okuma yazma bilmiyor anlamına gelmez ümmiyeli anlamına gelir, gömülen kız çocukları değil unsa yani cinsiyetsiz veta cinsiyet bozukluğu anlamına gelir, insanda ruh yoktur nefs vardır, ruh beşerler vardır, insan ve beşer kurumuş yıllanmış kokuşmuş kata balçıktan değil, yasa hâline getirilmiş akrabalık bağlarından yaratılmıştır, valideyye anne anlamına gelmez, cebrail ve mikail melek değil, tüm rasuller hacca gitti bunun kur’an’da ayetleri var, El kalem kelimesi bizim bildigimiz anlamdaki kalem değil, halife var ilan birseyin devamı denek, Adem a.s. dan önce bu rasul görevini yapanlar vardı, kur’an kerim bir rasul olan cebrail’in sözüdür, kavaid sözü temelleri yükseltme manasına gelmez, beşerun levhatün ayeti insanın derisini kavurur anlamına gelmez, bir dilde eş anlamlı kelime olmaz insan, beşer, unas, nas aynı anlama gelmez, nisa, unsa, zevc, huri aynı anlama gelmez, Adem a.s. öğretilen isimler rasullerin isimleriydi , kitabın dili Adem a s. dan beri aynıydı desem beni de kâfir ilan edeceksin. Başlayacaksın tahrif edilmiş kur’an mushafindan yapılmış ilkesiz mealleri paylaşmaya. Yapmayınız bu kullandığınız üslup bir müslime yakışmaz.

  13. Recep bey,
    Ben facebook sayfanızı geçen sene 1 hafta kadar takip ettim. Paylaşımlarınızın da bir çoğunu inceledim. Çalışmalarınızda bir ilke yok ki. Yabancı dil ile yazılmış hangi metin olursa olsun ortaya koyulacak metot bellidir. Bu metot da gramerdir. Kendim orta düzey İngilizce biliyorum. 7 yaşındaki yeğenime şu ana kadar İngilizce de en çok kullanılan 500 kelime, bu 500 kelime içerisinde en çok kullanılan fiiller ve fiillerin zamanlarını öğrettim. Bunlara başlamadan önce de doğru telaffuz için cambridge dictionary sitesinden İngilizce fonotik harflerini öğrettim. Yeğenim şuan fiil, isim, sıfat, zamir, ismin halleri, fiillerin çekimleri, isim cümlesi, fiil cümlesini biliyor. Ayrıca kendisine kelimelerin etimolojisini incelemeyi öğrettim. Örneğin yaz tatili test kitabında misafirperver kelimesini hecelerine ayırması gerekiyorsa biz o kelimenin hem İngilizce karşılığına hem de kelimenin hangi dile ait olduğuna bakıyoruz. Örneğin misafirperver kelimesinde misafir kelimesinin Arapça, perver kelimesinin ise farsça olduğunu biliyor. Kendisine en son okulda öğrendiği ve ileride öğreneceği eşanlamlı kelimelerin etimolojisini de öğrettim. Şuan benim 7 yaşındaki yeğenim bir dilde eşanlamlı kelime olmadığını biliyor. Kendisi Almancada her gün yaklaşık 5 kelime öğreniyor ve bana die der das artikellerini öğretiyor. Kendisi Arapça öğrenmeye başladığımı biliyor ve bir an önce öğrenip kendisine öğretmem için heyecan ile bekliyor. Hiç kusura bakmayın da facebook sayfanızda grameri önceleyerek yaptığınız bir çalışma ben hatırlamıyorum var ise de bir elin parmaklarını geçmez.

    Örneğin son çalışanız Tebbet suresi hakkında. ZİRA BELKİ DÖNERLER DİYE BÜYÜK AZABTAN AYRI KÜÇÜK AZAPTAN DA TATTIRACAĞIZ diyor ayet. “BELKİ DÖNERLER” Leâlle edatı Tebbet surenin neresinde var. Allah’ın ne demek istediğini başka ayetlere bakarak mı öğreneceğiz. Allah’ın ne dediğine değil de ne demek istediğine mi bakalım? Yorumun mu yapalım? Allah böyle bir kitap göndermiş olabilir mi? Kur’an eğer beni başkalarının yorumlarına muhtaç bırakan bir kitap olduğunu anlarsam anında o kitabı bırakır, asla ama asla iman etmem. Senin gerekli donanıma sahip olmalısın dediğin donanım bu muydu?

    Senin yaptığın örneğin “I will drink water” al kapı gibi İngilizce cümle. Tercüman bu cümleyi “Ben vil ile dirayetli oldum.” Diye çeviriyor sen de bunu savunuyorsun. Kardeşim burada “Su içeceğim.” yazıyor. Sen “Ben vil ile dirayetli oldum.” Tercümesinde vil kim, neyin dirayeti bu diye başa ayetlerden zorla anlam vermeye çalışıyor, başka kaynakları tarıyorsun. Tebbet suresinde eğer Ebu Leheb Kur’an’da kim olduğu yazmıyor ise, ben o kitaba iman miman etmem. Bunun içinde gerekli donanıma sahip olacağım. Bu donanımda çok iyi bir Arapça öğrenimi olacak. Burada grameri öncelemiş samimi insanlar var.

    Son olarak siz mi doğru yoldasınız, ben mi bunu öğrenmenin yolu belli. Öleceğiz ve göreceğiz.

    Kalın sağlıcakla.

  14. Buradan başta Ramazan bey olmak üzere bu platformda yapılan çalışmaları takip eden, ayetlere isteyenin istediği yorumu verdiği çalışma metodunu değil, gramer metodunu benimsemiş herkesten tartışmanın tarafı olduğum ve sayfayı konu dışı yorumlar ile kirlettiğim ve Kur’an’ı tartışmanın konusu yaptığım için özür dilerim.

  15. Recep Şahin

    Bu yazı sana senin kullandığın gibi bir dil kullanmadan yazabileceğim son yazıdır.

    Arkadaşlara cevaben yazdığın yazıların birçok yerinde benim “şeytan, iblis, ilah, rab, şeyh, Allah’ın kelimelerine şeytanca mana veren biri vs” gibi sıfatlar yakıştırmışsın. Tertemiz bir insan olduğumu, günahsız olduğumu, hiç yanlış yapmayan biri olduğumu, yazdıklarımın ve söylediklerimin tartışmasız gerçekler olduğunu söylediğimi ve bu yönde tavırlar sergilediğimi, beni okuyan ve dinleyen insanlardan bana “ilah, rab, şeyh” gibi davranmaları gerektiğini söylediğimi veya bu yönde bir beklenti içine girdiğimi ben bilmiyorum. Yani hangi tavrıma ya da sözüme dayanarak bana ilah, rab, şeyh gibi sıfatları yakıştırdığını bilmiyorum.
    Bu sıfatları arkadaşlarımın “benim söylediklerimi tartışmasız gerçek olarak gördükleri” varsayımı üzerinden bana yakıştırmışsan, bu varsayım asla doğru değil, inan ki o arkadaşlar bana öyle davranmıyor. Onların yanında konuşurken bana kendimi İlah, Rab, Şeyh gibi hissettirecek bir davranışlarına Allah’ı şahit tutarak söylüyorum ki ben hiç şahit olmadım.
    Bana yakıştırdığın “İblis, Şeytan” sıfatlarına gelince. Ne bileyim belki de dediğin gibiyimdir. Ama inan öyle olup olduğumu ben bilmiyorum. Yani nasıl ki İlah, Rab, Şeyh olduğumdan haberim yoksa İblis, şeytan olduğumdan da haberim yok. Eğer ben senin dediğin gibi İblis veya şeytansam bu, insanlardan önce ben kendimi kandırmışım demektir. İblis veya şeytan da olsam kendisini aldatan bir salak olmayı kendime yakıştıramam doğrusu. Şimdi senin bana yakıştırdığın İblis ve Şeytan yakıştırmalarını dikkate alarak Kur’an’a bakıp söyleminde ne kadar isabetli olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Acaba ben hakikaten İblis ve Şeytanım veya İblisleşmiş ve şeytanlaşmış bir insan mıyım onu anlamaya çalışıyorum.
    Bir iblis veya şeytan nerden anlaşılır? Nasıl anlaşılır?
    Bu sorunun en güzel cevabı (bence) onun Kur’an’a olan yaklaşım biçiminden anlaşılır şeklindedir. Yani İblis, şeytan veya iblisleşmiş, şeytanlaşmış insanın tavırları Kur’an’ın kelimelerine olan yaklaşım biçiminden çok güzel anlaşılır diye biliyorum. Mesela, sen arkadaşlara cevaben en’am suresinden ayetler bölüşmüşsün. Bu ayetleri senin doğru benim ise İblisleşerek insanları saptırmak için bilerek yanlış meal verdiğimi söylemişsin. Şimdi bakalım acaba hakikaten öyle mi? bölüştüğün ilk ayet şu ayettir (not: ayet mealleri SV mealinden alınmıştır.
    (Zümer 39/6)
    خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ
    Sizi (insanoğlunu), tek bir nefisten (döllenmiş yumurtadan) yarattı. Daha sonra[1*] eşini de o nefisten (döllenmiş yumurtadan) oluşturdu. En’am’dan[2*] sizin için sekiz eş indirdi.Analarınızın karınlarında sizi, üç karanlık yerde şekilden şekile geçirerek yaratmıştır[3*]. İşte bunları yapan, Allah’tır, sizin Sahibinizdir. Yetki O’ndadır. O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl oluyor da başka tarafa döndürülüyorsunuz?

    Bu mealin yazarları ayette geçen En’am الْاَنْعَامِ kelimesine (2*) şeklinde dipnot düşmüştür. O dipnot şu şekildedir.

    [2*] Koyun, keçi, sığır, deve. Bkz. (En’am 6/143)

    Bu meal yazarlarına göre ayette geçen En’am الْاَنْعَامِ kelimesinden kast “koyum, keçi, sığır, deve” olmaktadır. Meal yazarları konunun daha iyi anlaşılması için bizi başka bir ayete refere etmiştir. Biz de o ayete bakıyoruz.

    (Enam 6/143)
    ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۚ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ نَبِّؤُ۫ن۪ي بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَۙ
    (En’amı) Sekiz eş (olarak yaratmış)tır[*]; koyundan iki, keçiden iki. De ki “Allah iki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa dişilerin döl yataklarındaki yavruları mı haram kıldı? Eğer samimiyseniz bir bilgiye dayalı olarak söyleyin.”

    Şimdi size göre bu ayete verilen meal doğrudur ve ayette geçen ENAM kelimesi “keçi, koyun, deve ve sığırdır. Fakat ayete baktığımızda ilginç bir durum vardır. Bu ilginçliğin anlaşılması için önce mealdeki “dişilerin döl yataklarındaki yavruları mı”” cümlesine dikkat etmek gerekmektedir. Bu Türkçe mealde geçen cümlenin arapça metindeki karşılığı şu cümledir اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِ bu cümledeki عَلَيْهِ ifadesine dikkat ederseniz meale göre dişilerin karnındaki hayvan yavrusunu ifade etmek için “müzekker” bir zamir kullanılmıştır. Bu kullanım tuhaf bir kullanımdır. Çünkü gramere göre akılsız varlıklar genelde müennes zamirlerle ifade edilirler. Hatta akıslız varlıklar binlerce dahi olsalar onlara çoğul müennes zamirler değil, müfred müennes zamirler atfedilir. Bu durumu anlamak için başka ayetlerde geçen ENAM kelimesine ve bu kelimeye atfedilen zamirlere bakmak gerekecektir. Bakıyoruz.

    (Nahl 16/5)
    وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ
    En’âmı da (koyun, keçi, sığır ve deveyi) sizin için o yarattı. Onlarda ısıtan ve işe yarayan şeyler vardır. Onlardan yiyecek de edinirsiniz.

    Meale dikkat ederseniz hayvanlara dönen zamirin “onlarda ve onlardan” şeklinde iki defa çoğul geçtiğini görürsünüz. Meal de çoğul olarak yazılan zamir ayetin metninde “خَلَقَهَاۚ – ف۪يهَا – مِنْهَا şeklinde müfred-müennes olarak geçmiştir. Gramer de kuraldır akılsız varlıklar çok da olsalar tekil müennes zamirle ifade edilebilirler kuralı bu ayete verilen mealde işlemiş ama biraz önceki enam 143 ayetinde bu tersine dönerek zamir عَلَيْهِ şeklinde müzekkere dönüşmüştür. Durum sadece bu kadarla kalmamaktadır.

    (Hac 22/28)
    لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ
    Gelsinler de kendi menfaatlerini görsünler[*]; belli günlerde de Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanlardan en’âm (koyun, keçi, sığır ve deve) üzerine Allah’ın adını ansınlar. Onlardan hem siz yiyin hem de darda olan yoksula yedirin.

    Yine aynı şekilde ayette geçen فَكُلُوا مِنْهَا bu kelimedeki “müfred-müennes” zamir çoğul olarak “onlardan yiyin” şeklinde meale yansımıştır. Hiç kimse bu ifadeden tek bir tane hayvan anlamıştır ki doğru olan da budur. Çünkü (tekrar oluyor ama olsun) “sayıları binlerce de olsa akılsız varlıkları tekil müennes zamirle karşılamak” gramer kuralı gereğidir. Bunun yanında ayette geçen مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ bu cümledeki مَا ismi mevsulü de akılsız varlıklar için kullanılan bir ismi mevsuldür ve bu edat cümledeki EL ENAM kelimesine dönmektedir. Yani bu kullanım da doğrudur. Fakat enam suresinde zamir müzekkerdir. Şimdi bunu aklınızda tutarak “enam” kelimesinin geçtiği başka ayetlere bakalım.

    (Hud 11/6)
    وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ
    Yerde hareketli tek bir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, onun yerleştiği yeri de geçici olarak bulunduğu yerinde bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta kayıtlı olur.

    Bu ayete verilen meale göre ise sadece enam değil meale “hareketli canlı” olarak geçen دَٓابَّةٍ kelimesi de رِزْقُهَا kelimesindeki müennes – tekil zamirle tanımlanmıştır.

    (Hud 11/56)
    اِنّ۪ي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّ۪ي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
    “Ben, benim de Rabbim /Sahibim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım. O’nun eli altında olmayan hareketli tek canlı yoktur. Benim Rabbim doğru yol üzerindedir /hep doğru olanı yapar.”

    Yine aynı surede geçen bu ayetteki بِنَاصِيَتِهَا kelimesindeki müennes zamir hareketli canlı olarak tercüme edilen dabbe kelimesine dönmektedir. Bakmaya devam ediyoruz.

    (Nahl 16/49)
    وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
    Göklerde ve yerde olan bütün hareketli[1*] canlılar ve melekler, Allah’a boyun eğer(secde)[2*] ve kendilerini büyük görmezler.

    Fakat bu ayete gelince her ne oluyorsa bird en bire zamirler cemi, müzekker olarak geçmeye başlıyor. Bu ayette geçen “dabbe ve “melaike” kelimesine birlikte dönen zamir ayetin sonundaki وَهُمْ zamiridir. Hadi diyelim ki burada akıllı varlıklarla akılsız varlıklar birlikte anıldığı için “galibiyet” kuralı gereği akıllı varlıklara kullanılan hum zamiri kullanılmıştır. Bu açıklama bu ayete verilen mealleri kurtarmış gibi gözükmektedir ama,

    (Nahl 16/61)
    وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
    Allah, yaptıkları yanlışlardan dolayı insanları hemen yakalasaydı yeryüzünde hareket eden kimseyi bırakmazdı. Ama Allah, onları, belirlenmiş ecellerine[1*] kadar erteliyor. Ecelleri gelince ne onu bir süreliğine erteleyebilirler, ne de ecelleri gelmeden[2*] onun gelmesini sağlayabilirler[3*].

    Bu ayeti ne yapacağız. Daha önceki ayetlerde geçen “dabbe” kelimesine “hareketli canlı” anlamı veren meal yazarları bu sefer kelimeye “hareket eden kimse” anlamını vermiştir. Takdir edilir ki bu “hareketli kimse” anlamından kast edilen herhalde hayvanlar değildir. Zira bu kelimeye insanlar da dahil tüm hareketli canlılar anlamı verildiğinde ortaya hayvanlarında yaptıkları yanlıştan dolayı cezalandırılması gibi bir anlam çıkardı.

    (Nur 24/45)
    وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
    Allah, her canlıyı sudan yarattı. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört ayak üstünde yürür. Allah, yaptığı tercihe göre yaratır. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.

    Bu ayet ise daha tuhaf bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Burada hem iki ayağı üzerinde yürüyen hem karnı üzerinde sürünen hem de dört ayak üstünde yürüyen dabbe kelimesine dönen zamirlerin hepsi مِنْهُمْ şeklinde cemi-müzekker zamirlerdir. Yani kesinlikle akıllı varlık zamirleridir. Üstelik sadece bu da değildir, ayette tam üç defa sadece akıllı varlıklar için kullanılan مَنْ ismi mevsulü de kullanılmaktadır. İçinde ENAM kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda durum daha da garip bir hal almaktadır.

    (Enam 6/136)
    وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَص۪يبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
    Onlar Allah’ın yetiştirdiği ekinden ve en’amdan O’na pay ayırır ve kendilerince “Bu Allah’ın, bu da O’na ortak saydıklarımızın” derlerdi. Ortak saydıklarının payından Allah’ın payına geçmez ama Allah’ın payından ortak saydıklarının payına geçer. Ne kötü karar veriyorlar.

    Mesela bu ayette enam kelimesine وَهٰذَا şeklinde müzekker işaret ismi kullanılmıştır. Ama hemen iki ayet sonra,

    (Enam 6/138)
    وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
    Kesin bilgiye dayanmadan: “Şu en’am[*1] ve ekinler kutsaldır, Allah’ın[*2] tercih ettikleri dışında kimse onlardan yiyemez. Şu en’ama da yük yüklemek ve binmek haramdır.” derler. Kendi yalanlarını Allah’a mal ederek bir kısım en’amı keserken de Allah’ın adını anmazlar. Allah onlara, bu iftiralarının cezasını verecektir.

    Bu sefer müennes هٰذِه۪ٓ zamiri kullanılmıştır. Üstelik ayetin devamında enam kelimesine dönen tüm fiiller müennes ve tüm zamirler tekil-müennes zamirlerdir.

    (Enam 6/139)
    وَقَالُوا مَا ف۪ي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ ف۪يهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْز۪يهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ
    “Bu en’amın karınlarında olanlar yalnız erkeklerimiz içindir; kadınlarımıza ise haramdır” dediler. Eğer ölü olursa ortaklaşa yerler. Allah, bu nitelemelerinin karşılığını verecektir. Allah doğru kararlar verir ve her şeyi bilir.

    Aynı durum bu ayette de vardır. Bu ayete verilen mealde geçen “Eğer ölü olursa ortaklaşa yerler” cümlesinin ayetteki karşılığı وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ işte bu cümledir. Bu cümlede geçen ف۪يهِ zamiri müzekkerdir ve meal yazarları bunu meale yansıtmamışlardır bile.

    Şimdi Kur’an’ın bu farklı kullanımlarını nasıl açıklayacaksınız?

    Bu resmen gramer hatası, anlatım bozukluğu, kelimelerin yanlış kullanımıdır.

    Bunu meal ve tefsir yazarlarının yaptığı gibi “Kur’an mesajını iletmek için bir dili kullanmıştır ama o dilin mahkumu değildir, dolayısıyla kelimeleri istediği gibi kullanır. Mazi kullanması gereken kelimeleri muzari, tekil kullanması gereken yerleri çoğul, akılsız varlık zamiri kullanması gereken yerde akıllı varlı zamiri kullanabilir, Kur’an’ın bu kullanımlarını sorgulamak kimsenin haddine değil” mi diyecekseniz. İstisnalar vardır ve bu istsibalar sadece Kur’an’dadır mı diyeceksiniz?

    Şimdi biz bu ilkesiz açıklamanın ardına düşmeyip, araştırdığımız için İblis, Allah’ın kelimelerine şeytanca anlam veren oluyoruz ama meal yazarlarının yaptığı saçma sapan mealleri hiçbir araştırma yapmadan sırf cevap olsun diye ard ardına sıralayan siz MÜCAHİD oldunuz öyle mi? Kelimelerdeki farklı kullanımları hiç ama hiç önemsemeyen, başkasının yaptığı meali Kur’an kabul eden siz araştırmacı muvahhid, Kur’an’ın metnine gramer hatası var dedirtecek bu kullanımları irdeleyip var olan geleneksel müktesabatın ötesine geçmeye çalışan ben ve arkadaşlarım şeytan ve şeytanın müridleri oluyoruz öyle mi? Kur’an’ın metnine kaşı sergilenen mazisini muzari, muzarisini mazi, müennesini müzekker, müzekkerini müennes, akılsız varlıklara kullanılan zamirlerini akıllı varlıklara, akıllı varlıklara kullanılan zamirlerini akılsız varlıklara, tekilini çoğula, çoğulunu tekile, ismini fiile, fiilini isme vs” çeviren bu yaklaşımları irdeleme zahmetine bile katlanmayan siz mü’min, bunlara şiddetle karşı çıkan biz ise iblis olduk öyle mi?

    Size diyecek tek sözümüz var …“YAPMA”…Ya da elinden geleni yap. Nasıl olsa öleceğiz.

    Selamatle

  16. ALLAH’IN BİLGİSİNİ TARTIŞMA KONUSU YAPMAK.

    Sitede yayınladığımız 102 nolu videonun konusu, meal ve tefsir yazarlarının elimizdeki “noktalanmış, harekelenmiş, ayet sonları ve secavendleri” belirlenmiş diyanetin bastırdığı mushafa sadık kalıp kalmadıkları ile alakalıydı. Videonun başlığı ise “ALLAH GELECEĞİ BİLİR Mİ? KİMİN SORUSUDUR şeklindedir. Fakat ne yazık ki videoda söylediklerimiz taraflarından biri olmayı şiddetle reddettiğimiz “Allah geleceği bilir mi, bilmez mi? tartışmasına çekilmiştir. Çünkü bu soru ve bir “yaratılmışın” varlığı yoktan var eden “ilaha” sorabileceği, sorsa bile cevabını alabileceği, cevabını alsa bile anlayabileceği bir soru değildir. Allah’ın sınırsız bilgisini her şeyiyle sınırlı olan insanın tartışma konusu yapması “ilim veya öğrenme gayreti” değil haddi aşması ve cevabını asla kuşatamayacağı bir soruyu sormasıdır.
    Allah geleceği bilir mi, bilmez mi? konusuna ve Bayındırın mevzuyu “şey” kelimesi üzerinden nasıl açıkladığına girmeden önce bambaşka bağlama çekilen videoda söylediklerimizin teyidini yapma zorunluluğu vardır.
    Videonun konusu, Kur’an çalışmalarında temel alınan elimizdeki (diyanet basımından bahsediyorum) Mushafların meal ve tefsir yazarlarını düşürdüğü durum ile alakalıdır. Tüm meal ve tefsir yazarları “Kur’an’ın tek harfi bile değişmemiştir, günümüze olduğu gibi gelmiştir” demektedir. Fakat bunu söylerken ilk el yazmaları değil sonradan ebu esved düeli ile başlayan ve nihayetinde insanlar tarafından noktalanarak, harekelenerek 15 meşhur, 60 şaz kıraat oluşturulan mushafı kast etmektedirler. Yani onlara göre bugün elimizdeki diyanetin bastırdığı Kur’an kesinlikle Allah resulü Muhammed’in getirdiği Kur’an’dır.
    Aslında tüm meal ve tefsir yazarları hatta diyanetin bizzat kendisi dahi şunu bilmektedir ki bugün Türkiye’de okunan ve tüm Kur’an çalışmalarında temel alınan diyanetin bastığı Mushaf Allah resulünün insanlığa ulaştırdığı mushafın insanlar tarafından şekil verilmiş halidir. Fakat bu gerçek ortada durmasına rağmen ve hepsi de bilmesine rağmen dahası bütün tefsirlerde ayetlerin farklı okunuşlarına binlerce kere yer verilmesine rağmen, hiçbir meal yazarı elimizdeki mushafın insanlar tarafından noktalanmış ve harekelenmiş halini tartışma konusu bile yapmamaktadır.
    Meal ve tefsir yazarlarının elimizdeki diyanetin bastığı Mushafların nokta ve harekelerini tartışma konusu yapmamaları onlar tarafından METNE SADAKAT olarak açıklanmaktadır. İşte bizim video da verdiğimiz örnek “metne sadakat” söyleminin ne kadar gerçek olup olmadığı ile ilgilidir. Videoda Süleymaniye Vakfının meali üzerinden örnek verilmiştir. Verdiğimiz ilk örnek Ankebut suresindeki şu ayettir.
    (Ankebut 29/3)
    وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ
    Onlardan öncekilerini de sıkıntılara sokmuştuk. Allah kimlerin samimi olduğunu elbette bilecektir. Kimlerin yalancı olduklarını da bilecektir.
    Bayındır, bu ve bu ayette olduğu gibi muzari gelen ve faili Allah olan فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ ifadeleri gibi ifadelerden yola çıkarak aslında kökeni çok eskilere dayanan, kelami bir tartışmayı yani “Allah geleceği bilir mi, bilmez mi” sorusunu Müslümanların gündemine getirmiştir (tekrar belirtelim ki biz bu tartışmanın taraflarından biri değiliz ve olmayı da şiddetle reddediyoruz).
    Bayındır, söylemini “Kur’an metnine” sadakat üzerine temellendirdikten sonra, “karşımdaki metin ne diyorsa ben onu diyorum” demiş ve metinde geçen فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ ifadesinden yola çıkarak “Allah geleceği bilmez” demiştir. Aslına bakılırsa Bayındır, ona karşı olanların dediği gibi Allah gelecekle ilgili hiçbir şey bilmez gibi bir şey dememiştir. Onun bu söylemi (bize göre) haksız bir şekilde bağlamından koparılarak bambaşka mecralara sürüklenmiştir. Bayındır bu ayetlerden yola çıkarak kaderciliğe yol bulan ve kafiri bile aklayıp imtihanı anlamsız hale getirerek her şeyi Allah’a mal eden bir sorumsuzluğu, akide diye kitlelere pompalayan anlayışa karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışında söylediği her şey muarızları tarafından kötüye kullanılmıştır.
    Aslına bakılırsa ayette geçen karşımızdaki فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ bu ifade gayet açık bir şekilde “ALLAH BİLECEK” demektedir. Zaten video da bu ifadenin anlamının bu olduğunu söyledik. Bayındıra bunu söyleten şey ayettir ve her müellifin ayetin metnine sadakat göstermesi her şeyden önce “ahlaki” bir ilkedir. Ankebut 3 ve daha birçok yerde geçen bu ifadelerden Allah’ın geleceği bilmediği çıkmaktadır. Bayındır da metne sadakat göstererek, metin ne söylüyorsa onu söylemiş ve söylemine uygun birçok açıklama getirmiştir. Buraya kadar bayındırın gösterdiği tavır alkışlanacak bir tavırdır. Fakat acaba Bayındır bu tavrı hakikaten “ahlaki” bir tavır olarak içselleştirmiş midir? yoksa bu söylemi sadece bu konuda insanları kendi inandığı şeye taşımak için kendisine kalkan yaptığı bir tavır mıdır?
    İşte videodaki getirdiğimiz örnek Bayındırın Ankebut 3.ayette gösterdiği bu tavrın aslında benimsenmiş ahlaki bir tavır olmadığını göstermek içindi.
    (Meryem 19/30)
    قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ
    Çocuk şöyle dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni nebi yapacaktır (SV meali).

    (Meryem 19/31)
    وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّاۖ
    Nerede olursam olayım, beni bereketli kılacaktır. Hayatta olduğum sürece bana namaz ve zekat görevi yükleyecektir (SV meali).

    Ankebut 3. Ayette metne sadakatinden dolayı insanların gündemine “Allah geleceği bilir mi bilmez mi?” tartışmasını (bize göre) cesaretle taşıyan Bayındır yukarıdaki ayetlerde geçen tüm mazi filleri hiçbir gramer dayanağı olmadan muzari yapmış ve geçmişten bahseden ayetleri geleceğe taşımıştır. Onun bu tavrı hem ahlaki olarak bir çelişkiye hem de gündeme getirdiği konu itibariyle çelişkiye düşmesine sebep olmuştur.
    Peki neden Bayındır Meryem suresindeki mazi kelimelere muzari anlam vermiştir?
    (NOT; SV mealinde mazilere muzari, muzarilere mazi, fiile isim, isme fiil, müennese müzekker, müzekkere müennes manalar verildiğine ve ayetlerde olmayan kelimelerin ayetlerde varmış gibi gösterildiğine bunun tersi olarak ayetlerde olan kelimelerin yokmuş gibi hiç meale yansıtılmadığına dair yüzlerce örnek getirmek mümkündür, fakat bu bizim konumuz ve değildir. Çünkü bunları yapan sadece bu meal değil, tüm meal ve tefsir müellifleri aynısını yapmaktadır.)
    Bilindiği gibi Süleymaniye Vakfı Nebi-Resul kavramları üzerinde epey durmuş ve hatta bununla ilgili kitaplar bile yayınlamışlardır. Tüm görüşlerini buraya almak teknik olarak mümkün olmadığı için (ve konuda başka bir şey olduğu için) o görüşü şu şekilde özetlemek gerekecektir.
    Bir Allah’ın kulu Yüce Allah tarafından resul olarak seçildiğinde hem nebi hem de resul olmuş demektir. Bu kişi elçilik görevini yaptığında resuldür ama diğer zamanlarda nebidir. Onların tabiriyle bir resul 7/24 Nebi dir ama 7/24 resul değildir. Fakat her halükarda bu kişinin Nebiliği de Resullüğü ile aynı anda başlamaktadır.
    İşte tam burada Meryem suresinin 30.ayetindeki mazi fiiller Süleymaniye Vakfının yaptığı Nebi-resul tanımlamalarıyla çelişmektedir. Çünkü ayetlere verilen meallere göre “beşikteki bebe olan” İsa eğer “Allah beni Nebi yaptı, bana kitap verdi” demiş olsa bu aynı zamanda onun resul olması anlamına gelecektir. Burada hemen şu soru gündeme gelecektir.
    “Beşikteki bebe nasıl nebi olur, ona nasıl kitap verilir?”
    Tabi bu durumda Süleymaniye vakfının Nebi-Resul kavramlarıyla ilgili getirdikleri tanımlamalar da yerle bir olacaktır.
    Tam burada Süleymaniye Vakfı getirdikleri Nebi-Resul tanımlamalarında yanıldıklarını düşünmeleri gerekirken ve bu kavramlar üzerinde daha kapsamlı çalışmalar yapmaları gerekirken, böyle bir yolu değil de ayetlerdeki mazi fiilleri muzari yapmayı tercih etmişlerdir.
    Peki böyle bir ahlaki ilkesizlik yapmakla durumu kurtarmışlar mıdır?
    Elbette ki durumu kurtaramadıkları gibi ankebut suresinde gündeme taşıdıkları ile de çelişir hale gelmişlerdir.
    (Meryem 19/30)
    قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ
    Çocuk şöyle dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni nebi yapacaktır (SV meali).
    Bu ayete verilen meale dikkat edilirse beşikteki bebe olan İsa, gelecekten haber vermektedir. Üstelik gelecekten verdiği bu haberler kendisinin ne yapacağıyla alakalı değil Allah’ın ne yapacağıyla alakalıdır. Yani Ankebut 3.ayetteki ifadeye dayanarak “Allah bilmez” dedikleri o geleceği İSA bilmektedir. Üstelik yine SV’nin bir başka ayete verdiği mealde İSA şöyle demektedir.
    (Maide 5/116)
    وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
    Bir gün Allah, şöyle diyecektir: “Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve anamı Allah ile aranıza iki tanrı olarak koyun?’ diyen sen misin?” İsa diyecek ki “Ben sana içten boyun eğerim. Benim doğru olmayanı söylemem olacak şey değildir. Eğer söylediysem, zaten bilirsin. Sen, benim içimdekini bilirsin ama ben senin içindekini bilmem. Bütün gaybı (her şeyin içyüzünü) bilen sadece sensin (SV meali).
    Bu ayetin mealinde İsa Yüce Allah’a hitaben üstelik resul olduktan sonra ve hatta ahirette “Sen, benim içimdekini bilirsin ama ben senin içindekini bilmem” demektedir. Ama Süleymaniye vakfının Meryem suresindeki ayetlere verdiği manaya göre İSA Allah’ın nefsinde olanı bilmekle kalmamış bir de bunu insanlara bildirmiştir.
    Allah geleceği bilir mi bilmez mi? tartışmasını “şey” kavramı üzerinden daha da detaylandırarak açıklamak durumu kurtarmaya yetmemektedir.
    Daha önce de belirttiğimiz gibi biz Allah geleceği bilir mi bilmez mi? temeli üzerine oturtulmuş bu tartışmanın taraflarından biri değiliz. Çünkü bize göre her iki tarafta ilkesizliğin diplerinde gezinmektedirler.
    Herşeyden önce bu ilkesizlik “Allah geleceği bilir mi bilmez mi? sorusuna kaynak olan ayetlerin diğer kelimelerinin sanki yokmuş gibi hiç görülmemesidir.
    (Ankebut 29/3)
    وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ

    Ahmakça bir tartışmaya temel alınan bu ayette iki tane üç tane ismi mevsul (الَّذ۪ينَ) bulunmaktadır. Bu ismi mevsullerden iki tanesi فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ ifadesinin mefulüdür ve bu ismi mevsuller bilinmeyen failleri değil bilinen failleri ifade ederler. Az biraz Arapça bilenler dahi ismi mevsullerin gramerde nasıl bir fonksiyona sahip olduğunu bilir. Ama mesele gramer kuralı ve ahlaki ilkelilik olmaktan çok uzaktır. Aslında tek başına bu ismi mevsuller üzerinde yapılacak küçücük bir araştırma bile ayette geçen ifadelerden yola çıkılarak açılan “Allah geleceği bilir mi bilmez mi?” tartışmasının ne kadar ahmakça olduğunu anlamaya yeterde artar bile. Çünkü ayetteki fiili FEL YA’LEMENNE haline getiren bir insandır. Oysa bu fiil pekala YUALLİMENNE şeklinde de harekelenebilirdi. O halde anlam “”“ALLAH O YALANLAYANLARI DA DOĞRULAYANLARI DA BİLDİRECEK (veya anlaşılmasını sağlayacak veya belli edecek)””” şeklinde olurdu.

    Videoda dikkat çekmeye çalıştığımız konu Yüce Allah’ın bilgisinin ne boyutlarda olduğunun tartışmaya açılması değil, meal ve tefsir yazarlarının metne olan sadakatsizliği ve ahlaki ilkesizliğidir. Aslında videoda “Ankebut 3.ayetden yola çıkarak Allah geleceği bilmez demeniz cesaret işidir ama neden aynı cesareti sizin nebi-resul tanımınızı yerle bir eden Meryem 30.ayette göstermiyorsunuz da oradaki mazi fiilleri hiçbir temele dayanmadan muzari yapıyorsunuz” şeklinde de ifademiz mevcuttur.

    Ama ne yazık ki videodaki ifadeler taraflarından biri olmadığımızı defalarca deklere etmemize rağmen “Allah geleceği bilir mi bilmez mi? tartışmasına ve hatta kaderciliğimize kadar sündürülmüştür. Bununla da kalmayarak benim (ramazan demir) birilerinin İlahı, Şeyhi, Rabbi, Müridi olduğuma hükmedilmiştir. Böylesi bir tavrı ne lanetliyor ne buğz ediyor ne de muhatap alıyoruz. Sadece “yakında hepimiz öleceğiz ve kimin ne olduğunu ahirette göreceğiz” diyoruz.

    Allah’ın neyi, nasıl, ne kadar bildiği bizim taraflarından biri olmayı şiddetle reddettiğimiz bir tartışmadır. Böyle bir tartışmada söz sarf edip taraflarından biri olmaktansa taş olmayı tercih ederiz. Çünkü, Allah’ın neyi ne kadar ve ne şekilde bildiği sorusu KUL’un ilaha soracağı bir soru değil İLAHIN İLAHA soracağı bir sorudur.

  17. Ramazan demir.

    Şu yukarda yorumlarımın birçoğunun kayıp olduğunu yani kaldırıldığını gördüm. Bunu yapmayın insanlar düşüncelerini yazıp çizdiyse onu kamufle etmemelisiniz. Ikinci bir konu ise bahsettiğiniz vakfın mealini önceden izlemiş ve onların meallerindeki bazı hatalara dair hocalarının yüzüne demiştim bir vatsap grubunda.

    Gel gelelim sizlerin meallerine; şu yukardaki yuallemenne diye çevirdiğiniz ayet kelimesine binaen sizlere şunları sormalıyım.

    Allah bildirecek diye çevirdiğiniz kelimedeki bildirilen kişiler kimdir;

    1-Zeyd’midir;

    2-Ebu leheb ve eşimidir (o zaman firavun ve eşinden bahsediyor dediğiniz bu sureyide düzeltmeniz gerekmelidir)

    3-kuranda geçen isimlere bakıyoruz rasüller ve bikaç isim.

    Şayet kelimeye öyle mana verdiyseniz, kuran bir sòzü havada bırakmaz ve onu detaylandırır (fassalna) lütven o islimleri verirmisiniz bizde görelim o yalanlayanları?

    • RECEP BEY.
      Emin olun bu size son cevabım. Bana mürid, mürşid, şeytan, ins şeytanı, kafir, müşrik v.s. ne derseniz bile yine de cevap vermeyeceğim.

      Elimizdeki Kur’an (Asım b. Behdele ebi’n-Necüd’ün Hafs Kıraati) doğrudur Allah bu kıraati korumuştur diyorsanız ya yalan konuşuyorsunuz ya da şuan onlarca farklı Kur’an mushafı olduğunu ve Asım b. Behdele ebi’n-Necüd’ün ayrıca Verş kıraati (Aynı kıraat imamından gelen 2 farklı Kur’an var.) olduğunu bilmiyorsunuz.

      Elimizdeki Kur’an’da yüzlerce gramer hatası var. Kıraat imamlarının aklında nasıl bir Allah inancı var ise harf, hareke eklemelerini bu yönde yapmış, ayet sonlarını da buna göre belirlemiş. Elimizdeki türkçe meallerde bile binlerce ayette mantık hatası var. Bu hataları göremiyorsanız kendinizi ve imanınızı tekrar gözden geçiriniz.

      Eğer samimi bir kul iseniz araştırmalarınızı bu yönde yapınız. Yoksa bize Asım b. Behdele ebi’n-Necüd’ün hafs kıraatini savunmayınız.

  18. Allahın kelimelerini Havada bırakmak, tahrif etmek;

    Yahu ben kıratı kasdetmedim. Tamam o kîraatlarla gelmiş mushaflar iddia ettiğiniz gibi oluversin biran, peki sizin kıraatınızı niye kabul edeceğiz? Yukarda iddia ettiniz ve şu harekeleme üzerinden anlayacağız dediğiniz bir kelime bakın nasıl sorular açmakta ve cevaplar beklemektedir. Sözünü ettiğimiz vakfın bazen kelimelere ilkesizce manalar verdiğini bilmekteyim dedim sizlere. Lakin onlar bunu yapıyor diye sizlere hakkmı doğuyor kafanıza gòre kelimelere harekeleme yapıp karşılığını havada bîrakmak.

    • Yukarıdaki yorumumu HACCAC BİN YUSUFUN MÜRİTLERİ İÇİN YAZDIM. Artık kim onun yaptığı noktalamaları ve harekelemesini sorgusuz sualsiz kabul ediyorsa, lafım onadır. Bu zalim emevi tağutunun yaptırdığı kıraatın doğru olduğuna iman etmişler yorumumu üzerine alınabilir.

    • Recep şahin, piyasadaki tüm mealcilere hak doğuyor da bir tek ramazan demire mi doğmuyor?!
      Ki o, anlam verirken rivayetlere göre değil, kurandaki diğer kelime ve ayetleri baz alarak verdiğini söylüyor. Ve yazdıklarının kuranın kendisi değil, onun kurandan anladıkları olduğunu söylüyor. Seninkilerin ise neleri baz aldıklarını biliyoruz. Tüm bunlar arasından şahsen ben, ramazan demirinkini diğerlerine tercih ediyorum. Haccacın noktalamalarını, rivayetleri ve tevratı baz alan mealcileri değil. Sen ise başkasınınkini tercih ediyorsun, ki İstediğini tercih etmekte de özgürsün.

  19. Nereye gidiyorsunuz;

    Kuranın harekelenmeyle tahrif edildiğini iddia edip kendisi yeniden bir harekelenme getirebilmekte ve o getirdiği harekelenmeye binaen bir kelimeye dair yeni bir anlam harekelemesi çıkarıyor. O kelimeye yaptığı harekelemeyle kuranda sorular oluşuyor ama o oluşan soruların karşılıkları yok.

    Hadi öyle olsun diye düşünelim. Adama sormazlarmı senin emevi ve abbasin CARİYECİ, KÖLECİ değilmiydi ki, öyle yeni anlamlar, yeni şeyler harekelenmeyle icad ettide, bu “Ma meleket eymanüküm” diye yahud “abd”;gibi gelen herbir ayeti niye harekelenmeyle bozup kuranın cariye köle istediği manasını icad etmedi de, mushaf dışında ki kitaplarla bunu iddia etti?

    Kuranın neredeyse heryerini emeviler tahrif ediyor ama “ma melaket diye gelen ayetleri tahrif etmeye, harekelemeyle değiştirmeye güç yetiremiyor ve fıkıh kitaplarıyla ancak bunu yapabiliyor. Bak seeeennn.

  20. Recep bey.
    Allah aşkına FEL YA’LEMENNE dediğimizde açmazlar bitiyor mu? Oldu mu bu kelime? Allah birşeyi bilecek demek ne demek? Senin mantığınla gidersek ben de sana 2 soru sorarım.

    1. Allah neyi bilecek?
    2. Allah’ın birşeyi bilmiyor ileride bilecek olması (Allah’ım affet.) ona eksiklik atfetmek değil mi? (Allah’ım affet!)

    Siz hiç Eski ve Yeni ahidi okudunuz mu? Ben bu iki kitapta ve bu iki kitaptaki Allah tasvirini Kur’an’a yedirenlerin Allah kavramına iman etmiyorum. Asla da etmeyeceğim. Hem Allah’ın yarattığı varlığı kavrayacağım onun bahsettiği havayı soluyacağım hem de bilemeyen ama ileride bilecek bir yaratıcıya iman edeceğim. Yok yok ben böyle bir Allah’a iman edeceğime yok olayım daha iyi.

    Ayrıca konu dışı ama siz düşük çözünürlüklü kameralar ile çekilmiş gezegen videolarını paylaşarak, gezegenlerin aslında yıldız olduğuna, uzayın aslında su olduğuna ve dünyanın düz olduğuna inanmaya devam edin. Somut kevni ayetleri bile dar düşünce kalıbı ile yorumluyorsunuz.

    Tartışmaya dayalı bir kişiliğe sahip olduğuz o kadar belki ki. Ben de hâlâ sizinle tartışmaya giriyorum.

    Kalın sağlıcakla.

  21. Bazıları farklı kıraattan kastın, abdussamed tarzı okuyuşla, mehmet biçer tarzı okuyuşu anlıyor. Eminim sende bu şekilde anlıyorsundur 🙂

    Kurandaki kıraat farklılığından dolayı haccac bin yusuf tağutu ve onun takipçileri Şura 44 ayetinden Allahın saptırtığını anlıyor, Ramazan Demir ise “allahın görmezden gelinmesini” anlıyor.

    Eğer senin gibi Allahın saptırdığını anlarsak o halde ilahi mahkemede allaha vereceğimiz hesapta, rabbimize karşı “bizi sen saptırdın, biz suçsuzuz” deyip çıkıveririz. Bu dünyanın sonav olması gibi bir şey söz konusu dahi olmaz.

    Ben haccacın takımının noktalamasını değil, ramazan demirin noktalamasını daha akla ve tevhide yahın buluyorum. Sen senin dokunulmaz saydığın o haccacın yaptığı noktalamalara devam et. Bu seçimin de şahsen beni gayet mutlu edecektir. İstediğin kişinin noktalamalarını ve seçtiği harekelemeyi kabul etmekte özgürsün. Biz de özgürüz.

  22. HACCAC-I ZALİMİ İLAH EDİNİP ALLAHTAN GÜÇLÜ OLDUĞU ZANNIYLA ALLAH TEALAYA GÜÇ YETİRİP KURANI TAHRİF VE TAHRİB ETTİĞİNE İNANMA MÜŞRİKLİĞİ;

    evet bu ne kepazelik, bu ne zavallilık, Allahın kudretine degilde haccacın kudretine inanan az bir gruh? Bu mezhebin adına ne diyelim? Haccaciye mezhebi, haccac-ı zalim ilahları Allahın; “O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir güç/kudret yoktur” gibi, ayetlere iman etme yerine, haccaca iman edip, onu ilah olarak ittihaz edip Allahın kelimelerini değiştirdi zannıyla ondan korkmak, breh breh breh breh

    الزمر (Zümer), 36.. Ayet: أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

    • Recep Şahin,
      Allahın kuranı 9 küsür müzede sergileniyor. Haccacın yazdığı metin kuran değilki, korunup korunmaması bahsi konu olsun. Haccacın yazdırdığı günümüz metinleri, haccacın ve takımının kurandan anladıkları. Yani kuranın kendisi değil.

      Haccacın takipçileriyle, haccac zalimine karşı duranları karıştırmışa benziyorsun. 🙂 Sen ve senin gibiler haccac’a karşı gelmiyorsunuz ki. Bizzati onun kaleme aldığı bir MEALİ insanlara Allahın kitabıymış gibi pazarlıyorsunuz. O kitabı kuranın kendisiymiş gibi insanlara sunuyorsunuz. Sonrada o bozuk mealin mealleri üzerinde vakit harcıyorsunuz.
      Haccacın tarikatına biz değil siz üyesiniz. Yaptığınız hedef saptırmadan başka bir şey değil.

      Haccacın noktalamalarını ve harekelemelerini seçip seçmemede özgürsünüz. Biz ise seçmiyoruz.

  23. GEÇ FATİH CAHİLİ.

    ENAM’A HALA İNSAN ÜFÜRMESİ YAPIYORMUSUN? O HALDE HACC’DA BOĞAZLANACAK ENAM/İNSAN KİMDİR? MESELA ENAM KAVRAMINA üfürdüğün insan kelimesini kabul edelim biran, yahu adama sormazlarmı bu enam 8 çift ve Allah bunları koyun,keçi, deve ve sığırın erkeği ve dişisi diye sayıp Allahın adını üzerlerine anarak boğazlayın derken, sen nasıl bu kavrama insan diyip insanı boğazlatıyorsun?

    Sizin gibi dangalaklara sahi ben niye cevap veriyorum. Ülen işitçi kafa kesip Allahın adını anan geri zekalılardan ne farkınız var. Daha kavramların manasını bilmeyen cahiller bize Harekeleme dersi verecekler. Ne haliniz varsa görün ve benden uzak olun.

    • Recep Şahin,
      Senin savunduğun mealler yeri gelince kurandaki her bir kelimenin bir çok anlama geldiğini söylüyorken, sen ise bir kelimenin kuran boyunca tek bir anlamı olduğunu iddia ediyorsun.
      Benim Enam kelimesi için Zümer 6 ayeti kapsamında yaptığım açıklama seni hala ikna etmediyse, evet sen bizden uzak dur. Biz de senden uzak olalım. Çünküvakit kaybından başka birşey değilsin. Sen inandığın meallerine inanmaya devam et. Gerçekten bundan çok mutluluk duyarım. Bu şekilde dünya ahiret benden de uzak durmuş olursun.

      Kininde de boğulursun inşallah.

  24. Recep Şahin

    Şu enam konusunu sana uzun uzun anlattım ama hiçbir ilke tanımadığın için üstelik Kur’an’ı savunma adına Kur’an’a en büyük kötülüğü yaptığının farkında bile değilsin.

    “ENAM’A HALA İNSAN ÜFÜRMESİ YAPIYORMUSUN? O HALDE HACC’DA BOĞAZLANACAK ENAM/İNSAN KİMDİR? MESELA ENAM KAVRAMINA üfürdüğün insan kelimesini kabul edelim biran, yahu adama sormazlarmı bu enam 8 çift ve Allah bunları koyun,keçi, deve ve sığırın erkeği ve dişisi diye sayıp Allahın adını üzerlerine anarak boğazlayın derken, sen nasıl bu kavrama insan diyip insanı boğazlatıyorsun?””

    Böyle diyorsun, diyorsun da ne dediğini hatta neyi savunduğunu bilmiyorsun.

    Tamam senin dediğini kabul ettik, öyleyse şu sorulara cevap ver.

    (Enam 6/136)
    وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَص۪يبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ

    Bu ayette EN’AM kelimesine dönen işaret zamiri هٰذَا müzekker.

    (Enam 6/138)
    وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

    Bu ayette ise هٰذِه۪ٓ müennes…NEDEN? gramer hatası mı? anlatım bozukluğu mu? Yoksa “Kur’an hiçbir ilke tanımadan mı cümle kuruyor?

    (Enam 6/139)
    وَقَالُوا مَا ف۪ي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ ف۪يهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْز۪يهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ

    Bu ayette ise en başta müennes işaret ismi هٰذِهِ kullanılan enam kelimesi, ayetin devamında ف۪يهِ müzekker zamir ile ifade edilmiş. NEDEN?

    Hac 22/28)
    لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ

    Bu ayette Enam kelimesi çoğul olmasına rağmen tekil müennes zamir مِنْهَا ile karşılanmış.

    (Nur 24/45)
    وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

    Bu ayette ise hem akıllı varlıklar için kullanılan مَنْ ismi mevsulü ile hem de çoğul müzekker zamir ile وَمِنْهُمْ karşılanmış. Neden? (haşa) İnsanlara beyanı öğreten Allah (Rahman 4) kendisi beyanın nasıl olması gerektiğini bilmiyor mu? Ne diyeceksin? Kur’an’da istisnalar var, akıllı varlıklar için kullanılan zamirler Kur’an’da akılsızlar için de kullanılır mı diyeceksin?

    Neyi savunuyorsun? elimizdeki noktalanmış ve harekelenmiş mushafların noktalarının ve harekelerinin tartışmasız doğru olduğunu mu? Peki madem doğru olduğunu savunuyorsun?

    (Enam 6/125)
    فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَٓاءِۜ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

    Bayraktar Bayraklı Meali
    Allah kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.

    Nisâ/88

    فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِق۪ينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُواۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلًا
    Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!

    En’âm/39

    وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِۜ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُۜ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
    Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.

    A’râf/178

    مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَد۪يۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
    Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.

    ve bunlar gibi daha onlarca getirebileceğim ayetlerde geçen “ALLAH DİLEDİĞİNİ SAPTIRIR DİLEDİĞİNE HİDAYET EDER” şeklindeki çevirelere itiraz etmeyecek saptıranın da hidayete erdirenin de Allah olduğunu kabul edeceksin. Çünkü bu noktalama ve harekelemeye göre verilen bu mealler dosdoğru. SV nin yaptığı gibi enam 125 ayete

    Süleymaniye Vakfı Meali
    “””Allah, kimin yola geldiğini onaylamak isterse gönlünü İslam’a açar. Kimin de sapttığını onaylamak isterse onun da içini daraltır; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah kendine güvenmeyenleri o zararlı işin içine işte böyle sokar”””

    bu mealleri vermeyeceksin. Çünkü bu yalan. Ayetteki noktalama ve harekelemeye göre “basbayağı saptıran Allah işte” kaldı ki ayette “””kimin yola geldiğini onaylamak isterse “” bu anlamı verebileceğimiz bir kelime yok.

    Şimdi biz bunu kabul etmiyoruz, bu böyle olmaz, nasıl olurda Allah kulları saptırır diyoruz. “Bu ayetlere bu nokta ve harekeleri koyanların kafasındaki Allah tıpkı yahudilerin kafasındaki ilah gibi ilkesiz. Saptıran da o, saptırdığını cehenneme atan da o. bu Kur’an’ın bir çok ayetiyle çelişiyor diyoruz ve bu manaların ortaya çıkmasını sağlayan ve sonradan insanlar tarafından konulduğu besbelli olan nokta ve harekeleri kabul etmiyoruz diyoruz, sen kalkıp ağza alınmayacak tekfirlerde bulunuyorsun. Zannetme ki çelişki veya gramer hatası var dedirtecek örnekler sadece yukarıya aldığım kadardır. Binlerce var.

    Biz Yüce Allah’ın kitabında çelişki, gramer hatası, anlatım bozukluğu, birbirini tutmaz bilgiler ASLA OLAMAZ, yukarıya örneklerini verdiğim çelişki ve anlatım bozuklukları kafalarının içi yahudi safsataları ile dolu insanların koydukları noktalama ve harekelemelerden dolayı oluşturulmuş diyoruz ve sen bize tekfirden hakarete her türlü sıfatı yakıştırıyorsun.

    Binlerce örneğini verebileceğim bu noktalamalar üzerinden oluşturulan nüshanın (ki o da bir mealdir) mealini yapanlar üzerinden din ediniyorsun, din edindiğin o meallerin aslını temel almak için karınca kararınca çabalayan bizleri ise hesabını ahirette vereceğin yakıştırmalara layık görüyorsun. Kimseye alimlik taslamadık ve taslamıyoruz. Söylediğimiz ve yazdığımız her şeyin Kur’an’dan bizim anladıklarımız olduğunu ve asla Kur’an olamayacağını yüzlerce defa deklere ettik.

    Biz Allah’a güvenmek, inanmak için çabalıyoruz. Elimizde insanlar tarafından noktalanmış ve harekelenmiş mushaf var ve bu mushaf bu haliyle bizi çelişkiden çelişkiye sürüklüyor. Binlerce anlaşılamaz mesele üretiyor. Bir yanda daha ölmemiş insanların kalbini mühürleyen Allah (bakara 7) diğer yandan yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz diyor. Bir yandan Kur’an’ı anlamasınlar diye kalplerine kapattık, kulaklarına ağırlık, gözlerine perde çektik (enam 25) diyen Allah, diğer yanda Kur’an okununca dinleyin diyen Allah…

    Sen de dahil Kur’an’la tanış olanların hepsi bu çelişkileri mutlaka görmüşlerdir. Bu çelişkiler öyle yorumla kapatılacak, tefsirle örtülecek çelişkiler değildir. Yeryüzünde yaşayan hiç kimse “dilediğini saptıran” bir Allah’a iman edemez. Ama elimizdeki mushaflarda da noktaları ve harekeleri doğru kabul ettiğimizde basbayağı “dilediğini saptıran bir Allah” çıkıyor…

    Üstelik 19 tane farklı şekilde noktalanmış ve harekelenmiş mushaf var…bunların hepsini de Allah mı gönderdi diyeceğiz.

    İlkesizce ve bir sınır tanımadan bize “Şeytan, iblis, kafir, müşrik, ilah, dangalak, cahil, mürid, şeyh ve daha bir çok hakareti yapan sensin ama İşidciler gibi kafa kesenler biz mi oluyoruz? İnsanların koyduğu noktalamalar ve harekelemelerin sonucunda ortaya çıkan çelişkileri Kur’an’a yakıştırmayan, bunlara karşı mücadele etmeye çalışan bizler senin hakaretlerini hak eden oluyoruz ama meallerle yürüyen sen de Kur’an savunucusu öyle mi?

    evet en son söylediğin cümle çok doğru…senden uzak olalım

  25. Recep Şahin.
    Allah aşkına sen Kur’an’ı anlamak için nasıl bir ilke sergiliyorsun? Ayrıca konu ile çok ilgisiz zannedebilirsin ama bildiğin yabancı dil/diller var mı?

  26. Selam,bir kaç sorum olacak. Kuran’da elçi isimleri olarak sundukları kelimeler Muhammed kelimesi gibi sıfat olabilir mi ? Aynısı İncil ve Tevrat kelimeleri içinde geçerli. Bunun yanında eğer gerçekten gönderilen elçiler varsa bunların erkek olduğuna dair bir delil var mı ?

    • Selam Batuhan

      Sorduğun sorularla ilgili verebileceğimiz tek cevap, henüz bu konularla ilgili bir çalışma yapmadığımız için “bilmiyorum” şeklindedir. Yardımcı olamadığımız için kusura bakmayın lütfen.

  27. Ramazan Bey İyi Günler Dilerim. Bu Sorumu 16.05.2020 tarihli Kur’an’ı Anlamada Keyfilik-4 (İbrahim as ve Kıble) makalenizin altına yazmıştım galiba orada görmediniz, o nedenle buraya tekrar yazıyorum
    ŞURA 13.O Dinde, onunla Nuh’a vasiyet ettiğini; “O Dini ikame edin ve onda fırkalaşmayın.” diye İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sana da vahiy ederek, size de şeriat yaptı. Senin onları dua / davet ettiğin O şirk / müşriklere ekber geldi. Allah, dilediğini ona ictiba eder ve O’na münib / inab edeni ona hidayet eder
    YUSUF 38.”Ve atalarım İbrahim’in, İshak’ın Yakup’un milletine tabi oldum. Bizim herhangi bir şeyi Allah’a şirk tutmamız olamaz. İşte bu, Allah’ın bize ve insanlar üzerine fazl / faziletidir. Lakin insanların ekserisi şükür etmiyorlar.”

    Bu ve benzeri birçok ayette Allah’ın indirdiği dinin tek bir din olduğu merkezinin Mescidi haram bölgesi olduğu görülmektedir.
    Buna göre Allah’ın Resullerinin Mekke de bulunma zorunluluğunun olması gerekmez mi. Böyle ise Şuayb’ in Medyenini ve Eykesini, Hud’ un Ad ını, Salih’ in Semudunu nasıl anlamalıyız. Ve Meryem’in, Zekeriya’ nın, Yahya’ nın, İsa’ nın Mescidi Haram ile bağlantısını nasıl kuracağız.
    Ayrıca
    İbrahim Suresi 37. Ayette geçen “min zürriyeti” ifadesi üzerinden yapılan meallerde İbrahim’in çocuklarından bir kısmını Mekke’ye yerleştirdiği (İsmail ve annesini) İshak’ın ise Tevrat’taki hikâyeye uygun olarak Filistin’ de yaşadığı belirtilmektedir. Buna göre “min zürriyeti” ifadesini nasıl anlamalıyız.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*