Kur’an Kıssaları ve Metod

Sitemizde yeralan çalışmalar incelendiğinde rivayetler üzerinden yapılan Kur’an tefsirlerinin birçok Kur’an gerçeğinin üzerini nasıl örttüğü daha açıklayıcı olarak görülecektir. Tarih; Tevhid dini olan İslam’ın bu rivayetlerin de etkisiyle darmadağın edilmesine tanıklık etmiştir.

Kur’an’ın anlattığı kıssalarda kendini fazlaca hissettiren rivayet üzerinden Kur’an ayetlerine anlam verme eğiliminin, birçok kıssanın anlaşılmamasına ya da yanlış anlaşılmasına yol açtığı ortadadır. Kıssalar üzerinden yapılan rivayetlerin büyük çoğunluğunun İsrailliyat olması Yahudilerin kıssalar üzerinde yaptıkları tahrifatların Kur’an kıssalarına da sızmasına yol açmıştır. Bu durum Kur’an’da en fazla yer bulan Musa, Firavun, İsrailoğulları kıssalarında kendini gösterir.

Tefsir ve meal yazarlarımızın; bir Kur’an kıssasını anlamlandırırken büyük oranda bugün elde bulunan Kitab-ı Mukaddesi açıklayanların benimsediği rivayetlerin yönlendirmelerinden hareket ettikleri bilinmektedir.  Kaynağı ne olursa olsun bu yaklaşım biçimi, özellikle Kur’an’da çok boyutlu anlatılan ve geniş yer tutan İsrailoğulları kıssalarının birçok yönünün üstünün örtülerek geçiştirilmesine sebep olmuştur.

Örneğin; “Sebtin Allah’ın emri olamayacağı”, “Tuva Vadisi’nin Mekke olabileceği” onca ayet ortada dururken, ihtimaller arasında dahi değerlendirilmemiştir.

Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi diğer kıssalarda da birçok boyut kaybolmuştur. Rivayetler üzerine oturan dinler tarihi verileri peşinen kabul edilmiş, böyle oluncada Kur’an’ın verdiği birçok detay gözardı edilmiştir. Ne yazık ki bu alışkanlığın sürdürülmesine yüzyıllar boyunca engel olunamamıştır.

Amaç, Müslümanların çok uzun zaman önce kaybettiği Kur’an’ı anlama hassasiyetinin yeniden gündeme taşınması çabasının küçük bir gayretidir. Allah’a ve ahiret gününe iman eden, Yüce Kur’an’ı her şeyden daha aziz bilen akademisyenler de artık rivayetlerin baskısından kurtulup, Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde ele alabilmelidir.

Bu duruş bir rivayet düşmanlığı değildir. Rivayetler ile oluşan müktesebatın; düşünmeye getirdiği sınırlamaların kaldırılması gayretidir. Zira;

  • Kur’an tarihselcilerin iddia ettiği gibi bir döneme sıkışmış olayların aktarıldığı masal kitabı değildir.
  • Rivayetlerin sırtına yüklenen Kur’an gerçekleri rivayetlerin taşıyamayacağı kadar büyüktür.
  • Kur’an, rivayet aktarıcılarının insafına ve sınırlamalarına terk edilemeyecek aziz bir kitaptır.
  • Kur’an ayetleri, hiçbir sahihliğin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği bir kaynaktır.
  • Tefsir yazarları, meal müellifleri Kur’an’a iman etmenin dışında ona ve ondaki bilgilerin sahih ve detaylı oluşuna güvenmek zorundadırlar. Cesaretle Kur’an’ın hiçbir karanlık noktasının olamayacağına, her türlü eğrilik ve çelişkiden arınmış bir kitap olduğuna emin olarak ayetlerin birbirleri ile bağlantılarına eğilmelidirler.
  • Yüce Allah; temiz vahyinin, bir yaratılmış tarafından düşülecek dipnotlar ile anlaşılır kılınmasını kabul etmez ve rivayet algıların hiçbiri ondaki sağlam gerçeği örtemez.

(Kehf 18/54)

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ ۚ وَكَانَ الْإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا

Biz bu Kur’ân’da insanlar için her örneği, değişik biçimlerde verdik. İnsan ne kadar çok tartışan bir varlıktır! 

(Hud 11/1)

الر ۚ كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ

ELİF! LÂM! RÂ! Bu öyle bir kitaptır ki âyetleri hem muhkem kılınmış hem de doğru kararlar veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır. 

  • Yüce Allah tarafından sağlamlaştırılmış ve açıklanmış ayetleri açıklamaya çalışmak tam tersi onu anlaşılmaz hale getireceğinden, Kur’an açıklanmaya değil keşfedilmeye çalışılmalıdır.
  • Bu keşif O’nun noktasına bile dokunmadan yapılmalıdır. Kelimelere yüklenilen anlamlar yine O’nda aranmalı, kıssaların izi O’nda sürülmelidir.
  • Böyle yapıldığında Yüce Kur’an’ın muhatabını sıra dışı ve çok boyutlu sonuçlara götüreceği görülecektir.

Kur’an’a tarihselci ve geleneksel gözlüklerle bakanlara bu sitede ileri sürülen kimi tezler şaşırtıcı gelebilir. Hatta hayal mahsulü olduğu da iddia edilebilir. Yüzyıllardır yazılmış tefsirlerin, yüzlerce mealin tersine söz söylemek elbette zor bir iştir. Fakat tüm bunlar, anlam arayışı içerisinde sırtımıza vurulmuş bir yük, önümüze çekilmiş bir bariyer olmamalıdır. Allah’ın yanlış ve eksik bir ifade kullanmayacağı varsayılıyorsa, ayetlerin bağlantılarına karşı direnmekten vazgeçmek temel düstur olabilmelidir. Özgür olmaya, sadece Allah’a kul olmaya çağıran Kur’an’ın; kendisini anlamaya çalışanları, bulunduğu çağın en ileri anlayışına ulaştırması beklenir. Rivayetlere hapsedilerek üzeri örtülmüş kıssalara yepyeni boyutlar katması Kur’an’ın şanındandır.

Kur’an’ın neredeyse üçte biri geçmişte yaşanmış kıssalardır. Bu kıssalar masal olsun diye aktarılmamıştır. İnsan öğüt alsın, kendine çeki düzen versin, bireysel ve toplumsal olarak düşülen hatalara düşülmesin diye anlatılmaktadır.

Bu gün; Mısır medeniyeti ve orada 430 yıl yaşamış İsrailoğulları hakkında çaresizlikle batılı bilim adamlarının, arkeologların, tarihçilerin bulgu ve yönlendirmeleri dışında düşünce geliştirilemiyor. Oysa onlar hangi bulgu ve belge ile gelirlerse gelsinler ortaya konulan bilgiler sadece “zan”dır. Yüce Kur’an’ın sahihliği karşısında bu zanlar ya yalana dönüşür ya da ayetleri destekleyen bulgulara dönüşürler. Hiç kimse El-Habir olan Yüce Allah gibi sahih bilgi veremez.

Kıssaların kesin olması bir tarafa tarihçilerin verdiği bilgilerin önemli bölümünün de sahih bilgiler olması gerekir. Ancak bugün bile yaşananların perde arkasını bilemeyip ayrışıyorken, binlerce yıl öncesine ait bir tarihsel verinin tam olarak neyin delili olduğu nasıl anlaşılacaktır!

İnananlar bilginin sahihliği konusunda bir tedbir almak istiyorsa, Allah’ın gönderdiğine güvenip Kur’an’ı Kur’an’la anlamak zorundadır.

Akademisyenler, ilahiyatçılar, din adamları, din konusunda toplumun önüne çıkmış televizyoncular, konuşmacılar, tartışmacılar şu gerçeği unutmamalıdırlar. “Kur’an Yüce Allah tarafından sağlamlaştırılmış ve açıklanmıştır. Bu böyleyken, O’na açıklanmamış muamelesi yaparak Kur’an ile temellendirmeden açıklamaya kalkışmak kişiyi Allah’ın berisinde İlahlığa soyunmaya götürecektir.

 

Editör

6 yorum

  1. Selamunaleykum
    Sizin gibi hocalarımiz öne geçip risk alırken bizlerinde kendi çevremizde bunları gündemde tutup zemin hazırlaya.
    Çalışmalıyız sadece okuyup Allah razı olsun demek yeterli olmasa gerek
    Rabbim tüm kuran muvahhidlerine uydurulmuş dine ve karşı yardım etsin
    Ve sayılarını artırsın inşallah

  2. Rabbimin sonsuz rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.Rabbim İLMinizi artırsın.TUVA VADİSİ,SEBT meselesi vb konularda ilk defa böylesi bir yorumlama ile karşılaştım.Ve yorumlariniza kalbim ikna oldu.RABBim sizlerden RAZI olsun.çalısmalarinizin devamini diliyorum.

    • Yaklaşımınız için Allah razı olsun.Din konusunda yorumlama maalesef en fazla yapılan şey. Bu sitedeki çalışmalarda indi yorumlalara yer vermemek için kılın kırk yarıldığına inanın! Yakın zamana kadar Arapça konusunda mangalda kül bırakmayan koca koca İlahiyatçıların, asla vahyin metni karşısında dilbilgisi hatası yapmadıklarını düşünmekteydik. Ancak şu anda bu düşüncemizden eser kalmadı. Zira o koca ilahiyatçılar maalesef asıl metne hemen hiç bakmıyorlar. Yaptıkları sadece oluşturulmuş manalara vahyi kendi keyiflerine göre uydurmak. İnanın karşılaştıkları ibarenin isim, fiil, müennes, müzekker, mazi, müzari olması hiç önemli değilmiş… Bunun örneklerini yazılarda ve kitaplarda çokça görebilirsiniz. Araştırmalarımız sürecinde karşılaştığımız ve hemen herkesin şapka çıkaracağı insanların tutumu, bizi maalesef böyle düşünmeye sevketti. O yüzden basit ve orijinal olan şeyler oluşmuş ve kemikleşmiş mana duvarları karşısında farklı bir yorum gibi durmakta… Buna rağmen hiçbir şekilde söylediklerimizin Kur’an’ın kendisi olduğunu iddia edecek cesaretimiz de yok. Her durumda burada karşınıza çıkan farklılık gibi görünen şeyler, bizlerin Kur’an’dan anladığımızdır… Daha iyiye sevk edecek her türlü desteğe de açığız. Allah’tan ki elde orijinal vahiy var ve Allahtan ki Arapça son derece kurallı bir dil…

  3. Müslümanların çok uzun zaman önce kaybettiği Kur’an’ı anlama hassasiyetinin yeniden gündeme taşınması çabasının küçük bir gayretidir. Allah’a ve ahiret gününe iman eden, Yüce Kur’an’ı her şeyden daha aziz bilen akademisyenler de artık rivayetlerin baskısından kurtulup, Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde ele alabilmelidir.
    Bu duruş bir rivayet düşmanlığı değildir. Rivayetler ile oluşan müktesebatın; düşünmeye getirdiği sınırlamaların kaldırılması gayretidir.
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=417922038659203&id=100013242319421
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=265716833879725&id=100013242319421&__xts__%5B0%5D=68.ARBPkWY83twK7I1QtrToyGlVVP64xXdiI_4qWWymEiLrj8lm8Rl0gLPGUNNp74nmoA3zZ8rnAWTEUqMyP6AiAinJXb09jWt9l4HVKS0tsy3e8CzQK7aGluGMPOFoqc8uaMsamBbDJffJ9PZA6xmonq3LHAKElP0_i7cDI5SFcuTpMXVfstTc&__tn__=K-R
    Bu durum Kur’an’da en fazla yer bulan Musa, Firavun, İsrailoğulları kıssalarında kendini gösterir.
    https://plus.google.com/u/0/109838719669290377148/posts/4WePWdjQ8vB
    https://www.facebook.com/smetin.durali/posts/1708555265923802?__xts__%5B0%5D=68.ARC8qUlbVpKqClZ5qP95Iu_jz_fS02fyAi_j8Hot33n4zGqoPx9JYXC3NnhwrxH1v9mNyRWdrYNQk4eo9Sp2q24tBbryRbFDghZ2ZVECdSDlDNKpSGINwJqWi8kBXTK1njsrZmf9yvfYDO-vW4WwbgXQJjVPIm9UbEl8KbdDAKZDgRwbKXbuFg&__tn__=-R

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*