Mukaddes Tuva Vadisi neresidir?

MUKADDES TUVA VADİSİ NERESİDİR? Hasan Mustafa ARSLAN Araştırmacı Yazar, TuvaVadisi.org Researcher Writer, TuvaVadisi.org hma@hamuar.com

Not Bu yazı İKİNCİ ULUSLARARASI İSRAİL VE YAHUDİLİK ÇALIŞMALARI KONFERANSI (Second International Conference on Israel and Judaism Studies 2018)’nda tebliğ  olarak sunulmuştur. Yazının orjinali aşağıda linki verilen PDF dokümanının 171. sayfasındadır.

Kitaba atıf yapmak için: Kulu, M Mustafa, haz. İkinci Uluslararası İsrail ve Yahudilik Çalışmaları Konferansı 2018 Bildiri ve Öz Kitabı. 2018. http://israiliyat.com/download/journal-file/11546.

Öz: Mukaddes Tuva Vadisi neresidir?

Mukaddes Tuva Vadisi Neresidir”sorusu klasik İslam geleneği müktesebatını allak bullak edecek niteliktedir. Müslümanlar; bu yerin günümüzde sadece Yahudileri ilgilendirdiği görüşündedir. Dolayısıyla da o yere karşı duyarsızdırlar. Verilen sığ yanıtların hiçbir altyapısı yoktur. Oysa marife bir sıfat tamlaması olarak “bil vadil mukaddesi tuva” (بالوادي المقدس طوى) Kur’an’ın bir terimidir. Arapça dil kurallarına göre belirli (marife) olması, o yerin bilinmesini gerektirir. Biliniyor olması gereken, sadece o yerin koordinatları değil, aynı zamanda mukaddesliğidir!

Böylesi önemli bir konuyu mücmel hale getiren sebep nedir?

Müslümanların; İbrahim, İsmail ve Muhammed (as) haricinde Kur’an’da ismi geçen hiçbir Nebi ve Rasul’u, Allah tarafından mukaddesliği bildirilmiş tek yer olan ve içinde O Beyt’i barındıran bölge ile irtibatlandırmaması tuhaftır. İbrahim (as) hem Kitab-ı Mukaddes’in hem de Kur’an’ın geniş yer verdiği nebi ve rasuldur. Ancak Kitab-ı Mukaddes’in İbrahim’i ile Kur’an’ın İbrahim’i arasında keskin farklar vardır. En temel fark; Hac ve Haccın menasikleridir. Ayrıca İbrahim (as) bir soyun değil insanlığın önderidir. İnsanlık için kurulan ilk evde İbrahim’in makamı vardır…

En azından bu bilgiler Kitab-ı Mukaddes’te neden hiç yer almaz? sorusu her nedense Müslümanları meşgul etmemiştir. Öte yandan Kudüs’ün kutsallığı, Kur’an’da hiçbir şekilde yer almamasına rağmen özellikle kutsallık boyutunda, Müslümanların gündeminden hiç düşmemiştir…

Müslümanlar genel olarak bu ve benzeri açmazların kaynağının, İsrailiyat kültü olabileceğinden şüphe etmezler. Ancak mevcut tefsir müktesebatı Müslümanlara; bir İsrailiyat dogması olan “Yakub, İsraildir!” tanımının Kur’an’dan çıkarılamayacak olmasına rağmen bir Kur’an gerçeği gibi sunmuştur! Kur’an’ın konularının rivayetlerden arındırılarak yine Kur’an içindeki bağlantılar ile aydınlatılması çalışmaları her nedense en fazla Müslümanlar tarafından dışlanmaktadır…

Mukaddes Tuva Vadisi’nin; İbrahim’in duvarlarını yükselttiği, O Beyt’i de içine alan ve Allah tarafından “insanlığın toplanma merkezi” kılınan yerin Mekke haricinde bir yer olması mümkün değildir!.. Allah, bu kararını değiştirdiğine dair hiçbir belge indirmemiştir… Allah’ın insanlık için ortaya koyduğu şeylerin yerine, insanların alternatif konumlandırmalar yapması, onları yerelleştirmesi ve kavmîleştirmesi Allah’ın fitne saydığı işlerdendir…

Anahtar Kelimeler: Mukaddes Tuva Vadisi, İsrailiyat, Kudüs, Mekke, İbrahim, Yakub

Abstrack: WHERE IS THE SACRED TUVA VALLEY

The question ‘’where is the sacred Tuva valley’’ is such as to perplex the acquirements of classical Islamic tradition. Muslims have the opinion that nowadays this place is the only area of concern for Jews. This is the reason that they are apathetic to this place. All shallow responses about this place are baseless. However as a significant adjective clause ‘’bil vadil mukaddesi tuva’’ (بالوادي المقدس طوى) is a term of Qur’an. In respect to Arabic language rules, being significant indicates that place to be known. The thing that should be known is not only the coordinates of that place but also its sanctity!

What makes such an important subject to become a secret ?

It’s strange that muslims don’t correlate any prophet or messenger mentioned in Qur’an except Abraham, İsmail and Mohammed  with that place although it is the only sacred place stated by Allah and it hosts the people of the house. Abraham is the prophet and messenger that Qur’an and Torah both mentioned in detail. But there are significant differences about Abraham mentioned both in Torah and Qur’an. The basic difference is between the hajj and the rituals of hajj. And also Abraham is not only a leader of an ancestry but also the humanity. There exists a position of Abraham in the first house that has been built for humanity.

However the question ‘’Why these informations doesn’t exist in Torah’’ didn’t occupy to muslims. On the other hand, although the sanctity of Jerusalem have never been mentioned in Qur’an, it has been always popular for Muslims in terms of its sanctity.

Muslims generally don’t be suspicous about the source of these secretiveness can be İsrailite cult. But existing comment acquirement presented Muslims an İsrailite dogma which is ‘’Yakub is İsrail’’ as it is a Qur’an reality although it never exists in Qur’an. However, defining Qur’an subjects with the definitions exists in Qur’an itself has been usually rejected by the Muslims.

It is impossible that the sacred Tuva valley can not be any place apart from Mecca where its walls had been raised by Abraham and stated as ‘’humanity collecting center’’ by Allah including the people of the house inside. Allah never stated any evidence that he has changed his decision. Instead of the things that Allah revealed for the mankind, alternative positions, localizations and tribalizations that mankind does, are the instigations that Allah assumes. 

Key words: the sacred Tuva valley, İsrailite, Jerusalem, Mecca, Abraham, Yakub

“Mukaddes Tuva Vadisi neresidir?” Bağlamında İsrâiliyatın Müslümanlar Üzerindeki Belirleyiciliği…

  1. Giriş

“Mukaddes Tuva Vadisi neresidir? Sorusu, klasik İslam geleneğini ve müktesebatının sil baştan dizayn edilmesini gerektirecek kritik bir sorudur. Konu Allah’ın sözlerinin bir başkasına onaylatılmasını dışlayan ve evrenselci düşünen herkesi yakından ilgilendirmektedir. Allah Kur’an’da hiçbir şeyi eksik bırakmadığını belirtir.[1] Eğer İslam bir teslimiyet dini ise ve bu bilginin kaynağı da Kur’an ise en azından böyle düşünenler için kendi kitaplarındaki söylem bağlayıcı olmalı ve tüm kurgular da bu çerçeveye uygun olmalıdır.

Mukaddes Tuva Vadisi (بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ) kavramı Kur’an’ın kavramıdır! Marife bir sıfat tamlaması olan ibareye ait bilginin Kur’an’da olmadığını söylemek ya inanç eksikliğidir ya da ortada bir metot yanlışlığı olmalıdır.

Soru, ister “Mukaddes Tuva neresidir?” isterse, “Kur’an’da sayılan Nebîlerden İbrahim, İsmail ve Muhammed dışında hiçbir Nebî, Hac ve Mekke ile neden ilişkilendirilemez? olsun ya da “Onca Nebî ve Resul, neden seküler tarihin ve arkeolojik bulguların bir öznesi değildir? şeklinde olsun, fark etmez!.. Bu sorular sorulduğu anda eğer cevapsız kalınıyorsa, mevcut dinler tarihi anlayışı ile ilahi kitap arasında bir problem var demektir!

  • Metod

Görüşlerin anlaşılır kılınması için; herkes tarafından incelenebilir, şeffaf bazı ön kabullerin yapılması zaruridir…[2]

Bu çerçevede ilk olarak; “Kur’an, Allah’ın kelimeleridir!”[3] ön kabulünü belirtelim. Kur’an’da çelişki söz konusu değildir.[4] Kitaptaki kelimeler, kelimelerin yerleştirilmesi, düzeni ve kuralları tamamen Allah’ın eseridir. Allah, kitabında; anlam açısından dışarıdan birilerinin doldurmasına ihtiyaç duyulan bilinçli boşluklar bırakmamıştır. Allah; “ben açıkladım” dediği kitabının içinde birilerinin yorumlarına ihtiyaç gerektirecek boşluklara asla yer vermediği gibi, insanların edebi eserlerinde yaptığı ve yanlış anlamlara (iveç) çekilebilecek türden edebi sanatlara da başvurmamıştır.[5] Kur’an’da gramer hataları yoktur. Tek bir harf bile gereksiz, anlamsız, boşluk doldurur mahiyette amaçsız değildir.

Her söz, kıymetini sahibinden alır!.. Allah’ın hiçbir sözü, bir beşerin onayını gerektirmez. Üstünlük ancak denk olanlar arasındadır. Dolayısıyla insanlar tarafından aktarılan, üretilen ve geliştirilen hadis, rivayet ve İsrâiliyat; Allah’ın sözünün üstüne, O’nun ispatı için delil olarak ileri sürülemez.[6] Kur’an gerçeğin ta kendisidir.[7]

Kur’an sadece ve sadece Kur’an ile açıklanabilir! Bir yazarın eserindeki kahramanı ya da herhangi bir detayı, bir başkasının kitabında aramak saçma ve beyhudedir. İhtiyaç duyulan bilgi okunulan kitapta yoksa bu yazarın eksikliğini gösterir… Bilineceği üzere sıklıkla kullanıldığı için ehemmiyet verilmeyen İsm-i Mevsul’ler (ilgi zamirleri), gramer kuralı olarak metin içinde marife isimlerin yerine kullanılırlar. Bu zamirlerin görevi, önceden anlatılmış olanı sonraki cümleye (sıla cümlesine) bağlamaktır. Sırf bu gramer kuralı dahi bir kitabın içindeki bilginin ancak o kitap içindeki bilgi ile açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi halde araya başka açıklayıcıların girmesiyle, aracıların keyfî açıklamalarına mahkûm edilen manalar, tüm orijinalliğini kaybedecektir.[8]

  • Kendini din ile muhatap sayanların temel söylemleri.

Geleneksel anlayışlara göre ilahi vasıflara sahip Allah’ın indirdiği üç din (Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık) vardır. O sebeple Allah her üç dine de ayrı ayrı, haftada bir özel gün, ayrı kıbleler, ayrı şeriatlar belirlemiştir![9]

Her üç dinin ellerinde olan kitapları da adı geçen Nebîleri de hemen hemen aynıdır. Ancak bu ortak figürler dinleri birbirine yakınlaştırmamış, tam tersi ayrılıkları temellendirmiştir.[10] Çünkü her üç kitabın inananları da aynı şeyleri iddia etmektedir;

  • Elimizdeki kitap Allah’ın vahyidir.
  • Elimizdeki vahyin tek bir harfi ile oynamadık.
  • Allah’ın sözleri kat’idir. O bir öyle bir böyle konuşmaz.
  • Kitabımızın tek bir kelimesini reddedersek Allah’ın dininin dışına çıkmış oluruz.

Bu kabuller Allah’a inanan ve aynı kaynaktan beslenen gruplar arasında kalın duvarlar örmüştür. Öncekilerin mutlak bir Nebî beklentisi olmasına rağmen, sonradan kitap ile gelen Nebîlerin öncekilere; “Elinizdekini tasdik için geldim!”[11] söylemi de bu duvarı yıkmaya yetmemiştir.

Müslümanların durumu bu üç din mensupları içinde en ilginç olanıdır! Önceki dinlerin ihdas ettikleri ve onları olumsuzluğa sevk eden, neredeyse tüm kurumlar, Müslümanlar tarafından da aynen oluşturulmuştur. Resûlulah’ın vefatının ardından; asabiyet, hadis geleneği, ulema hakimiyeti, Kur’an dışı kaynaklar, Vahy-i Gayri Metluv, ebcet, rivayet kültürü, vahye parçacı yaklaşım, İslam’ı temsil ettiği düşünülen ekonomik ve sosyal türlü kuruluşlar, tarikat ve cemaatler gibi daha birçok yapı birkaç yüzyıl içinde Müslümanların da vazgeçilmezleri arasına girmiştir… Garip olan ise korumasını Allah’ın üstlendiği[12] vahiy elde taptaze dururken bunların gelişebilmiş olmasıdır. Muhammed (as)’a atfedilen meşhur “Andolsun ki, sizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uyacaksınız. Öyle ki, onlar keler deliğine girseler siz de gireceksiniz” sözü gecikmeden hayata geçmiştir.

  • Müslümanlar üzerinde İsrâiliyat’ın etkisi.

Bugün gelinen noktada temel kaynak olan Kur’an’ın veri olarak sunduğu bilgi ne kadar güçlü olursa olsun, maalesef oluşmuş kesif müktesebata karşı bir etkisi olamamaktadır. Zira binlerce yıllık İsrâiliyat kültürü örnekliğiyle Müslümanlar, oluşturdukları taklit yapıların meşruiyetini Kur’an’dan elde etmek için türlü çözümler geliştirmeyi başarmışlardır!..[13] Ne yazık ki tartışmalı bu konular; ayetler arasında mutlaka olması gereken bağlantıların yerine, türlü parçacı yaklaşımların[14] ikame edilmesiyle kendine yer açıp bir meşruiyet zemini oluşturmuştur.

Kur’an kendisini; açık olan,[15] gizlisi saklısı olmayan,[16] kendisi açıklayıcı olan,[17] ayetlerin birbirini açıkladığı[18] ve insanlar birbirine kul olmasın diye Allah tarafından açıklanmış,[19] bir kitap olarak ortaya koyar. Bu durumda Müslümanların da; anlama ve kavrayış için dil ve kurgu bakımından aynı zamanda kolaylaştırılmış[20] yapısı ile müheymin[21] ve Allah tarafından korunan[22] O kitabın metinlerine uymalarını zorunlu hale gelir. Bu zorunluluk; karşılaşılan sorunların, kendini rehber olarak niteleyen[23] O kitaba başvurularak çözülmesini gerektirir.

Tüm bu şeffaflığa rağmen halen binlerce Üniversiteleri, medreseleri, okulları, yüzbinlerce ilahiyatçısı, uleması olan Müslümanların; ana kitaplarında, üstelik marife[24] olarak belirtilmiş konular arasında bile, yüzlerce mücmel meseleleri mevcuttur!.. Kalbin mühürlenmesi! Ashabı Kehf! Zülkarneyn! Zülkarneyn’in seyahatleri! Süleyman’ın iktidarı! Lokman kimdir! Musa kul kıssası! Esbat kimlerdir! Ona bir parçasıyla vurun[25] ayeti! Harut ve marut meselesi! Yasin suresinde bahsedilen ve üç tane oldukları anlaşılan mürseller! Tuva vadisi neresidir! Nuh tufanı genel mi yoksa lokal midir! Nuh’un gemisine aldığı canlılar! “Kunu kıradeten hasiun” Maymunlar olma (mesh) meselesi! Cinler nasıl varlıklardır! Meleklere iman nasıl olmalıdır! vb sayısız konu bilinemeyen, ihtilaflı, acaip meselelerdir…

Diğer yandan çelişkiye yer vermeyen Kur’an[26] ile ilgili; ulema tarafından ele alınıp açıklanmış, içinde binlerce çelişkiyi ve çözümsüzlüğü barındıran meseleler ise ayrıca sorunlu bir alandır…[27] İsrâiloğulları’nın ilk atası kimdir! İkinci Kıble meselesi! Mescid’i Dırar meselesi! Yusuf kıssasındaki birçok kısım! Tebbet suresi! Allah’ın insanlara ayrı ayrı şeriatlar indirdiği meselesi! İsa’nın durumu! İlk yaradılış! Adem ilk insan mıdır! Musa İsrâiloğulları’nı nereye götürdü! Muhammed (as) günah işlemiş midir! Nesih meselesi ve mensuh ayetler! Muhammed (as)’in okuma yazma bilmemesi! Yakub İsrail’dir açıklaması! vd…

Bunlar ve daha sayısız konular üzerinde bir fikir geliştirmenin önündeki en büyük engel, binlerce yıldan bu yana İsrailiyatın gölgesinde oluşturulmuş müktesebattan daha fazla, Müslümanların Kur’an’a yaklaşım metotlarıdır…

Kur’an’ın yalınlığı karşısında Tevrat’ın sıra dışı detaycılığı Müslümanları; Allah’ın Kur’an’da bilinçli boşluklar bıraktığı vehmine yönlendirmiştir. İbn Kesir’in (aslında tüm tarihçilerin de) masum gibi duran şu cümlesi, tarih oluşturmak için girilen yolun nasıl belirlendiğini göstermesi açısından önemlidir.

Allah izin verirse burada kitaptan, sünnetten, selef ulemasıyla diğerlerinin anlattıkları İsrailiyat haberlerinden nakiller yaparak Musa’nın yaşantısını başından sonuna kadar anlatmaya çalışacağız.[28]

Tevrat’ın verdiği tüm detayların ve ondaki her bilginin, İslam’ın bakış açısıyla Kur’an’ın tasdikine (onay ve tekzip) muhtaç olduğu açıktır. Kur’an önceki kitapları tasdik etmeye geldiğini söylerken bir yandan da önceki kitapların orijinalinin kendi içinde olduğunu söylemiş olmaktadır. Aksi halde bir tasdik eyleminin gerçekleşmesi söz konusu edilemez. Böyle yaklaşılmazsa insanların çeşitli kişisel takdirleri devreye girecektir. Bu durumda din bilginlerinin İlahi Kitaplar arasındaki muhtelif benzerlikler üzerinden yapacağı tasdik işleminin herhangi bir anlamının olamayacağı açıktır!..

Tüm bunlara rağmen meselelerin açıklanmasında, önceki kitaplara müracaat edilmesi gereği bir metod haline getirilmiştir.

“… Kaldı ki, önceki ilahi kitaplarda Rasûlullah’ın geleceğini müjdeleyen âyetleri doğru sayıp diğerlerini tümden yok saymak da çok tutarlı olmayacaktır.

İlahi kitapların son nüshası Kur’ân’dır. Kur’ân tüm önceki kitapları neshetmiştir. Bununla birlikte, Kur’ân’dan çıkartılan bazı hükümlerin test edilmesi aşamasında önceki ilâhî kitaplardan yararlanılabilir.” [29]

Oysa aşağıdaki tanımlara riayet edilerek değerlendirildiğinde, İslam tarihini oluşturmak için başvurulan kaynakların, Kur’an karşısında bir kıymetinin olamayacağı açıktır.

Kur’an; Doğruluğunda asla şüphe olmayan, herhangi bir eksikliği de bulunmayan, kendi doğruluğuna yine kendisi delil olan, kimsenin değerinden bir şey eksiltmeye ve artırmaya güç yetiremeyeceği kaynaktır.

Rivayet; Değeri müellifleri tarafından belirlenmiş metotlara göre ölçülen, zayıf, uydurma, sahih gibi tasnife tabi tutulan, güvenilirliği rivayeti taşıyanın güvenilirliğine bağlı olan bir tür kaynaktır.

İsrailiyat; Takipçileri tarafından tahrif,[30] gizleme,[31] değiştirme,[32] insan sözü karıştırma[33] gibi ihanetlere maruz kaldığı için doğru bilgileri üzerinde bile şüphe oluşmuş, doğrusunun yalanından ayrılması için Kur’an’ın tasdikine (doğruyu ortaya çıkarıp onayına, yalanı ortaya çıkarıp tekzip) muhtaç bir kaynaktır.

Esbab-ı Nuzul; Müslüman alimlerimiz yaklaşık 500 kadar ayetin Esbâb-ı Nüzûl’ünü Muhammed (as)’in dönemindeki tarihsel kaynaklara dayandırmışlardır. Esbâb-ı nüzûl tabiri bu dönemde özellikle belirli bir sebebe bağlı olarak indiği iddia edilen âyetler için kullanılır

Tefsir ilminin âyet veya sûrelerin iniş sebeplerini araştıran dalı. “Nüzûl sebepleri” anlamına gelen bu tabir, Hz. Peygamber’in risâlet döneminde vuku bulan ve Kur’an’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılır. [34]

İbn Teymiyye, bu tespit edilenler (beşyüz kadar ayet) dışında kalan (önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları ile âhiret haberlerinden oluşan) çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini, doğrudan âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında aramak gerektiğini belirtmiştir. (Muḳaddime fî uṣûli’t-tefsîr, s.10).

Böylelikle Tefsir konusunda en değerli başvuru unsuru haline gelen Esbâb-ı Nüzûl; tarihsel olguları, Kur’an’ın tüm ayetleri arasında olması gereken bağların önüne geçirmiştir. Önceki Nebîlerin kitaplarının ve Muhammed (as)’a indirilenlerin ayrı ayrı dinler olduğu ön kabulü, yanı sıra tüm Kur’an ayetlerinin arasında olması gereken ayetler arası bağların varlığının önemsenmemesi, parçacı bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Hem önceki kitaplar hem de Kur’an içindeki kimi kıssaların, Müslümanların güncelini ilgilendirmediği anlayışı ve bu anlayış üzerine bina edilen Kur’an’a yaklaşım biçimleri, en başta Kur’an’ı hayattan koparmıştır. Artık Kur’an, Müslümanlar için bile günümüzde hiçbir konunun birincil derecede çözüm aracı değildir.[35]

  • Mukaddes Tuva Vadisi nerededir?

Bil’vadil’mukaddesi tuva (بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ) ibaresi ilk kez Musa (as) bağlamında Ta-Ha 20/12’de geçer. Aynı ibare Naziat Suresi 79/16 da bir kez daha karşımıza çıkar… İbare bir sıfat tamlaması olup hem vadi hem de mukaddeslik kısımları ayrı ayrı marifedir (bilinmesi gereken). Yahudiler bu yerin Mısır’da Sina Dağı olduğunu iddia ederler. Müslümanlar ise Mısır ile Suriye arasında bir yer olduğunu söylerler. Ancak bunları söyleyenler de söylediklerine yeterince inanmıyor olmalılar ki hem Musa için değerli hem de Allah tarafından Kuddüs kılınmış ve mukaddesliği insanlar tarafından kabul görmüş[36] bu yer için hiç kimse tarih boyunca kılını dahi kıpırdatmamıştır! Mısır toprakları içinde Sina dağı olarak bilinen ve Musa’nın ilk vahyi aldığı yer olarak üzerinde en fazla durulan yerin Mukaddes Tuva Vadisi olması birçok bakımdan inandırıcı değildir.

Musa bu yerde Firavun’a iletilmek üzere; “Benî İsrâil’i bırak da bizimle gelsinler!”[37] emrini almıştır.

Tam burada şu soruları da Kur’an’ın cevaplaması gerekmektedir. Benî İsrâil kimlerdir? Musa, Benî İsrail’i nereye götürme emri almıştır?

Aslında bu sorulardan ilki, yani İsrâil’in kim olduğu doğru tespit edildiğinde, günümüzdeki ayrışmanın temelindeki anlayış ortaya konulabilecek ve İsrâiliyat başlığı altında oluşmuş kült hakkında ilk düğme doğru iliklenmiş olacaktır.

İkinci sorunun cevabında ise bu kez Tur dağı devreye girecektir. Firavundan kurtulduktan sonra gelinen Tur’un sağ yamacında Benî İsrail ile yapılan bir sözleşmeden bahsedilir.[38] Aynı zamanda Allah Musa’ya burada seslenmiştir.[39]

  • İsrail Kimdir?

İsrâil kimdir sorusunun cevabı hemen tüm İslâmi kaynaklarda Yakub (as)’dur. Bu vargının kaynağının İsrâiliyat olduğunu belirtmeye gerek dahi yoktur. Zira Müslüman ulemanın: “Allah’ın Kur’an’da bıraktığı bilinçli boşluklar vardır. Bu boşluklar önceki kitaplar, hadis ve diğer kaynaklar ile doldurulur!” yaklaşımı İsrâil kavramının anlamı konusunda da değişmemiştir. Konuyla ilgili Kur’an ayetlerine rağmen Yakub’a İsrail denilmesi tam bir akıl tutulmasıdır… Bu kavramın da içeriği; (tahrif edildiği için[40]) Kur’an’ın tasdikine[41] sunulan Tevrat’a göre şekillendirilmiştir.

Doğum vakti gelince, Rebeka’nın ikiz oğulları oldu. İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav’ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı. (Yaratılış 25/24-26)

Yakup isminin İbranice karşılığı hakkında “Kutsal Kitap Sözlüğü” adlı çalışmada şu tarif geçmektedir:

“Yakup İsrail oğullarının üçüncü büyük atasıdır. İÖ 1800 yıllarında yaşadı. İshak’ın Rebaka’dan doğan ikizlerden biri. İkizlerden, önce Esav, hemen ardından Yakup doğdu. Adını doğumunda gerçekleşen bir olaydan almıştır. Yakup doğduğunda eliyle kardeşi Esav’ın topuğunu tutmuştur. Bu yüzden İshak ona, İbranicede “topuk tutar” anlamına gelen bu adı verdi.”[42]

Tevrat kitabı, Yaratılış 32;24,28 bölümünde anlatılan Yakub’un tanrı ile güreşmesi[43] sahnesinden sonra şu sonucu bildirilir…

Yakup Paddan-Aram’dan dönünce, Tanrı ona yine görünerek onu kutsadı. “Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak” diyerek onun adını İsrail koydu. (Yaratılış 35;9,10)

Bundan sonra Yakub artık İsrail, Yakub oğulları ise İsrail oğullarıdır… Tevrat’a göre Yakub’un isminin İsrail olarak değiştirilmesi, Yusuf ve kardeşleri arasında geçecek olaylardan hemen önce olmuştur. Yani Kur’an’ın da anlattığı Yusuf kıssası sırasında Yakup artık İsrail(!) olmuştur.[44]

Oysa Kur’an’da bu veya bununla benzeşen bir kıssa mevcut değildir. İsrâil kelimesi sadece şu iki ayette geçer.[45]

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓاء۪يلُ عَلٰى نَفْسِه۪ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُۜ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

Tevrat’ın indirilmesinden önce, İsrâil’in (Ya’kub’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Eğer doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrat’ı getirip onu okuyun. (Ali İmran 3/93) (DVM – Diyanet Vakfı Meali)

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrâil (Ya’kub)’in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. (Meryem 19/58 – DVM)

Görüleceği üzere yukarıdaki her iki ayetin ana metninde Yakub ismi geçmemektedir. Ancak hemen tüm meallerde Yakub isminin ya parantez içinde ya dipnot olarak ya da İsrail olmaksızın doğrudan yazılmasında bir beis görülmemektedir. Ancak her nedense ne eski ulemamız ne de yeni müellifler Meryem 19/58’de anılan Yakub’un zaten İbrahim (as)’in soyu olduğunu[46] hiç sorgulamamışlardır. Oysa ki İshak ve Yakub’un ikisi de daha doğmadan isimleriyle İbrahim’e ve karısına müjdelenmiştir.

O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı, İshak’ın ardından da Ya’kub’u müjdeledik. (Hud 11/71 – DVM)

Ona İshak ve Ya’kub’u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükâfatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir. (Ankebut 29/27 – DVM)

Biz O’na İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız. (Enam 6/84 – DVM)

Yakub’tan yüzlerce yıl sonra Allah elçisi olan Zekeriyya, bir çocuk vermesi için Allah’a dua ederken İsrâil lakabını değil Yakub ismini zikreder…

Ki o bana vâris olsun; Ya’kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl! (Meryem 19/6 – DVM)

Tüm bu ayetler Allah ile güreşen[47] Tevrat’ın (tahrif edilmiş) betimlediği Yakub’un, hiçbir şekilde Kur’anın anlattığı Yakub olamayacağını ortaya koymaya yetecek niteliktedir…

İsrâil’in izlerinin sürüleceği yegâne yer Yusuf kıssasıdır. Zira Yakub ve çocukları ile ilgili kıssa, bütün olarak Yusuf suresinde anlatılmıştır. Detaylıca incelendiğinde Yusuf suresinin, Kur’an’da dil kuralları açısından üzerinde en fazla operasyon yapılan ayetleri içerdiği görülecektir. Bu karartma ile gerçek İsrâil’e ait tüm izlerin silinmesine hizmet edildiği ortadadır. Allah’ın, “kıssaların en güzeli” olarak belirttiği Yusuf kıssası; hiç bilinmeyen içeriği ile [48] anlatılacağını ayet özellikle belirtilmesine rağmen, mevcut tefsir ve meallerin İsrâiliyatın binlerce yıllık söyleminin hemen her şeyiyle aynı hatta kötü bir kopyası olması, altı çizilmesi gereken bir konudur!.. Hakkında afaki ve son derece çelişkili rivayetler dışında bir hadis bulunmayan Yusuf Suresi maalesef, iftiralar zinciri ile bir aşk hikayesine dönüştürülerek değersizleştirilmiştir.[49] Yakub ise bu senaryoda sadece, resul olarak etkisiz, gözü yaşlı bir ak sakallıdır…

Yusuf suresi tam bir hassasiyetle irdelendiğinde; Nebîliğin Yakub’dan Yusuf’a geçmemesi için her şeyi göze alarak Allah’ın kararını değiştirme mücadelesi verenin, Yusuf’un soyunun kesilmesini sağlayıp onu köleleştirenin, sözü dinlenen büyük kardeş olduğu net olarak görülecektir.[50] Bu çerçevede İslam ulemasının; Yusuf’un güçlü kuvvetli kardeşlerinin[51] bir olup henüz gulam[52] olan kardeşlerini öldürmeye yeltenmelerini, Yakub (as)’un çocukları arasında ayrım yapmasından doğan bir kıskançlık ile açıklamaları hem tuhaf hem de Yakub’a iftiradır.[53]

İsrâiliyat kaynaklarına göre, sözü dinlenen o kardeş Yakub’un büyük oğlu Yehuda’dır.[54] Tevrat’a göre Yeuda (Yehuda), Yusuf’un öldürülmesini istememiş onun kuyuya bırakılmasını sağlamıştır.[55] Sonrasında İsmailî bir kervan, Yusufu bularak Mısır’a götürüp köle olarak satacaktır. Bu hikâye de Kur’an’ın onayladığı bilgiler olmakla birlikte, ulemamız Kur’an’da verilen çok farklı ve ince birçok detayı büyük ustalıklarla İsrailiyatın hikayesine uydurmayı başarmıştır. Sonuçta İslam ulemasının zihninde; tahrif edilmiş Tevrat’ın “Allah ile güreşen” olarak kıssalaştırdığı İsrail lakabının Yakub’a mâledilmesi hususunda hiçbir şüphe söz konusu bile değildir…

  • Neden İbrahim, İsmail ve Muhammed (as) dışında hiçbir Nebî hac ve Kâbe ile ilişkilendirilmez?

Kur’an’da şu ayetler açık şekilde durmakta ve aslında başlıktaki soruyu bu ayetler sormaktadır!..

Allah, Kâbe’yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı…  (Maide 5/97 – DVM)

Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. / Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. (Bakara 2/127-128 – DVM)

İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. (Hacc 22/27 DİB Meali)

Geleneğimiz her nedense; teslim olunup güvenilmesi gereken Kur’an’da, İbrahim soyundan olan Resul ve Nebîlerden İsmail ve Muhammed (as) hariç diğer hiçbir Nebî’yi Hac ve Kâbe ile ilişkilendirmemiştir!..

Allah’ın dostum dediği[56] İbrahim’in, oğulları İsmail ve İshak’dan başlayarak Nebî torunlarının, onun İnsanlığa yaptığı Hac çağrısını duymamış olmaları mümkün olabilir mi!.. İshak soyundan, kendisine kitap ve hikmet verilmiş, Kur’an’da haberleri aktarılan onca Nebî’nin bu bilgiden mahrum edilmiş olduğunu zannetmek mümkün müdür!

Yakup (as) Oğullarına; “Benden sonra neye kul olacaksınız?” diye sormuştu. Onlar da, “Senin İlahına; ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın İlahına, o bir tek İlaha kul olacağız. Biz, zaten ona teslim olmuş kimseleriz!”[57] demişlerdi. Dolayısıyla Yakub’un oğullarının da sadece kendi soylarından değil İsmail’den de haberlerinin olmaması söz konusu dahi edilemez!..[58]

Allah, İbrahim’e, seni insanlığa imam kılacağım demiş ve ona Hac menâsiklerini göstermişti.

Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i birtakım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti. «Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)» dedi. Allah: Ahdim zalimlere ermez buyurdu. (Bakara 2/124 – DVM)

İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir. (Bakara 2/130)

Allah; insanlığı ilgilendiren temel bazı öğretileri İbrahim ile bizlere bildirmiş ve tüm insanlığa, Millet-e İbrahim (مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ) olarak yüceltilen bu yoldan yüz çevirenin zavallı konumuna düşeceği uyarısını yapmıştır.[59] Buna rağmen İbrahim’in soyundan gelen ve övülen Nebîlerin[60], İbrahim ile indirilenlere uymaması hayret vericidir. Bu sonuca nasıl varıldığı ve O Beyt ile ilişkisi olmayan Nebî anlayışının nasıl kökleştirildiği bir tarafa, olmadık konulara kafa yoran ulemanın bu tuhaflığı hiç sorgulamayıp normalleştirmesi ayrı bir muammadır!

Bu sonucu İsrâiliyat’a bağlayanlara şu itirazı yapmak burada bir borçtur! Kur’an apaçık ortada dururken asıl suçlunun İsrâiliyat olduğunu iddia etmek olsa olsa ikiyüzlülüktür.[61]

  • Musa (as) ilk vahyi nerede aldı?

İbrahim’in soyundan olan ve Firavun’un sarayında yetişip ona hizmet eden Musa,[62] Mısır’lı birisini öldürdüğü için[63] memleketinden kaçar.[64] Sekiz hac dönemi[65] Medyen’de kaldıktan sonra[66] başka bir yere yerleşmek için ailesi ile birlikte göç eder.[67]

Yaşadıklarından sonra Musa’nın, Mısır’a geri dönmeyi düşünmesi artık mümkün değildir. Zira o, Mısır’a dönerse öldürüleceğinden emindir. Allah kendisine Elçilik görevi yükleyip Mısır’a gitmesini söyleyince, Musa şu gerekçeyi ileri sürecektir… “Rabbim! Ben onlardan bir kişiyi öldürdüm; korkarım onlar da beni öldürür.”[68]

Bu durumda; Medyen’de salih bir kul ile anlaşmasını tamamlayan Musa (as)’nın ailesi ile beraber varmak istediği yer, kesinlikle Mısır’dan başka bir yer olmalıdır!

Musa (as) ilk vahyini, işte bu yolculuğu sırasında Mukaddes Tuva Vadisi’nde almıştır. Gece vakti yolu üzerinde gördüğü ateşe yönelir.[69] Musa tam burada; “Ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen, Kutsal vadi Tuva’dasın”[70] uyarısını alacaktır. Bu yer, öldürülme korkusu yaşadığı için üstelik ailesi ile beraber gitmeyi asla düşünmeyeceği Mısır değilse, neresidir?

  • Bilinen O yer (Mukaddes Tuva Vadisi) neresidir?

Şu hususlar Kur’an’a inananlara, Mukaddes Tuva Vadisi’nin yeri ve nitelikleri hakkında noktasal tespit için kesin ipuçlarını vermeye yeterli görülmelidir.

  •  “…Mukaddes Vadi Tuva’dasın.”(Ta-Ha 20/12) Ayete göre Tuva Vadisinin Mukaddesliği Musa’dan önce de mevcuttur.
  • Kasas 28/33’de öldürüleceğinden korktuğunu açıkça beyan eden Musa’nın Mısır’a geri dönmesinin imkansızlığı sebebiyle, Mukaddes Tuva Vadisi’nin Medyen ile Mısır arasında olması mümkün değildir.
  • Bir yerin Mukaddesliği ancak; Kuddüs olanın (Allah) Kuddüs kılması ve muhataplarının da (insanların) bunu kabul etmesiyle mümkün olabilir.[71] Bu niteliklere haiz yeryüzünde tanımlanmış tek bir yer mevcuttur. Bu yer Kur’an’da Millet-e İbrahim kavramı ile paralel olarak açıklanmıştır.[72] O yerin Kur’an perspektifinden bakıldığında Mekke’nin dışında bir yer olması mümkün değildir.
  • Bir yerin mukaddesliği, sadece oraya has menasiklerin ve ritüellerin varlığını gerektirir. “Ayakkabılarını çıkar…” (Ta-Ha 20/12) ifadesi bunun bir örneğidir.
  • Mukaddes bölge demek aynı zamanda haram bölge demektir. Sadece oraya has haramlar söz konusu olmalıdır.[73]
  • Tuva kelimesi iki kere manasındadır. “Bil’vadil’mukaddesi tuva” (بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى) iki kere mukaddes kılınmış vadi demektir. İnsanlık için kurulan ilk ev ile tufan sonrası izleri kaybolan, ardından İbrahim ve İsmail (as)’ın temellerini yükselttiği yerin aynı olması bu sıfata haiz olan yerin neresi olduğu konusunda yeterince açıklayıcıdır.
  • İsrailiyat kaynakları, Yakub’un yaşadığı ve Yusuf’un kuyuya atıldığı yerin Jerusalem’in kuzeyinde Şekem civarında Dotam olarak anılan yer[74] olduğunu söyler. Bu bölge İsrâiloğullarının, Yakub’un yaşadığı yer olması sebebiyle kutsal saydıkları bir yerdir. Aynı zamanda süt ve bal akan verimli bir diyardır.[75] Kur’an’da ise Yakub ve ailesinin şüphe götürmeyecek şekilde Mısır’a çölden geldikleri belirtilir…[76] Tarih boyunca Akdenizin doğusu ve Mezopotamya, toprak unsuru olarak olarak verimli bir bölgedir. Arabistan yarımadası ise çöl olarak bilinir ve böyle anılmıştır. Aşağıdaki iki örnek de bu durumu teyid eder…

İbrahim (as); “Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını senin dokunulmaz Beytinin yanında, bitkisiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı tam kılsınlar diye öyle yaptım. İnsanlardan kiminin gönlünde onlara karşı özlem uyandır. Bir de onları birtakım ürünlerle azıklandır; belki görevlerini yerine getirirler.”[77] demiştir.

Kur’an’a göre Benî İsrail, Mısırdan çıktıktan sonra Musa’nın kendilerini getirdiği yerin verimsizliğinden şikâyet ederler; “Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! (Mısır’a) İstedikleriniz orada var” demişti…” [78]

  • Mukaddes bölgenin mutlaka herkes tarafından bilinen sınırlarının olması, bu sınırların nerede başlayıp nerede bittiğinin insanlar tarafından biliniyor olması gerekmektedir. İsimlerin başında bilinirlik (Marife) işareti olanٱل  takısı bunu zorunlu kılar. Böylesi bir yerin bilinmez hale getirilmesi; ancak ard niyetli bir sürecin ardından bu süreci destekleyen ilim sahiplerinin gayreti ile olabilecek bir sonuçtur. Kur’an, bir kısmı yukarıda verilen Beyt hakkındaki çok sayıdaki ayetler ile bu yerin Mekke olduğunu teyid eder.

İnsanlık için önder kılınmış her biri Nebî olan elçilerin; Allah tarafından insanlığın ilk gününden beri yöneleceği merkez olarak tanımlanmış yanısıra “O Beyt’te hac yapması, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır…” [79] ayetine rağmen bu yer ve coğrafya ile ilişkisinin olmaması düşünülemez!

  • Muhammed (as)1.400 yıllık bir geçmiş ile yakın sayılabilecek aynı zamanda tarihi bir kimliktir. İsrail tarihi ise çok daha eski bir döneme aittir. Bu döneme ait özellikle Mısır’da ve Jerusalem’de yapılan arkeolojik çalışmalar İsrail tezlerini doğrulayacak veriler sunmamaktadır. Eldeki bilgilerin efsane boyutu ağır basmaktadır.

Sadece yukarıdaki gerekçeler, Kur’an’da marife bir sıfat tamlaması olarak geçen Mukaddes Tuva Vadisinin Mekke olduğunu yeterince açıklıkla ortaya koymaktadır. Bu durumda Musa (as)’nın İsrâiloğullarını Mısır’dan çıkarıp getirdiği yer de Mekke olmak durumundadır. İlgili ayetler bu bağlamda ele alındığında İsrailiyat kurgusunun çok dışında ama Kur’an gerçekleri ile örtüşen yepyeni bir senaryo en azından Müslüman ilahiyatçı ve tarihçilerin ilgisini beklemektedir.

  • Sonuç;

Sonuç olarak insanlığın geldiği noktada; din adına yürütülen çözümsüz savaşlar insanlığı, çevreyi yıpratmış ve artan bir hızla da yıpratmaya devam etmektedir. Devletlerin mevzi menfaatlerinin üzerine yerleşmiş baskıcı sömürü unsurları, insanlığın birbiri ile olan kavgalarını yönetmekte ve her konuda ayrılıkları derinleştirerek buluşma unsurlarının yollarını her fırsatta harap etmektedir.[80]

Tüm bunların temelinde yatan gerekçe; Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların kendilerine verildiğine inandıkları dinlerini diğerlerinden kıskanmaları[81] ve üstünlük kurma[82] arzuları neticesinde, Allah’ın tek dini olan İslam’ı çoğaltarak, “İnsanlığın Dini” olmaktan çıkarmalarıdır.

“Allah, bu elçilerden kimini kimine üstün kıldı. Kimiyle konuştu, kimini birkaç basamak yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya da açık belgeler verdi ve onu Kutsal Ruh ile destekledi. Allah, tercihi (insanlara bırakmayıp) kendi yapsaydı, sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inanıp güvendi, kimi ayetleri görmezlikten geldi (kâfir oldu). Tercihi Allah yapsaydı, birbirleriyle savaşamazlardı. Ama Allah dilediğini yapar.” (Bakara 2/253)

Bugün her biri ayrı telden çalan Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların; kendi inanç dairesi dışındakilere reva gördükleri esaret, eziyet ve aşağılamanın körüklediği dışlamaları, kökten gözden geçirmeleri gerekmektedir. Zira bu kavganın arasından sıyrılan ateizm, kapitalizm, narsizm, emperyalizm gibi, insanın Allah nezdindeki fabrika ayarlarını etkisizleştiren sayısız tağuti akımlar hayat bulmaktadır.

Mukaddes Tuva Vadisi Mekke ve civarında sınırları belirli olan bölgedir.

“İnsanlar için kurulan ilk ev, elbette Bekke’de olandır. Bereketlidir ve herkese doğru yönü göstersin diye kurulmuştur.” (Ali İmran 3/96)

İnsanlık için belirlenen bu ilk ev ve ilk yön yalnızca ibadetlerde dönülen bir istikamet olmanın dışında aynı zamanda tüm koordinatların sıfır noktası olarak da yaratıcının insanlığa gösterdiği bir merkezdir. Musa’ya “Halkını karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onları Allah’ın günleri konusunda uyar” [83] talimatı verilmiştir. Takdir edilmelidir ki bu alanlarda yapılacak hesaplamalar için beynelmilel bir sıfır noktasına ihtiyaç vardır. Allah’ın belirlediği böyle bir unsurun göz ardı edilmesini hafife almanın ayetler karşısında doğru bir tavır olmayacağı açıktır.

O Beyt’in yerinin ilk belirlenmesinin ardından bu yerin konumunun değiştiğine dair, Kuran’da en ufak bir ima dahi söz konusu edilmemiştir. Bilakis; tufan ile belirtileri kaybolan bu yerin İbrahim (as) ile yeniden insanlığın gündemine kadim bir şekilde ikinci kez oturtulması esastır.

Yahudi ve Hıristiyanların İbrahim’i ile Müslümanların İbrahim’i arasındaki bariz farkın, Müslümanlar tarafından örtbas edilmesi, günümüzde yaşanan muhtelif siyasi sorunları ve insanlığın bitmeyen savaşlarını engelleyici değil körükleyici etki yapmaktadır.

İsrailiyatın belirlediklerinin Müslümanların gerçeği olması, bugün Kur’an’ın anlamları etrafında aşılamaz duvarlar örmüştür. Böylesi bir müktesebatın örgüsünü içselleştirmiş din insanları da hayatı aklı selim ile sorgulayan zihinler karşısında inandırıcılıktan uzaklaşmakta ve yol kesiciler haline dönüşebilmektedir. Konu din olunca herhangi bir temelden[84] ne kadar yoksun olsa bile; inancın bireye pompaladığı öz güven ile en umulmadık ayrışma ve çatışmalar kolaylıkla tetiklenebilmektedir.

Kendini İslam dairesinde tanımlayanların tevhid anlayışının, insanlığı kapsayıcı değerler üretmemesi ciddi bir sorundur. Böylesi bir sorunu hissetmeden, bugün Kur’an’ı; çarpık siyasi süreçlerin imal ettiği anlayışların labirentlerinde hapsetmek insanlık için onulmaz bir kayıptır…

Allah’ın belirlemesine ve ilan etmesine rağmen Mukaddes Tuva Vadisi’nin bilinmiyor olması anlamsızdır. Müslümanların bu yer ile ilgili duyarsızlığının gerekçesi, Mukaddes Tuva Vadisi’ni; Kudüs olarak kabul etmek durumunda Mekke’nin, Mekke olarak kabul etmek halinde ise Jerusalem’in kutsallığının anlamsız hale geleceği ihtimalinden dolayı olabilir mi?

Kaynakça

  • Diyanet İşleri Başkanlığı. «Meal» DİB Meali içinde.
  • Kesir, İbn. «El Bidaye ve’n- Nihaye» Büyük İslam Tarihi içinde, yazan İbn Kesir, C.1 s.353.
  • Kur’an. «Kur’an.»
  • Orum, Fatih. 2015. Kur’an’ı Anlama Usülü içinde, yazan Orum Fatih, 381. İstanbul: Süleymaniye Vakfı Yayınları.
  • Ramazan Demir, Hasan Mustafa Arslan. 2017. «Sebt» Yorgun Maymunlar günü Sebt – Şabat içinde, yazan Hasan Mustafa Arslan Ramazan Demir. İstanbul: HMA Yayın.
  • Süleymaniye Vakfı Meali. Erişildi: Ekim 2018. http://www.suleymaniyevakfimeali.com.
  • Türkçe Kuran Mealleri. Erişildi: Ekim 2018. www.kuranmeali.com.
  • Türkiye Diyanet Vakfı. «Esbab-ı Nüzûl.» TDV İslam Ansiklopedisi içinde, yazan Demirci Muhsin.
  • www.tuvavadisi.org

[1] Bkz. Kur’an; Enam 6/38

[2] Bu konuda daha geniş bilgi için www.tuvavadisi.org sitesinde Metod başlığı altındaki yazılar incelenebilir.

[3] Bkz. Kur’an; Hicr 15/9

[4] Bkz. Kur’an; Nisa 4/82

[5] Bkz. Kur’an; Hud 11/1-2; Kehf 18/1

[6] Bkz. Kur’an; Bakara 2/42 “Hakkı, bâtıl elbisesine sokmayın; bile bile hakkı gizlemeyin!”

[7] Bkz. Kur’an; Bkz. Rad 13/1; Enam 6/66; Araf 7/53; Lokman 31/30; Yunus 10/5, 32, 35; Hac 22/62; Furkan 25/33 vd.

[8] Bkz. Kur’an; Hud 11/2; Fussilet 41/3; Sad 38/29;

[9] Bu görüş katıldığımız bir görüş değildir.

[10] Bkz; Ramazan Demir, Hasan Mustafa Arslan, Yorgun Maymunlar Günü Sebt/Şabat; (İstanbul, HMA Yayınları, Aralık 2017) sh.15

[11] Bkz. Kur’an; Al-i İmran 3/3; Maide 5/96; Nisa 4/42; En’am 6/92; Fatır 35/31; Saffat 37/37; Ahkaf 46/12-30;

[12] Bkz. Kur’an; Hicr 15/9

[13] Bkz. Kur’an; Furkan 25/30

[14] Bkz. Kur’an; Hicr 15/91-92

[15] Bkz. Kur’an; Yusuf 12/1; Şuara 26/2; Neml 27/1; Duhan 44/2;

[16] Bkz. Kur’an; Kasas 28/2

[17] Bkz. Kur’an; Nisa 4/174; Meryem 19/73; Hac 22/16;

[18] Bkz. Kur’an; Bakara 2/99; Hadid 57/9; Mücadele 58/5; Talak 65/11; Casiye 45/25; Ahkaf 46/7

[19] Bkz. Kur’an; Araf 7/52; Enam 6/114; Hud 11/1, 2; Rad 13/2; Hicr 15/1

[20] Bkz. Kur’an; Meryem 19/97; Duhan 44/58; Kamer 54/17, 22, 32, 40;

[21] “Kuşatılamayan (kuşatan) ve ancak kendisi ile açıklanabilen.” Bkz. Kur’an; Maide 5/48; Haşr 59/23

[22] Bkz. Kur’an; Hicr 15/9

[23] Bkz. Kur’an; Bakara 2/2

[24] “bilinir, bilinmesi gereken, anlatılmış”

[25] Bkz. Kur’an; Bakara 2/73

[26] Bkz. Kur’an; Nisa 4/82

[27] Bkz. Makale; Kur’an Ayetlerine Anlam Vermede Keyfilik! Hasan Mustafa Arslan – http://www.tuvavadisi.org/kurani-tahrif-ayetlere-anlam-vermede-keyfilik/

[28] İbn Kesir; El Bidaye ve’n- Nihaye. Büyük İslam Tarihi. C.1 s.353

[29] Orum FATİH, Kur’an’ı Anlama Usülü, (İstanbul: Süleymaniye Vakfı Yayınları, 2015), 381.

[30] Bkz. Kur’an; Maide 5/13

[31] Bkz. Kur’an; Ali İmran 3/187

[32] Bkz. Kur’an; Araf 7/162

[33] Bkz. Kur’an; Bakara 2/79

[34] Demirci MUHSİN, TDV İslam Ansiklopedisi, Esbâb-ı Nüzûl (أسباب النزول) Md.

[35] Bkz. Kur’an; Bakara 2/2

[36] Demir Ramazan, Mukaddes Tuva Vadisi – Mekke, http://www.tuvavadisi.org/mukaddes-tuva-vadisi/

[37] Bkz. Kur’an; Ta Ha 20/47; Şuara 26/17

[38] Bkz. Kur’an; Ta Ha 20/80; Nisa 4/154; Bakara 2/63; Ayrıca Tur’da alınan sözler hakkında bkz. Age, Yorgun Maymunlar Günü Sebt/Şabat s.160-162

[39] Bkz. Kur’an; Kasas 28/46

[40] Bkz. Kur’an: (Sözleri değiştirerek) Araf 7/162; (İnsan sözü ilave ederek) Bakara 2/79; (Kelimelerin anlamlarını bozarak) Maide 5/13; (Gizleyerek) Maide 5/15;

[41] Bkz. Kur’an; Bakara 2/41; Ali İmran 3/3; Maide 5/48; Enam 6/92; Yunus 10/37;

[42] Pastör Dr. Behnan Konutgan, Pastör Levent Kınran, Pastör İhsan Özbek ve Dr. Mine Yıldırım; Kutsal Kitap Sözlüğü, Yakup md. 797

[43] Kur’an’da benzer bir kıssa olmadığı gibi, Allah seçtiği beşer ile nasıl iletişime geçtiğini Şura 42/51 de açıkça belirtir. Bu iletişimin başka yolu yoktur! Vahiy / Perde arkasından konuşma / Elçisi ile…

[44] Demir Ramazan, Makale – http://www.tuvavadisi.org/israil-ogullari-isminin-kokeni/#_ftnref2

[45] Ben-i İsrâil olarak ise Kur’an’da 41 kullanım mevcuttur.

[46] Yakub (as), İbrahim’in oğlu olan İshak’ın oğludur. Yani İbrahim’in Nebî seçilen ikinci nesil torunudur.

[47] Bkz. Eski Ahid, Yaratılış 32;24-28

[48] Bkz. Kur’an; “Şimdi, vahyettiğimiz bu âyet kümeleriyle sana hikâyelerin en güzelini anlatacağız. Oysaki daha önce sen bundan tamamen habersizdin.” (Yusuf 12/3)

[49] Bugüne kadar yapılan Yusuf Suresi çevirilerinde, fark edildiği halde hikayeye uydurmak için İsrâiliyatın karartmasıyla yol alınmış ve Arapça metindeki karşılaşılan problemler örtbas edilmiştir. Bu detaylar ele alınarak www.tuvavadisi.org sitesinde “Yusuf 1 / Hadım Edilen Nebî”, “Yusuf 2 / Büyük İftira”, “Yusuf 3 / Kurgu İçinde Kurgular” başlıklı üç adet e-kitap yayınlanmıştır.

[50] Demir RAMAZAN, Hadım Edilen Nebî Yusuf 1, (2018) Yusuf 12/7-20 ayetlerin incelemesi, s183-288 Not; Kitap henüz yayınlanmamış olup e-kitap prototipine www.tuvavadisi.org sitesi veya http://www.hamuar.com/ebooks/yusuf01/web/ adresinden ulaşılabilir.

[51] Bkz. Kur’an; Yusuf 12/14

[52] 13-14 yaşlarında çocuk…

[53] Bkz. Kur’an; Yusuf 12/8-11; http://www.tuvavadisi.org/yusuf-suresi-12-sure-ayet-mealleri/

[54] Bkz. Tevrat; Yaradılış 29;35

[55] Bkz. Eski Ahid; Tekvin 37;26 – Bkz. Kur’an; Yusuf 12/10

[56] Bkz. Kur’an; Nisa 4/125

[57] Bkz Kur’an; Bakara 2/133

[58] Arslan Hasan Mustafa, Makale, Tuva Vadisi ve Tevhid; http://www.tuvavadisi.org/tuva-vadisi-ve-tevhid/

[59] Ayrıca Bkz.; Nahl 16/123,135; Ali İmran 3/95; Nisa 4/125; Enam 6/161; Yusuf 12/37,38; Nahl 16/123; Hac 22/78

[60] Bkz. Kur’an; Enam 6/84-90; vd.

[61] Bkz. Kur’an; İsra 17/81 “Hak geldi batıl zail oldu!”

[62] Bkz. Kur’an; Kasas 28/7-8

[63] Bkz. Kur’an; Kasas 28/15

[64] Bkz. Kur’an; Kasas 28/21

[65] Bkz. Kur’an; Kasas 28/27 Arapcası حِجَجٍ hicac olan bu kelime www.kuranmeali.com sitesinde yeralan bir İngilizce meal hariç tüm müelliflerce ısrarla “yıl” olarak anlamlandırılmaktadır. Karşılaştırmalı otuz ayrı meal için bkz. http://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=28&ayet=27

[66] Bkz. Kur’an; Kasas 28/28

[67] Bkz. Kur’an; Kasas 28/29

[68] Bkz. Kur’an; Kasas 28/33

[69] Bkz. Kur’an; Ta-Ha 20/10; Kasas 28/29

[70] Bkz. Kur’an; Ta-Ha 20/12

[71] Bkz. Makale, Ramazan Demir; http://www.tuvavadisi.org/mukaddes-tuva-vadisi/

[72] Bkz. Makale, Ramazan Demir; http://www.tuvavadisi.org/millet-kavrami-uzerine-arastirma/

[73] Bkz. Kur’an; Bakara 2/196; Maide 5/96 vd.

[74] Bkz. Tevrat; Yaradılış 37/12-28

[75] Bkz. Tevrat; Çıkış 3/8

[76] Bkz. Kur’an; Yusuf 12/100 “… Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra Rabbim sizi çölden buraya getirdi. …”

[77] Bkz. Kur’an; İbrahim 14/37

[78] Bkz. Kur’an; Bakara 2/61

[79] Bkz. Kur’an; Ali İmran 2/96-97

[80] Bkz. Kur’an; Kasas 28/4

[81] Bkz. Kur’an; Bakara 2/109; Şura 42/14; Casiye 45/17

[82] Bkz. Kur’an; Bakara 2/213

[83] Bkz. Kur’an; İbrahim 14/5

[84] Bkz. Kur’an; Maide 5/68

3 yorum

  1. Sayın Serkan bey kardeşim, gönderdiğiniz uzun metindeki şu kritik cümlenize vereceğim cevap bizim açıdan yeterlidir. Zira bu görüşünüze katılmamız olası dahi değildir!..

    “Bütün bu bilgiler eşliğinde bazı sonuçlar çıkardım. Öncelikle yukarda linkini verdiğim belgeselde Kabenin yerinin değiştirildiği ve asıl yerinin Ürdündeki Petra kenti olduğu bir çok delil ile ortaya konmuş. Ayrıca sizin makalelerinizde yazdıklarınız da bunu destekliyor nitelikte. …” Bu sonuca nereden vardınız bilemiyorum ancak inandığınız şeyin girdabına; hiç düşünmediğimiz, yazmadığımız hatta aklımıza dahi gelmeyen bir sonuca bizi de çekme gayretinizi tuhaf karşıladığımızı belirtelim.

    Linkini verdiğiniz yazının bir taraftarı ile (muhtemelen müellifiydi) başka bir platformda karşılıklı yazışmıştık. Bu tez ve gerekçelerinin bizce hiçbir tutarlı tarafı yoktur. Ya da biz böyle bir tezi kesinlikle benimsemiyoruz.

    Bahsettiğiniz konuya dayanak hazırlatılmış videoya da internette birçok yerde cevaplar verilmiş. Size de özellikle izlemediyseniz; https://youtu.be/K31H1OjxK3M linkindeki videoyu izlemenizi tavsiye ederiz.

    Size sadece şu kadarını söyleyelim. Bahsi geçen konu tarih öncesi değildir. MS 600 lerdir… İstanbul surlarının 550 lerde yapıldığını Ayasofyanın çok daha önce yapıldığı ve daha nicesi tüm detaylarıyla bilebiliyorken bu konuda üretilen tarih tuhaftır. Eğer sadece sözel ve yazılı tarihi aktarımlar üzerinde bir durum söz konusu olsa buradaki tahrifat anlaşılabilirdi. Ancak ortada somut bir yapı, kişi ve kişiler söz konusudur. Bunların varlık ve konumları üzerinden yürütülen bu tartışma ilginçtir…

    Bizim Mukaddes Tuva üzerinden ve gücümüz nispetinde Kur’an dışı kaynaklara başvurmadan ortaya koymaya çalıştığımız çalışmalarımızı, birilerinin indî görüşlerine payanda yapmamanızı rica ederiz…

  2. Merhaba,bugün Dünyada Tuva olarak bilinen ve bereketli vadisi/ovasıda olan ve hemen güneyinde de ”Tanrı dağları” olan bir yer var zaten. Bu bağlantıların araştırılması gerekir. Yoksa yer adları ve coğrafi özellikler bu kadar açık ve netken,aynı zamanda Türk Kültüründeki Kutsal ögelerle Kuran arasında da benzerlikler varken,Ortadoğuda bu yeri aramak yanlış bir başlangıç olur.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*