Kıble, Namaz ve Kâbe’nin bilinirliği üzerine…

Arapçası (اَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ) akîmussalât olan “namazın tam kılınması” ifadesi alnı secdeye gelen herkesin aşina olduğu bir ibaredir. Kur’an’da akîm ibaresini de içeren, (ق و م) kökünden türemiş 660 kelime bulunur. Bu ibarenin geçtiği İbrahim 14/37 ayeti oldukça dikkat çekicidir. Zira Allah (cc)’ın dostum dediği Nebîsi İbrahim (as); Nuh tufanından sonra kaybolan beytin temellerini bulup oğlu İsmail (as) ile birlikte yükseltmiş ve menasikleri kaybolmuş olan hac ibadetini ihya etmiştir.

Ayeti ilginç kılan İbrahim’in, ailesini o ıssız yere getirme sebebidir. Ayet şöyledir;

İbrahim 14/37

رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını senin dokunulmaz Beytinin yanında, bitkisiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı tam kılsınlar diye öyle yaptım. İnsanlardan kiminin gönlünde onlara karşı özlem uyandır. Bir de onları birtakım ürünlerle azıklandır; belki görevlerini yerine getirirler.

Bu ayet namazın tam olabilmesi için Kıbleye dönmenin gerekli olduğunun en temel işaretidir. Zira namaz görevinin kıbleye dönülmeden de yerine getirilebileceği durumlar mevcuttur. Böyle durumlarda namazın nasıl kılınabileceğini şu ayet açıklar;

Bakara 2/239

فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا ۖ فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

Eğer korkarsanız namazı, yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene kavuşunca, bilmediğiniz şeyleri size öğreten Allah’ın öğrettiği gibi Allah’ı anın.

Demek ki hastalık, yolculuk, savaş gibi arızi durumlarda istikameti kıbleye çevirmeden de namazı aksatmadan kılmak gerekiyor. Çünkü namaz belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Böylesi sıkıntılardan kurtulduktan sonra ise namazı tam kılmak gerekir.

Nisa 4/103

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ ۚ فَإِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ ۚ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

Namazı kılarken Allah’ı; ayakta, oturur halde ve yanlarınız üzerinde anın. Güvene kavuştuğunuzda o namazı tam kılın. Çünkü namaz, müminlere, vakitle sınırlı olarak farz kılınmıştır.

Yukarıdaki üç ayet açık bir şekilde namazın her durumda kılınabileceğini, ancak tam olabilmesi için istikameti Kâbe’ye çevirmenin gerekli olduğunu göstermektedir. Kâbe’nin temellerini yükselten İbrahim (as) da kendisinin ve soyunun O namazı tam kılanlardan olması için dua etmiştir.

İbrahim 14/40

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

Rabbim! Beni namazı tam kılanlardan eyle. Soyumdan gelenleri de. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.

Bu duanın sahibi olan İbrahim’in soyundan gelen; İshak, Yakup ve Yakup’un oğulları (İsrailoğulları) ve onların soyundan olan Musa (as) ve o soydan çıkmış olan tüm Nebî’lerin namazın tam kılınmış olmasından habersiz olmaları düşünülemez!

Nitekim Musa (as) Tuva Vadisi’nde vahyi aldıktan sonra Mısır’a gelmiş ve Firavuna kendisinin İsrailoğullarını alıp gitmekle görevlendirildiğini söylemişti.[1] Bunun üzerine başlayan sıkıntılı dönemde Musa (as) da Harun (as) ile birlikte kavmine; evler hazırlamalarını bunlarda tek bir kıble oluşturmalarını ve namazı tam kılmalarını söylemişlerdir. Ayet şöyledir:

Yunus 10/87

وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَنْ تَبَوَّآ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ ۗ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

Biz de Musa ile kardeşine şunu vahyettik: “Mısır’da halkınız için evler hazırlayın. Evlerinize bir kıble yapın ve namazı tam kılın. İnanıp güvenenlere de müjde verin.”

Ayet açıkça kıbleyi belirlemeyi Musa (as)’ın kavmine öğrettiğini göstermektedir. Bu ayet Musa ve Harun (as)’un ve onlara inanan kavminin Mısır’dayken İbrahim’in öğretisini harfiyen yerine getirdiklerini göstermektedir. Ayette evler (بُيُوتَكُمْ) çoğul, kıble (قِبْلَةً) ise tekil ifade edilmiştir. Yani Musa kavmine bugünkü anlamda camiler yaptırtmış olmalıdır. Ancak her halükârda hepsinin kıblesi (yani istikameti) tektir.

Bu vesileyle; Musa’nın Mısır’dan ayrı kaldığı 8 (veya 10 yıl) süresinde Kâbe’yi defalarca hac sebebiyle ziyaret etmemiş olduğu da düşünülemez. [2] Çünkü dedesi Yusuf’ta, Yakup’ta İbrahim’in ilahına yönelme sözü vermişlerdi.

Bakara 2/133

أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ آبَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَٰهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Yakub’un ölmek üzere iken ne yaptığını biliyor musunuz? Oğullarına, “Benden sonra neye kul olacaksınız?” diye sordu. Onlar, “Senin İlahına; ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın İlahına, o bir tek İlaha kul olacağız. Biz, zaten, O’na teslim olmuş kimseleriz!” dediler.

Bu ayet aynı zamanda Musa ve Harun’da Kıble ile ilgili bilginin olduğunun göstergesidir. Bu tevhidin de gereğidir.

Kâbe’nin kaybolmasına sebep olan Tufan sırasında Nuh (as)’ın duası, Nuh’un da Kâbe’yi gayet iyi bildiği gösterir.

Müminun 23/29

وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ

De ki: “Rabbim! Beni bereketli bir yere indir; konuklarını en iyi ağırlayan sensin.”

Kur’an’da etrafı bereketli kılınmış olarak belirtilen yer Mekke’dir. Nuh (as) da gemisinin bu çevresi bereketli kılınmış olan yere inmesi için dua etmiştir.

Al-i İmran 3/96

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ

İnsanlar için kurulan ilk ev, Bekke’de olandır. Bereketli ve herkese doğru yönü (kıbleyi) göstersin diye kurulmuştur.

Görüleceği gibi Kâbe’nin bilgisi, tüm nebiler tarafından insanlığa miras olarak geçmiştir. Nuh ile İbrahim (as) arasındaki Hud, Salih ve adı anılmayan diğer Nebî ve Resullerin de bu bilgiye sahip olmaları gerekir. Tufan sonrasında Nuh dahil İbrahim’e kadar gelen tüm Nebî’ler için Kâbe, namaz için istikamet olarak tahmin edilebiliyor olmalıdır.

Bu durumda tufan ile kaybolan şey; namaz için dönülen istikamet değil, hac ve haccın menasikleridir.

 

Salat’ın (ibadet) tam olması…

Namazı tam kılmanın kıble ile bağlantısı olduğu yukarıdaki ayetlerle birlikte düşünüldüğünde açıkça görülmektedir. Burada akla şöyle bir soru da gelebilecektir.

Kabe’nin yanında olmak veya ona yönelmek namazın tam olması için tek başına yeterli midir?

Akimussalat (أَقِيمُوا الصَّلَاةَ) ve yukimussalat (يُقِيمُوا الصَّلَاةَ) ibareleri Kur’an’da çokça geçmektedir. Bunlar tek tek incelendiğinde, namazın bilinçli olarak, belli vakitleri aksatmadan, belirli rukunlar ile huşu içinde sadece Allah için yerine getirilmesi gereken bir görev olduğu görülecektir.

“Salat” bir eylem olarak düşünüldüğünde kalp ile bir bütün içinde ele alınmalıdır. Örnek verecek olursak;

Maun 107/4-5

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ

Sürekli didinip duran bazı kişilerin çekecekleri var!

اَلَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ

Onlar, işlerini yaparlarken akılları başka yerde olanlardır.

Bu ayetteki kişi kıbleye dönse bile namazında bir eksiklik olduğu ifade edilmektedir. Keza şu ayet, salat için Kâbe’nin yanında olunsa dahi bir başka eksikliği ortaya koymaktadır.

Enfal 8/35

وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً ۚ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

Onların, Beyt’in çevresindeki ibadetleri (namazları), ıslık çalma ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Kâfir olmanıza karşılık şimdi tadın bakalım bu azabı.

Tevbe 9/108 [3]

لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا ۚ لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ ۚ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا ۚ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ

Orada asla namaza durma. Senin namaz kılmana layık olan Mescit ilk günden itibaren takva temeli üzerine kurulmuş mescittir. Orada temizliği seven adamlar vardır. Allah, tertemiz olanları sever.

Şu üç örnek, salatın (ibadetin) tam olması noktasında tüm unsurların bir araya gelmesi gerektiğini göstermektedir. Burada Kâbe belirleyici bir unsurdur.

(Not: Bu yazı konuya giriş mahiyetinde olup, kıble ile ilgili tüm bağlantıların ortaya konulacağı kapsamlı bir çalışma yürütülmektedir.)

Hasan Mustafa Arslan

[1] Bkz.; Taha 20/47

[2] Bkz.; Kasas 28/27

[3] Tefsir ve meallerde öncesi ve sonrasıyla bu ayetlerin, Dırar Mescidi olduğu yönünde görüş hakimdir. Ancak detaylı incelendiğinde Mescid-i Dırar olarak rivayet edilen bilgilerin tarihi kronolojisinde önemli sorunlar olduğu görülecektir. Konuyla ilgili detaylı bir çalışma yürütülmektedir. Tamamlandığında sitede yayınlanacaktır.

Beğendiyseniz başkalarına da ulaştırın!
error

16 yorum

  1. S.A
    Ben Yener..
    Kabe kelimesi hic irdelenmemis..Kur’an da nerede nasil gecer?..
    akîmussalât “namazın tam kılınması” olarak tanimlanmis.. Fakat Kur’an’da
    ‘namaz tarifi’ yok?
    Var olan tek tarif ise ‘sefer namazi’ olarak sadece ‘savas’ta kilinan bir namaz
    olarak aktarilmaktadir!
    Bu tarif baz alinirsa tum vakitler 2 rekat olacaktir?
    kisaca cok daha fazla detaya girmeniz gerekmiyor mu?

    • Yener bey, ilgili yazının en sonunda; “Bu yazı konuya giriş mahiyetinde olup, kıble ile ilgili tüm bağlantıların ortaya konulacağı kapsamlı bir çalışma yürütülmektedir” şeklinde bir not mevcut. Dolayısıyla belirttiğiniz konuda haklısınız. Kıble konusu bugün müslümanların kafasında da ikirciklidir. Allah’dan başka birinin bir yeri Kuddûs kılması düşünülemez. Bu yer de şehirlerin anası olarak bildirilen mekke ve civarıdır. İbrahim (as) ile menasiklerini öğrendiğimiz haccın bir başka alternatifinin olduğu ya da Allah’ın burasını ilan etmişken sonradan ikinci bir yeri de Kuddûs yapması düşünüle bilir mi? Tuva Vadisi meselesi öncelikle bu gerçeğin altını çizmektedir. Kâbe, sadece namaz için kıble olmanın dışında da değeri olan bir imgedir. Herşeyden önce Bekke insanlığın başkentidir. Ayet şöyledir: “İnsanlar için kurulan ilk ev, Bekke’de olandır. Bereketli ve herkese doğru yönü (kıbleyi) göstersin diye kurulmuştur.” (Ali İmran 3/96) Ayetteki ibare tüm insanlar içindir. Herhangi bir sınıflama yapılmamış olup başka bir istisnası da belirtilmemiştir.

      Namaz konusuna gelince, bu konuda yapılmış bazı çalışmalar mevcuttur. Ancak şu kadarına emin olmakta yarar var. O da; namaz, Muhammed (as) ile değil Adem (as) ile başlayan bir konudur. Keza namazın ayrılmazı olan abdest ile ilgili kolaylaştırıcılık içeren ayağa mesh konusu bizlere çok sonraları Maide suresinde bildirilmiştir. O zamana kadar kılınan namazlar için bilinen ve ayaklarında yıkandığı abdest alınıyordu. Dolayısıyla namazın bilinmeyen bir eylem olduğu kesinlikle düşünülemez. Buna rağmen ayetlerin satır aralarında bugün uygulanan detaylar mevcuttur…

      Selam ve dua ile, Allaha emanet olunuz…

      • şu an ki kabe yi bereketli diye tarif ediyor kuran ama şu anki mekke kurak ot bile bitmeyen bir yer.bekke yi niye bekke olarak algıladınız.bütün peygamberlerin hac için geldiği yer çorak kuş uçmaz kervan geçmez ben bu konu da kabenin şimdi ki mekke olması konusunda çok ikna olmuyorum.kalbim mutmain değil lütfen beni de bilgilendirin

  2. selamun aleykum.
    kasas 27 ayetinde “yıl” diye tercüme edilen kelime aslında “hac” dır. yani hz musaya şu denilmiştir: Kadınların babası: ‘Bana sekiz hac müddeti çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on hac müddetine tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın’ dedi.”

    yani hz musa ve kızların babası olan salih kul, haccı bilen kimselerdi.

    bu kelimeyi arattım, bu kelime kuranda hep hac manasında geçiyor. mealciler buna neden yıl demişler anlamak mümkün değil. çünkü yıl için farklı kelime kullanılmış.

    selam ile

    • Fatih bey selamlar, farkındalığınız için teşekkürler. Biz de, bahsettiğiniz kelimenin aynı sizin gibi Musa (as)’nın hac ile ilişkilendirilmesinde önemli bir ipucu olduğunu düşünüyoruz. Konuyla ilgili genişletilmiş çalışmada özel bir yeri olacaktır. Devamında Yunus 10/87 de, Musa’nın namazın tam kılınması için evlerde kıble oluşturulması düşünüldüğünde Allah Rasulünün dedesi İbrahim (as) ile meydana çıkan kıble ve hac menasiklerine harfiyen uyduğu net olarak anlaşılmaktadır…

      Kendileri onlarca kez hacca gitmek için yırtınan ulemanın İbrahim ve Muhammed (as) arasındaki Nebi ve resulleri hac ile ilişkilendirmemeleri gerçekten tuhaftır. İsrailiyat müktesebatının altında ezilen ulemanın; bu iddiayı ve [geçtiği ayetlerde (بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى) el takısıyla bildirildiği için bilinmiyor olması tuhaf olan] “Tuva vadisi neresidir?” sorusunu yanıtsız bırakması anlaşılır gibi değildir.

      Teşpit ettiğiniz ayetteki salih kulun kim olduğu gibi daha birçok şey maalesef ayet bağlantıları yerine yorumlar ve rivayetler ile belirlendiği için ayetler üzerinde kalın bir sis perdesi oluşturulmuştur. Kur’anı Kur’an ile açıklamalıyız söylemine sahip ulemanın bile, bu geleneksel yanılgıların etkisinden çıkamadığı maalesef çıkmakta istemediği görülmektedir.

      Selam ve dua ile… Allah’a emanet olunuz.

  3. selamın aleyküm değerli hocam
    son zamanlarda petranın gerçek kabe olduğu ile ilgili bazı arkeoloğlar ve ateistlerin idaaları var bu konudaki çaılşma ve bulgularınız nedir.selam ve dua ile

  4. şu an ki kabe yi bereketli diye tarif ediyor kuran ama şu anki mekke kurak ot bile bitmeyen bir yer.bekke yi niye bekke olarak algıladınız.bütün peygamberlerin hac için geldiği yer çorak kuş uçmaz kervan geçmez ben bu konu da kabenin şimdi ki mekke olması konusunda çok ikna olmuyorum.kalbim mutmain değil lütfen beni de bilgilendirin

  5. Aleyküm Selam Akif.

    Aslında kıble meselesini bütün yönleriyle ele aldığımız oldukça hacimli bir çalışmayı yayına hazırlıyoruz. Sorduğunuz soruyu kısacık bir şekilde cevaplamak yeni ve daha başka soruları beraberinde getirecektir. Fakat şunu ilke olarak benimsemen için ciltler dolusu kitaplar okumana gerek yoktur.
    Her hangi bir bölgenin kutsal, insanlık için toplanma merkezi, emin belde, muharrem bölge gibi sıfatlarla sıfatlandırılması ancak ve ancak Yüce Allah’ın yetkisindedir. Onun dışında birinin herhangi bir yeri Allah bildirmediği halde kutsal ilan etmesi, kesinlikle şirktir, kesinlikle ilahlığa soyunmaktır.
    Herhangi bir yerin kutsal belde olduğuna arkeoloji, rivayet, tarihsel belgeler asla delil olamaz. EL KUDDÜS olan sadece Allah’tır. Dolayısıyla bir yerin kutsal olup olmadığını da sadece EL KUDDÜS sıfatına sahip olan karar verecektir. Bir insan Yüce Allah’ın kitabına dayanmadan saçma sapan delillerle bir yere kutsal diyorsa, o kişi en başta Allah’ı tanımıyor demektir.
    Burada soru şudur; Elimizdeki Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğuna inanıp güveniyor muyuz? yoksa inanmıyor ve güvenmiyor muyuz?
    Eğer elimizdeki Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna inanıyorsak, Yüce Allah kesinlikle kutsal beldenin mekke mi, Petra mı, kudüs (jarusalem) mü olduğunu kesinlikle bildirmiştir. Çünkü Yüce Allah’ın hem kutsal bir beldeden bahsetmesi hem de bu yerin neresi olduğunu bildirmemesi, bunun tespitini arkeologlara, rivayetçilere ya da tarihçilere bırakmış olması mümkün değildir.
    Kutsal belde ile ilgili herhangi bir sorunun cevaplanacağı tek kaynak sadece ve sadece Kur’an’dır.
    Sadece bu da değil, Yüce Allah orayı mübarek olarak tanıtmışsa burada yapılması gereken mübarek kelimesine herkesin kendi kafasından manalar yüklemesi değil, Yüce Allah’ın verdiği anlamı tespit etmektir. İşte bunu ilke olarak belirlemek bir mü’min’in olmazsa olmazıdır. Değilse kuvvetii esen her rüzgarın önünde iradesiz çöpler gibi oradan oraya sürüklenilecektir.
    Mesela sen mübarek kelimesini, otların yeşermesi, meyvelerin çoğalması, ürünlerin yetişmesi olarak algılamış ve mekkenin kurak bir belde olduğu için bu yerin mekke olamayacağı sonucuna çıkmışsın..Oysa mübarek kelimesinin türediği kök aynı zamanda Yüce Allah’a sıfat olmuştur. Mülk süresinin ilk ayetindeki TABEREKE kelimesi Yüce Allah’a atfen gelmiştir. Sadece bu bile mübarek kelimesinin anlamının bilinenin çok dışında olduğunu göstermesi açısından yeterli delildir.
    Kaldı ki; Mübarek kelimesine sizin verdiğiniz anlam üzerinden meseleye baksak bile; Petra çok mu meyvelerin yetiştiği bir yerdir. Dağların arasında kayalara oyulmuş tek bir otun bulunmadığı bir yer nasıl mübarek olacak? Ya da jarusalem, çok mu ağacı bol bir yerdir ki mübarek yer (meyveleri bol anlamında) orası olacak. Kurak bir dağın üstüne kurulmuş, doğru dürüst ağacı bile olmayan bir yerdir. Olaya sizin mübarek kelimesine yüklediğiniz anlam üzerinden bakıldığında, kutsal belde ne mekkedir, ne petradır ne de kudüstür. Çünkü bu yerlerin hepsi kuraktır.
    Sizi tatmin edecek tek merci Sadece Yüce Allah’ın kitabıdır. Aradığınız şeylerin tamamı, sorduğunuz soruların hepsinin cevabı sadece Kur’an’dadır.
    Bize gelince: biz kendi çabamızla Kur’an’dan elde ettiğimiz anlamları burada insanlarla bölüşüyoruz. herhangi bir hocalığımız yoktur. Biri inşaat işçisi diğeri, grafiker olan iki basit insanız. Ne yapıyorsak karşılığını Yüce Alllah’tan bekleyerek ve sadece inandığımız için yapıyoruz..Bu yüzden bize hoca diye hitap edilmesini de istemiyoruz. Abi, kardeş, amca, birader, dayı, arkadaş gibi hitaplarla bize hitap edilmesini daha çok tercih ediyoruz. Akedemik bir kariyer, herhangi bir cemaatta bir paye, bir vakıfta idarecilik gibi özellikleri olmayan sıradan insanlarız.
    Allah dilerse ve izin verirse KABE ve kıble meselelerini ele alacağımız makaleyi de sizinle bölüşeceğiz. Şimdilik sana bunları söyleyebilirim aziz kardeşim. Allah’a emanet ol

    .

  6. Selam Hasan bey
    SALAT kelimesini sadece NAMAZ’a indirgemeniz çok tuhaf bir durum.
    Namaz salatın bir bölümüdür inancındayım.
    Çocuk odası tek başına bir ev değildir. ama evin bir bölümüdür.
    Yoksa ben yazınızı tam anlayamadım mı?
    Lütfen açıklar mısınız?

  7. Neden bazı ayetlerde Arapça grameri tam uygulayıp bazılarında es geçiyorsunuz?

    akimu es-salat demek “salatın ayakta tutulmasıdır…. akimu bir şeyi ayakta tutmak demektir. akimuttevrat ifadesine “tevratın tam kılınması” demiyorsunuz.

    وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ

    وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ

    • Aziz kardeşim

      Bir şeyi es geçtiğimiz gibi bir durum yok. Konunun bağlamı salatın ikamesi olmadığı için bu yazımızda üzerinde durulmamıştır. Ama Nirengi 51 ve 52 videolarımızı izlerseniz özellikle o konu üzerinde durulmuştur.

  8. Mustafa Bey,
    Kabenin önceden günümüze kadar hiç değişmeden kaldığı benim için de şuan ağırlıklı kannat ettiğim görüş.
    Yalnız bu noktada bazı tereddütlerim var.
    Geleneksel görüşe göre bakara süresi 142-145. ayetleri kıble nin mescidi aksadan kabeye dönüşü olarak kabul ediyorlar. Şahsen bu konu bağlamında bu ayetleri pek anlayabilmiş değilim. Sizin bu konuda yapmış olduğunuz çalışma tamamlandı mı? Yoksa, ilgili Bakara süresinde ki ayetler hakkında ki değerlendirmeniz nedir?
    Selamlar

  9. merhaba,buraya gelene kadar sebt,yusuf,zülkarneyn bir kısmını okudum,çok derinlemesine incelemeler,tebrik ve teşşeekkür ederim ama bu konuda biraz yüzeysel kalınmış sanırım,özellikle salat ayetlerinde üzerinden geçilmiş gibi.Misal musaya evlerinizde kıble oluşturun ayetinin namazı değil toplantıyı,istişare merkezleri olma durumunu işaret ediyor olması daha makul geliyor,buna benzer yine namaz denilip geçilen birkaç eyetin daha benzer şeyleri söylediğini düşnüyorum acaba yanlışmı düşünüyorum.kelime,kökü vve bağlamı buna musait değilmi.Namaz yok salat var kafasında kesinlikle değilim hem namaz hem salat daha doğrusu kılınan ve yapılan salat var evet fakat bunları daha müstakil bir çalışmada eele aldınızmı

    • Mehmet

      Ne yazık ki her konuyu tek bir bağlamda ele alıp üzerinde hak ettiği şekilde duramıyoruz. Salat mevzusu şu an gündemimizin daha ilerleyen bölümlerinde durmaktadır. Bunun sebepleri Nirengi 51 ve 52 videolarında uzun uzun anlatılmıştır. Allah diler ve imkan verirse o konudaki çalışmalarımızı da bir gün yayınlarız.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*