İSRAİLOĞULLARI YAHUDİ MİDİR?

Not: Bu yazı yürütülmekte olan YUSUF KISSASI başlıklı çalışmadan alıntılanmış bir bölümdür.

Kur’an’da anlatılan İsrailoğulları kıssalarının daha iyi anlaşılması için Kur’an’ın tanımlamak için ortaya koyduğu kavramların yerli yerinde kullanılması gerekmektedir. Kur’an Yakup oğulları soyundan gelen ve ilahi bir vahye muhatap olanlar için “Esbat, İsrailoğulları, Hedu, Yahudi, Yahudiyyen, Utul Kitap, Ehli Kitap kavramlarını kullanmaktadır. Genelde meal ve tefsirlerde bu kavramların hepsi biri diğerinin yerine kullanılmıştır. Oysa kelimelerin farklılığı anlamın farklılığının en büyük göstergesi olmak zorundadır.

Kur’an Yakup ile başlayan İsrailoğulları kıssalarına yaklaşık bin ayet ayırmıştır. Bu bin ayeti bir kronolojiye tabi tutarsak ve Yakup’un yaklaşık olarak M.Ö 1800 lü yıllarda yaşamış olduğunu farz edersek Kur’an’ın inişine kadar geçen zaman dilimi yaklaşık 2500 yıla tekabül etmektedir. Kur’an’ın kullandığı Esbat, İsrailoğulları, Hedu, Yahudi, Yahudiyyen kavramları yakından incelendiğinde, bu uzun zaman dilimi içerisinde Yakup oğulları soyunun geçirdiği değişimin ve her bir kavramla kıssaların başka yönlerinin anlatıldığının anlaşılması için olduğu görülebilecektir.

Bu kavramların birinin diğerinin yerine kullanılması, kast ettiği kişilerin anlaşılamamasına ve dolayısıyla muhatapların da karışmasına neden olmaktadır. Muhataplar karışınca ayetlerin bahsettiği zaman ve hatta geçen mekanlar bile birbirine karışmaktadır. Mesela Bakara 40. ayetten itibaren anlatılan kıssa “Ey İsrailoğulları” diye başlar. Bu hitabın muhataplarının genelde Allah resulü Muhammed (a.s) zamanında yaşayan Yahudiler olduğu söylenmiştir. Oysa Medina’deki Yahudiler için kullanılan kavram hep “Hedu” şeklindedir. Kavramların yerli yerinde kullanılmaması neticesinde, Musa’dan bile daha önceki bir zaman dilimini anlatan ayetlerin muhataplarının 2000 yıllık zaman kaymasıyla Medineli Yahudiler olduğu sanılmıştır. Bu yanlış tanımlama Kur’an boyunca anlatılan kıssaların birbirinden kopuk parçalar halinde anlaşılmasına neden olmuştur.

Kur’an ne kıssaları ne de kelimeleri itibari ile asla birbirinden kopuk parçalardan oluşmuş bir kitap değildir. Tam tersi her bir kelimesi, her bir kıssası çok boyutlu bağlarla birbirine bağlıdır. Zaten Kur’an’a parçacı yaklaşmak bizzat Kur’an tarafından kınanmış bir yaklaşım biçimidir.[1]

Kur’an’ın ve Kur’an’ın anlattığı kıssaların birbirinden kopuk parçalar haline gelmeden anlaşılması ancak; kıssaları anlatırken kullandığı kavramların anlamlarının yine Kur’an’dan tespiti ve tespit edilen kavramların Kur’an’ın kullandığı diğer kavramlarla olan bağlarının keşfedilmesi ile mümkün olabilmektedir.

Kur’an, kıssaları anlatırken konu edindiği kişileri tanımlamak için kullandığı kavramların anlamlarının Kur’an yerine İsrailiyat ve rivayet üzerinden tespit edilmesi, farklı anlam ve zamanları tanımlamak için kullanılan kavramların birbirine karışmasına neden olmuştur. Yakup’tan sonra gelen tüm elçilerin Muhammed (a.s) hariç tamamının Yakup soyu olduğu bir Kur’an gerçeğidir. Haklarında en fazla kıssa anlatılanların Yakup soyu olduğu da bir Kur’an gerçeğidir.

Yakup soyuna tahsis edilmiş ayetlere bakıldığında bu soyun zaman içinde farklı kavramlarla tanımlandığı görülecektir. Mesela Yakup’a bakıldığında onun soyu için Esbat kelimesinin kullanıldığı rahatlıkla görülebilecektir.

Yakup’tan asırlar sonra gelen Musa zamanında ise İsrailoğulları kavramı kullanılmış ama hiçbir şekilde bu kavram Kur’an tarafından Yakup ve soyu ile özdeşleştirilmemiştir. Musa kıssaları kronolojik bir dizilimle okunduğunda Musa ile ilgili son ayetlerin “Mukaddes Topraklar” da yaşadıkları ile alakalı olduğu görülecektir. İşte bu kutsal topraklarda İsrailoğullarını tanımlamak için yeni bir kavram ilk defa kullanılmaya başlanmıştır. Hedu!.. Döndüklerinden dönenler anlamında kullanılan bu kavram, kutsal topraklardan Medine’ye, oradan da günümüze kadar hala kullanılan bir kavramdır. Bahsi geçen kavramların hiçbiri diğerinin yerine kullanılan kavramlar değildir.

Yani, ne Esbat İsrailoğullarıdır, ne de İsrail oğulları Yahudidir.

ESBAT kimlerdir?

Bakara 2/140

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَىٰ ۗ قُلْ أَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ ۗ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat’ın Huden (Hedu) veya  Nasara olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı?” Allah’ın, kendisine gösterdiği bir gerçeği gizleyenden daha kötü kim olabilir? Yaptığınız hiçbir şey, Allah’a gizli kalmaz.

Bu ayet gayet açık bir şekilde Yakup’un İsrail, çocuklarının İsrailoğulları ve hedu (Yahudi) olmadığını söylemektedir. Bu kullanıma dikkat edildiğinde, Esbat olarak anılmış olan Yakup’un çocuklarının, ilk kez Musa zamanında kullanılmaya başlanan Hedu kavramıyla anılamayacağının bir göstergesidir.

Esbat kelimesinin kökü SBT (س ب ط) harflerinden oluşur. Anlamı, rahat bir şekilde yayılmaktır. Kıvırcık olmayan düz saç, sarkmak, güzel huy, cömertlik anlamlarına geldiği gibi kız çocuklarından gelen torunlara da Esbat[2] denir. Bunun yanında aynı babanın soyundan gelen her bir kabile içinde bu kelime kullanılmaktadır.[3]

Kur’an’da 5 defa geçen bu kelime 4 defa El Esbat şeklinde geçmişken 1 defa Esbat şeklinde Arapça’daki belirlilik takısı “E L” olmadan geçmektedir. El Esbat şeklinde geldiği 4 yerde hep şu şekildedir.

Bakara 2/136

قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Deyin ki “Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene, Rableri tarafından Nebîlere verilenlere inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biziz Allah’a gönülden teslim olanlar.”

Bakara 2/140

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَىٰ ۗ قُلْ أَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ ۗ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat’ın Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı?” Allah’ın, kendisine gösterdiği bir gerçeği gizleyenden daha kötü kim olabilir? Yaptığınız hiçbir şey, Allah’a gizli kalmaz. 

Al-i İmran 3/84

قُلْ آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

De ki “Biz Allah’a inandık ve güvendik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve Esbat’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene; Nebilere Rableri tarafından ne verilmişse hepsine inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz Allah’a teslim olmuş kimseleriz.” 

Nisa 4/163

إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَىٰ نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ ۚ وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ ۚ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا

Biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen nebilere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, Esbat’a, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmiş, Davud’a ise Zebur vermiştik. 

Bu dört ayete dikkat edildiğinde esbatkelimesi bir sıralamanın içinde gelmektedir. İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Esbat, Musa, İsa. Bu silsile içerisinde Esbat kelimesi hep Yakup’tan sonraya yerleştirilmiştir. Bu silsilenin geçtiği her yerde Yakup’tan sonra Allah resulü olduğu Kur’an’ da sabit olan Yusuf’un ismi geçmez. Bu durum bize Esbat olarak adlandırılanların içinde Yusuf’un olmadığı gösterir. Yusuf’un esbat olması mümkün değildir. Çünkü  bu kelime yakup’un evlatlarını değil torunlarını kastetmektedir.

Bu durum karşısında, esbatkelimesinin kapsamının daraltılma zorunluluğu vardır. İçinde esbatkelimesinin geçtiği ayetlerde şu elçilerin adı geçmektedir. İbrahim, İsmail, İshak. Bu üç isim Yakup’un ataları olan ondan önceki elçilerdir. Yakup isminden sonra gelen Esbat kelimesinin ardından adı geçen elçiler ise şunlardır; Musa, Harun, Davut, Süleyman, Eyüp, Yunus, İsa (a.s.m).

Eğer Yakup kelimesinden sonra Esbat kelimesi geçmiş ve diğer elçilerin adı verilmemiş olsaydı, Esbat kelimesinin kapsamı çok daha genişletilebilirdi. Zira Muhammed (a.s) hariç Yakup’tan sonra gelen tüm elçiler Yakup’un soyundan seçilmiştir.

Ankebut 29/27

وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَآتَيْنَاهُ أَجْرَهُ فِي الدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ

İbrahim’e İshak’ı ve Yakub’u bağışladık. Nübüvvet ve kitabı onun zürriyyeti içinden belirledik. Böylece onu Dünya’da ödüllendirmiş olduk. O Ahirette de iyilerden olacaktır. 

Tüm Allah elçileri Yakup soyu olmasına rağmen ayetlerde “kız çocuklarından olma torunlar” anlamına gelen Esbat kelimesinden sonra diğer elçilerin adlarının da sayılması, Esbat şeklinde nitelendirilenlerin başka birilerini kast etmiş olmasını zorunlu kılmaktadır.

Yukarıya aldığımız ayetlere bakıldığında isimlerin bir kronoloji gözetilerek sayıldığı görülecektir. İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Esbat, Musa, İsa. Bu kronoloji Esbat diye nitelendirilenlerin Yakup ile Musa arasında kalan zaman diliminde olduklarını açıkça göstermektedir.

Enam 6/84

وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ ۚ كُلًّا هَدَيْنَا ۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ ۖ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَىٰ وَهَارُونَ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik; bunlara ve onun soyundan gelen Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz. 

Yukarıdaki ayette Yakup soyu sayılırken Esbat kelimesi kullanılmamış, Yusuf (as)’un adı kullanılmıştır. Bu durumda Esbat olarak anılanlar içinde Yusuf’un olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Araf 7/160

وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا ۚ وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ ۖ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا ۖ قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ ۚ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَىٰ ۖ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ ۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Esbat imamlar olarak onları on ikiye ayırmıştık. Topluluğu (kavmi) ondan su isteyince: “Değneğini taşa vur” diye vahyettik; taştan on iki pınar fışkırdı. Tüm insanlar onların su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutları gölgelik yaptık. Onlara kudret helvası ile bıldırcını adeta yağdırdık. “Size verdiğimiz temiz ve lezzetli rızıklardan yiyin” dedik. Onlar yanlışı bize yapmadılar, aksine yanlışı kendilerine yapıyorlardı. 

Bu ayette ise Yakup’tan sonra gelenlerin Esbat şeklinde anılması, İsrail ve İsrailoğulları kavramlarının ortaya çıkışının Yakup’tan daha sonrasına dayandığını göstermektedir. Sonuçta Esbat kelimesinin İsrailoğullarının bu adla adlandırılmadan daha önceki durumunu gösteren bir kavram olduğu ortaya çıkmaktadır.

Yanı sıra İsrail oğulları, Kur’an’da hep olumsuz bir örnek olarak anılırken Esbat diye nitelendirilenler ise hep olumlu yönden anılmaktadır. Esbat kelimesinin “kızdan olma torunlar” manasını göz önüne aldığımızda Yakup’tan sonra vahyin mirasçılarının oğullar veya onların soyundan gelenler olmadığı sonucuna varılmaktadır…

Her ne olursa olsun Kur’an, İsrail ismini Yakup’a yakıştırmaktan bilinçli bir biçimde kaçınmıştır. Bir tanımlama ya da olgu olarak kabul edilse de, İsrail isminin olumsuz manası Yakup’a yakıştırılmamaktadır.

Bakara 2/136

قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Deyin ki “Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene, Rableri tarafından Nebîlere verilenlere inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biziz Allah’a gönülden teslim olanlar.”

Bu ayet Yakup’tan yaklaşık 2400 yıl sonra gelmiş ve Muhammed (as)’den sonra onun yolunu takip edecek olanlara hitap eden bir ayettir. Sonradan Yakup’a takılan İsrail lakabı Kur’an tarafından kabul edilmiş olsaydı, ayette geçen Yakup yerine İsrail, Esbat yerine ise İsrail oğulları ibaresinin gelmesi gerekirdi. Kur’an her yerde Kıyamet’e kadar inanacak olanlara, izlemeleri gereken yolun Yakup’un yolu olduğunu söylemektedir.

Bakara 2/136

قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Deyin ki “Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbat’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene, Rableri tarafından Nebîlere verilenlere inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biziz Allah’a gönülden teslim olanlar.”

Daha önce değindiğimiz gibi bu ayet Esbat’ın yani Yakup (as)’un ardından gelen vahyin mirasçılarının Hedu ve Nasara olmadıklarını bildirmektedir. Bu durum bize Kur’an’da kullanılan ve genelde meal ve tefsirlerde Yakup soyu olarak tanımlanan Beni İsrail, Hedu, Yahudi, Yahudiyyen, Nasara, En Nasara kavramlarını farklı biçimde ele alma gereğini zorunlu kılmaktadır. Zira Kur’an’a göre ne Yakup oğulları İsrailoğullarıdır ne İsrailoğulları Hedu’dur ne de Hedu Yahudi’dir. Hepsi başka bir gerçeğe ve kıssaların başka bir yönüne ve farklı zaman dilimlerine işaret eden kavramlardır.

Ramazan DEMİR

[1]Hicr 15/91-93

[2]{(اَلسِّبْطُ ، اَلْأَسْبَاطُ): ولدالولد ويغلب علي ولدالبنت مقابل الحفيدالذي ولدالإبن} el-Müncid alı lügatte (اَلسِّبْطُ) kelimesi, çoğulu (اَلْأَسْبَاطُ) olarak gelir. Sözlük anlamı: Çocuğunun çocuğu. Ancak bu kelime daha çok kızdan doğma olan torun için kullanılır. Oysa (الحفيد) kelimesi de daha çok erkek çocuktan olan torun demektir.

Bu kelime, damla yayınevi tarafından yayımlanmış olan sözlükte (Kızdan doğan torun) olarak zikredilmiştir. Sözlüğü hazırlayan: İlyas Karslı’dır. Kelime hepsinde de (Sin) maddesinde geçmektedir. (Değerli Hocamız, Keşşaf ve daha bir çok eserin mütercimi Harun Ünal’ın katkılarıyla)

[3]Rağıp El İsfahani; El Müfredat SBT md.

2 yorum

  1. anladığımkadarıyla ismail soyundan muhammed a.s dışında bilinen resul yok. Sizin yazılarınızda değindiğiniz gibi israiloğulları vahye kendilerince yön vermek,kendi hükümranlıklarını sürdürmek için tarihleri boyunca firavun örneğinde olduğu gibi katliamlar yaptılar hatta kurana göre resullerini öldürdüler.Sanırım Allah isamil soyundan bir resul çıkramayarak o soyu onların dikkatlerinden uzaklaştırıp bir nevi koruma altında tuttu,zaten o soydan bir resulun geleceğini beklemedikleri için o soyla uğraşmadılar

  2. Merhaba Kuran ın bilinçli bir şekilde Yakup a.s. a israil demekten kaçındığını belirtmişsiniz,fakat Meryem suresi 58.ayet de açıkça İsrail ismi geçiyor bunun sebebini açıklar mısınız lütfen,
    Saygılar

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*