Firavun ve İsrailoğulları’ndan Mele’si

Yüce Allah’ın her türlü eksiklikten münezzeh isimleriyle başlarım.

Bismillahirrahmanirrahim

Firavun ve İsrailoğulları’ndan Mele’si

Giriş

Rivayetlerde anlatılan firavun ve İsrailoğulları kıssası şu şekildedir; Hz. Yusuf zamanında Mısır’a yerleşen İsrailoğulları zaman içinde Firavunların kölesi durumuna düşmüşlerdir. Erkek çocuklarını öldürerek İsrailoğullarını bir soykırıma tabi tutan firavunun karşısına dikilen Hz. Musa uzun mücadeleleler sonucu kavmini Mısır’dan çıkarmıştır. Firavun ise ordusuyla beraber denizde boğulmuştur.

Bu temel üzerine oturtulan kıssada Firavun ve İsrailoğulları iki ayrı kutuba oturtulmuştur. Bir tarafta köleleştirilmiş, erkek çocukları öldürülen, öldürüresiye firavunun hizmetinde çalıştırılan mazlum israiloğulları, diğer tarafta her türlü sapkınlığı yaşam biçimi haline getirmiş zalim Firavun…

Rivayetlerin bu kıssada önümüze koyduğu boyut bu kadardır. Her şey bu temel üzerinden peşinen kabul edilince kimsenin aklına bu kıssanın başka boyutlarının olabileceği gelmemiştir. Hatta zaman zaman Kur’an’da anlatılan ilgili kıssalarda karşımıza çıkan çok önemli detayların bile üstünden geçilmiştir. Mesela hiçbir hakları olmayan israiloğulları arasından Karun gibi tarihin gördüğü en zengin insanın nasıl olupta çıkabildiğine ve beşikteki bebeleri bile öldüren firavunun nasıl olupta buna göz yumduğuna asla dikkat edilmemiştir.

Daha en baştan Hz. Musa’ya verilen görev İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmak iken ((7/105-20/47-26/17), Firavunun etrafında duran Mele’sinin her defasında “sen bizi yurdumuzdan mı çıkarmak istiyorsun” (26/35-7/110-7/123) demelerinin nedenleri üzerinde durulmamıştır.

Bir Mısırlıyı öldürdüğü için öldürülme korkusuyla Medyene kaçan Musa geri döndüğünde her türlü zülmüne rağmen nasıl olupta Firavun tarafından öldürememiş hatta bunun için etrafındaki Mele’den neden izin istemiştir.

Beşikteyken ölümden nasıl kurtulduğunu ayetlerin anlatımı ile bildiğimiz Musa’nın ana bir kardeşi Harun’un nasıl sağ kalabildiği ve yaşamını nasıl sürdürdüğü konusu hiç sorgulanmamıştır.

Mü’min suresi 23-45 ayetleri arasında anlatılan “firavunun sarayında imanını gizleyen bir mümin” kıssasında konuşan Mü’minin şu sözünde anlatılan detay da hiç üzerinde durulmaya değer görülmemiştir.Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerden hep şüphe duymuş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, aşırı şüpheci birini işte böyle sapık sayar.” 

Rivayetler öylesine kalın bir perde oluşturmuştur ki, tarih boyunca kendilerini mazlum olarak göstermeyi beceren İsrailoğullarının aslında firavunla iş birliği içinde olabileceklerini kimse aklına dahi getirmemiştir.

Ayetleri rivayetler üzerinden manalandırma merakı ne yazık ki yüzyıllar boyunca çok boyutlu anlatılan kıssanın birçok boyutunun görülmesine engel olmuştur. Firavun ve Mele’si bunlardan sadece bir tanesidir. Evet Firavun ve Mele’sinin izini her türlü rivayet ve İsrailiyat baskısından uzak Kur’an’dan sürmek bizi bilinen hikayenin bilinmeyen boyutları olduğu sonucuna götürmüş, konuyu farklı bir bakışla değerlendirmeye yönlendirmiştir.

Kur’an’a tarihselci ve geleneksel bakanlar için ulaşılan sonuçlar başlangıçta şaşırtıcı olabilir. Yüzyıllardır yazılmış tefsirlerin, yüzlerce mealin tersine söz söylemenin zor olacağı açıktır. Elbette oluşmuş önyargıların kırılması da kolay olmayacaktır.

Kur’an’da MELE kavramı ve Firavun’un Meleleri

Mele, bir görüş üzerine bir araya gelenler. Görüş ve duruşları itibariyle gözleri dolduran, heybet ve saygınlık yönünden kalplerde saygı oluşturan topluluk. Saygınlık, yücelik uyandıran topluluk. (El Müfredat. MLE maddesi)

Bu kelime Yüce Kur’an’da 40 defa geçmektedir. Bu 40 kullanımın 11 tanesi “bir şeyi doldurmak” manasında, geri kalan 29 tanesi ise “ileri gelenler” anlamında kullanılmaktadır. Bu 29 kullanımın 12 tanesi ise Firavun ve İsrailoğulları kıssası bağlamında geçmektedir. Bu kavramın İsrailoğulları ve Firavun kıssası bağlamında bu kadar yoğun kullanımı ve kullanımların diğer yerlerdekinden farklılık arz etmesi çok dikkat çekicidir.

Bu farklılığı şöyle anlatabiliriz. Nuh, Hud, Salih, Şuayb kıssaları bağlamında bu kavram geçtiği her yerde “kavme” atfedilmiştir.

Nuh kıssası bağlamında 7/60-11/27,38-23/24 ayetlerinde geçmektedir ve geçtiği her yerde istisnasız şöyle geçmiştir.

(Araf 7/59)

لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Nuh’u halkına elçi göndermiştik. Onlara şöyle demişti: “Ey halkım! Allah’a kul olun; sizin başka ilahınız yoktur. Ben başınıza zor bir günün azabının gelmesinden korkuyorum.”

(Araf 7/60)

قَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Halkının ileri gelenleri dediler ki “Bize göre sen gerçekten açık bir sapkınlık içindesin.” 

Yine Hud kıssası bağlamında geçtiği 7/66, Salih kıssası bağlamında 7/75, Şuayb kıssası bağlamında 7/88-90 yerlerde hep yukarıda kırmızıyla işaret ettiğimiz gibi “mele’e min kavmihi” şeklinde geçmektedir.

Aynı kavram Firavun ve İsrailoğulları bağlamında 12 defa geçmektedir ve bu kullanımlar iki farklı kullanım şeklinde gelmektedir.

  • Firavun ve onun ileri gelenleri. فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ
  • Firavun kavminden ileri gelenler. الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ

Bu farklı kullanım sadece dilsel bir ayrım değildir. Kıssa ortamında bu iki ayrı Mele’nin söyledikleri de ciddi farklılıklar ortaya koymaktadır. Bu farklılığı ortaya koymak için Firavun ve İsrailoğulları kıssasına ve bu kavramın geçtiği ortama, o ortamlarda geçen olaylara, sözlere bakmak zorunluluğu vardır.

Bilindiği gibi İsrailoğullarının Mısır’a gelmesi Hz. Yusuf zamanında olmuştur (12/93-101). Geçen zaman içinde (tevrata göre 430 yıl) İsrailoğulları Firavun ve onun önde gelen (mele’si) adamları tarafından bir soykırıma tabi tutulmuşlardır (2/49-14/6-7/141). Kendi halkını fırkalara bölen firavun ve adamları bu gruplardan bazısına ağır işkenceler uyguluyordu (28/2-6). Yüce Allah ise mustazafların kurtulmasını ve öncüler olmasını dilemişti (28/5-6). Yeni doğmuş bebeğini soykırımdan kurtarmak isteyen Musa’nın annesi onu bir sepete koyup nehre bırakmıştı (20/38-39). Nehirde yüzen sepetin içindeki bebeği Firavunun karısı bulur ve onu yetiştirmek için saraylarına alırlar (28/8-9).

Yetişip güçlü çağına erişen Musa gizlice geldiği bir yerde bir kavgaya karışır ve istemeden bir adamı öldürür (28/15-19).

İşte tam burada ilk defa “Mele” kavramı gündeme gelir.

(Kasas 28/20)

وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَىٰ قَالَ يَا مُوسَىٰ إِنَّ الْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ إِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ

Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi ve “Musa! Mele (ileri gelenler) aralarında seni öldürmeyi tartışıyorlar, hemen çek git; ben senin iyiliğini isteyen biriyim.”

Burada okuyucunun dikkatini çekmek istiyoruz. Musa’nın öldürülmesini Firavun değil Mele tartışıyor. Bu durum, Mele olan bu kişilerin ülke yönetiminde ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Bir şeye dikkat çekmek istiyoruz. Genelde Musa’nın bir Kıptiyi (mısırlı) öldürdüğü için öldülmek istendiği söylenir. Oysa Musa haksız yere bir adam öldürmüştür. Haksız yere adam öldürmenin cezası da ona kısas uygulanması yani öldürülmesidir. Haksız yere bir adamın öldürülmesine uygulanan cezanın kısas olması Hz.Muhammed ile başlayan bir şey değildir. Tüm elçilere bildirilen emirler aynıdır. Allah tek bir din göndermiştir (4/163).

İster Kıpti olsun ister başka biri fark etmez, sonuçta Musa haksız yere bir adam öldürmüştür. Zaten kendisi de bunun farkındadır ve itiraf etmektedir (28/16-17).

Kendisine kısas uygulanacağını anlayan Musa bu cezadan kurtulmak için Mısır’dan kaçarak Medyen denilen bir yere gelir ve orada yıllarını geçirir. Orada evlenip aile kurar (28/21-32). 8 ya da 10 yıl sonra Medyen’den ayrılır. İki kere Mukaddes kılınan vadide (bu yer Mekke’dir. Tuva vadisi makalesine bakınız) yüce Allah tarafından elçi olarak seçilir (20/11-14). Burada ona verilen görev, İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmaktır.

(Ta Ha 20/47)

فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكَ ۖ وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ

Hemen gidin de ona deyin ki “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrail oğullarını serbest bırak da bizimle gelsinler. Onlara eziyet edip durma. Bak, biz sana Rabbinden bir belge (ayet) getirdik. O’nun yoluna giren esenlik ve güvenliğe (selamete) erer. 

(Araf 7/105)

حَقِيقٌ عَلَىٰ أَنْ لَا أَقُولَ عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ ۚ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَرْسِلْ مَعِيَ بَنِي إِسْرَائِيلَ

Üzerimdeki görev, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Size Rabbinizden bir belge de getirdim. Artık İsrailoğullarının benimle birlikte gönder.” 

(Şuara 26/16)

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Firavun’una varın da deyin ki: “Biz, varlıkların sahibinin elçisiyiz,

(Şuara 26/17)

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

İsrailoğullarını bırak da bizimle gelsinler.” 

Bu ayetlerden Musa’nın görevinin İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmak olduğunu anlıyoruz. Musa’ya Mısır’ı ele geçirmek, oranın halkıyla savaşmak, oranın yerli halkını oradan çıkarmak ile alakalı bir görev verilmemiştir. Zaten Mısır yerlisi olmayan İsrailoğullarını Yusuf zamanında geldikleri Mısır’dan çıkarıp Mekke’ye getirmektir (bknz. Tuva Vadisi makalesi).

Musa bunu açıkça deklere etmesine rağmen Firavun’un kavminden olan Mele çok farklı ve sanki alakası olmayan bir cevap vermektedir.

(Araf 7/109)

قَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ

Firavun’un kavminden olan Mele dediler ki “Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz!”

(Araf 7/110)

يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ ۖ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

“Sizi ülkenizden çıkarmak istiyor; ne diyeceksiniz?” 

Dört ayet önce Musa’nın dediği “İsrailoğullarını benimle gönder” olmasına rağmen Mele “sizi ülkenizden çıkarmak istiyor” demektedirler. Musa’nın Mısır’da kalmak ve oranın halkını oradan çıkarmak gibi bir görevi olmadığına göre firuvun kavminden olan Mele kime “sizi ülkenizden çıkarmak istiyor” demiş olabilir? Bu sorunun tek makul cevabı İsrailoğullarından birtakım insanların da Firavunun çevresinde bulunduğudur. Araf suresinde anlatılan kıssanın bu kısmı başka surelerde biraz farklı versiyonlarla yine anlatılır. Dikkat çektiğimiz bu durum orada da vardır.

Şuara suresinin 10-69 ayetleri bu kıssaya ayrılmıştır. Burada da elçiliğe seçilen Musa İsrailoğullarını kendisiyle göndermesi için firavuna gelir. Ona kendisinin elçi olarak seçildiğini ve görevinin İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmak olduğunu bildirir. Musa ve Firavun arasında geçmişte yaşanmışlarla ilgili konuşmalar geçer. Firavun ona alemlerin Rabbini sorar. Musa kim olduğunu anlatır (26/10-25). Tam burada Firavun etrafında bulunan Mele’ye dönüp şunu söyler.

(Şuara 26/27)

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Firavun; “size gönderilen elçiniz, gerçekten delinin teki” dedi. 

Musa görevinin İsrailoğullarını çıkarmak olduğunu firavuna söylemişti. O zaman Firavun “size gönderilen elçi” diyerek o an etrafında bulunan İsrailoğullarından başkasına seslenmiş olamaz. Şuara suresindeki kıssa Firavunun tehditleri ile devam eder. Musa burada anlatılan kıssada da asa ve yed-i beyda mucizesini gösterir (26/28-33). Bu mucizeyi gören Firavun etrafındakilere dönüp şöyle der.

(Şuara 26/34)

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ

Firavun, çevresindeki devletlilere dedi ki: “Bu, gerçekten bilgin bir büyücü.

(Şuara 26/35)

يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Büyüsüyle sizi ülkenizden çıkarmak istiyor; ne emredersiniz?” 

Firavunun etrafındaki mele israiloğullarından olduğu için “sizi ülkenizden çıkarmak istiyor” diyor. Firavunla iş birliği içinde olan ve Mısır’dan gitmek istemeyen İsrailoğullarından olan mele, Musa’yı durdurmak için tedbirler düşünüyor. Düşünebildikleri çözüm Musa’nın karşısına sihirbazları çıkarmayı Firavuna önermek oluyor.

Sihirbazlarla karşılaşma Taha suresinde de anlatılıyor. Firavun İsrailoğullarından olan Mele’nin tavsiyesine uyarak yine İsrailoğullarından olan sihirbazları Musa’nın karşısına diker. Sihirbazlara vadettiği şey onların da yakın çevresine girip, diğer İsrailoğulları gibi Firavun’un Melesi olmalarıdır (26/41-42). Bu umutla kendi aralarında şöyle konuşurlar.

(Ta Ha 20/63)

قَالُوا إِنْ هَٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَىٰ

Dediler ki “Bu ikisi (Musa ile Harun) iki büyücüdür. Sizi büyüleriyle yerinizden yurdunuzdan çıkarmak ve örnek düzeninizi ortadan kaldırmak istiyorlar. 

 Musa defalarca görevinin İsrailoğullarını alıp gitmek olduğunu söylemesine rağmen sihirbazların da “sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor” demelerinin onlarında İsrailoğullarından olmasından başka bir nedeni olamaz.

Müsabakada Musa’nın kendi sihirlerini yutan asasının sihir olmadığını Yüce Allah’ın takdiriyle gerçekleşen mucize olduğunu anlayan sihirbazlar Musa’ya iman edip yanlışlarından dönerler. (7/115-122). Buna çok sinirlenen firavun şöyle haykırır.

(Araf 7/123)

قَالَ فِرْعَوْنُ آمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا أَهْلَهَا ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

Firavun dedi ki “Ben izin vermeden ona inandınız ha? Besbelli ki bu gizli bir düzendir. Ülkede bu düzeni kurdunuz ki halkını buradan çıkarasınız. Ben size göstereceğim. 

(Ta Ha 20/71)

قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ ۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ

Firavun: “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabının daha ağır, daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz.” 

Kıssanın bir başka versiyonuda Yunus süresinde şöyle anlatılır.

(Yunus 10/75)

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَىٰ وَهَارُونَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ بِآيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ

Sonra onların ardından da Musa’yı ve Harun’u, âyetlerimizle birlikte Firavun’a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Onlar da büyüklenmişlerdi. Zaten bir suçlular topluluğu idiler.

(Yunus 10/76)

فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا إِنَّ هَٰذَا لَسِحْرٌ مُبِينٌ

Bizim katımızdan olduğu belli olan o gerçek onlara gelince “Bu apaçık bir sihir!” dediler.

(Yunus 10/77)

قَالَ مُوسَىٰ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَكُمْ ۖ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ

Musa şöyle dedi: “Gerçekle yüzleşince mi bunu söylüyorsunuz? Bu şimdi sihir mi? Eğer öyleyse sihirbazlar umduklarına kavuşamazlar.”

(Yunus 10/78)

قَالُوا أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِي الْأَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ

Dediler ki “Atalarımızdan görüp bildiğimiz yoldan bizi çevirmek için mi geldin? Bu yerin büyüğü ikiniz olacaksınız öyle mi? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 

Bu ayetlerde Musa Firavun ve Mele’ye gönderilir. 78. Ayette Mele “atalarımızın yolundan çevirmek için mi geldiniz” demişlerdir. Onlar Mısır’dan gitmek istemeyen, firavunun etrafında refah içinde şımarmış ve güç elde etmiş İsrailoğullarından başkası değildir.

İşte bu Meleler İsrailoğulları Musa’ya inanmasın diye firavunla beraber her türlü düzeni çevirirler, her türlü baskıyı yaparlar.

(Yunus 10/83)

فَمَا آمَنَ لِمُوسَىٰ إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَىٰ خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ ۚ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ

Firavun’un ve kendi önderlerinin baskısından korkmaları sebebiyle Musa’ya halkının gençleri dışında kimse inanmadı. Firavun orada tam bir hâkimiyet kurmuştu ve aşırılıklar içindeydi. 

Bu ayet çok açık bir şekilde Firavunun etrafındaki insanların İsrailoğullarından olduğunu göstermektedir. Gençler Musa’nın kavmindendir yani İsrailoğlu. “Meleihim” ibaresi o iman eden gençlerin Mele’si demektir. Gençler İsrailoğullarından olduğuna göre bu Mele’nin İsrailoğullarından başkası olması mümkün değildir.

Firavunun etrafında bulunan Mele’nin İsrailoğullarından olduğunu daha açık bir şekilde ortaya koyan ayetler Mü’min suresindedir. Kıssanın bambaşka boyutlarının anlatıldığı ayetler sadece Mele’nin değil bizzat firavunun dahi İsrailoğlu olduğunu düşündürmektedir.

(Mümin 40/23)

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Musa’yı, mucizelerimizle ve açık bir delille gönderdik.

(Mümin 40/24)

إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

Onu Firavun’a, Haman’a ve Karun’a gönderince “yalancı büyücü” demişlerdi. 

Bu ayetlere baktığımızda en azından rahatlıkla firavunun mele’si arasında bir İsrailoğlu olduğu kesin olan Karun’un olduğunu söyleyebiliriz (28/76). İlerleyen ayetlerde sadece Karunun değil ondan başkalarının da Firavunun Mele’si olduğunu görülecektir.

Açık beyanlarla Firavuna kendisiyle beraber İsrailoğullarını göndermesini söyleyen Musa büyücülükle suçlanır. Firavun beraberindekiler eskiden uygulanan soykırımı hatırlayarak Musa’ya inananları şöyle tehdit ederler.

(Mümin 40/25)

فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُوا أَبْنَاءَ الَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَاءَهُمْ ۚ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ

Onlara, katımızdan verilen gerçeklerle gelince dediler ki “Onun yanındaki müminlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” Ama gerçekleri görmezlikten gelenlerin tuzakları boştur. 

Bu tepki Mele tarafından verilen bir tepkidir. Tepkinin daha ilgincini firavun göstermektedir. Zulümde sınır tanımayan Firavun sanki acizmiş gibi bakın ne diyor.

(Mümin 40/26)

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَىٰ وَلْيَدْعُ رَبَّهُ ۖ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَنْ يُظْهِرَ فِي الْأَرْضِ الْفَسَادَ

Firavun: “Bırakın beni, ben Musa’yı öldüreyim, o da Sahibini yardıma çağırsın. Çünkü sizin dininizi kendininki ile değiştireceğinden veya kurulu düzeni bozmasından korkuyorum.” dedi. 

“Bırakın beni Musa’yı öldüreyim”. Acaba firavunu kim tutabilir ki? Beşikteki bebeleri bile öldürmekten çekinmeyen Firavun için Musa’yı öldürmek neden bu kadar zor olabiliyor? Üstelik Musa, zamanında bir adam öldürmüş kısas uygulanmasını da hak etmiş biridir. Tüm bunlara rağmen tarihin gördüğü en büyük tiranlardan biri olan Firavun, Musa’yı öldüremiyor.

Hatırlanacağı gibi Yüce Allah Musa’yı elçi olarak seçip O’nu İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmak için görevlendirildiğinde aynı endişeyi Musa’da dile getirmişti.

(Şuara 26/14)

وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ

Bir de sorumlu tuttukları bir suçum var; beni öldürmelerinden endişe ediyorum.” 

    Bir kişinin kısastan kurtulması ancak şu şartlarda mümkündür.

  • Öldüren kişi öldürülen kişinin birinci dereceden yakınları ile diyet ödeme konusunda anlaşırsa.
  • Öldürülen kişinin kısas isteyecek birinci dereceden yakınları mahkemeden önce kalmaz ise.

(bu konu başka bir makalede daha detaylı ele alınacaktır)

Yukarıdaki durum olmasına rağmen Mele, Firavun’un Musa’yı öldürmesine müsaade etmemektedir. İlerleyen ayetler firavunun sarayında imanını gizleyen bir Mü’min’in ortaya çıkmasından bahseder. Bu Mü’min; sırf “Rabbim Allah’tır” dediği için bir insanın öldürülemeyeceğini söyleyerek imanını açığa vurur (40/28).

(Mümin 40/29)

يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرِينَ فِي الْأَرْضِ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللَّهِ إِنْ جَاءَنَا ۚ قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَىٰ وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ

Ey halkım, bugün yetki sizdedir, bu toprak sizin hâkimiyetiniz altındadır. Başımıza Allah’tan bir bela gelirse bize kim yardım eder?” Firavun dedi ki “Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum.”

(Mümin 40/30)

وَقَالَ الَّذِي آمَنَ يَا قَوْمِ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْأَحْزَابِ

O mümin kişi sözlerini şöyle sürdürdü: “Ey halkım! O güçlü toplulukların yaşadıkları kötü günlerin sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum.

(Mümin 40/31)

مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ ۚ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ

Nuh, Ad ve Semud halkının, bir de onlardan sonrakilerin başına gelenler beni endişelendiriyor. Allah kullarına yanlış yapmaz. 

Bu Mü’min kendi kavmine Nuh, Ad, Semud kavimlerini hatırlamalarını öğütlüyor. Bu durum, karşısındaki insanların neden bahsedildiğini çok iyi bildiklerini gösterir. Mü’min karşısında bulunanlara kendi tarihlerinde yaşadıkları ve çok iyi bildikleri bir şeyi daha hatırlatır.

(Mümin 40/34)

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ مِمَّا جَاءَكُمْ بِهِ ۖ حَتَّىٰ إِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللَّهُ مِنْ بَعْدِهِ رَسُولًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ

Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerden hep şüphe duymuş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, aşırı şüpheci birini işte böyle sapık sayar. 

Firavun ve onun etrafında bulunanlara söylenen bu söz Yusuf’u bilmeyenler için bir şey ifade etmezdi. Ama Yusuf kıssasında O’nun elçiliğine karşı yukarıdaki ayette bahsedilen benzer tavrı ilk olarak gösterenler Yusuf’un kardeşleridir. Yusufla beraber 12 kişi olduğu iddia edilen bu kardeşler, geleneğe göre lakabı İsrail olan Yakub’un oğullarıdır.

Oysa ki Yakup, oğullarının tamamını toplayıp onlara kime iman edeceklerini sormuştu;

Bakara 2/133
أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ آبَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَٰهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Yakub’un ölmek üzere iken ne yaptığını biliyor musunuz? Oğullarına, “Benden sonra neye kul olacaksınız?” diye sordu. Onlar, “Senin İlâhına; ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın İlâhına, o bir tek İlâha kul olacağız. Biz, zaten, ona teslim olmuş kimseleriz!” dediler.

Bu ayete göre Yakup(as) oğullarının tamamından Allah’a şartsız teslim olma sözü almıştır. Ancak bu teslimiyet sözünü vermiş olan kardeşler Yusuf’un Allah tarafından Resul seçilmesine en fazla ayak direyenler olup, yüzlerce yıl sonra Mümin 40/34 ayetinde konuşan melelerin ilk ataları olmuşlardır.

Önemli Not; Bu yazıda alıntılanan tüm mealler müelliflerinin görüşlerini yansıtmaktadır. Bunların detaylarına girildiğinde katılmadığımız oldukça fazla içerik söz konusudur.

Örneğin; Bakara 2/133’de ki إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ “iz hazerel mevt” ibaresini tüm müellifler “Yakub’un ölmek üzere iken” yaptığı bir çağrı/vaaz olarak anlamışlardır. Oysa ki kimse kendisine ölümün nasıl ve ne zaman geleceğini bilemez! Bizim bu konudaki görüşümüz; “kişinin kendisini ölüme hazır hissetmesi” şeklindedir. Kaldı ki  geleneğin anladığı şekilde olmuş olsaydı, bu ayet ile anlatılan hadisenin Yakub’un Mısır’a Yusuf’un yanına gitmesinden sonra gerçekleşmesi gerekirdi. Bu durumda Yusuf resul seçilmiş olacağından, Yakub’un Yusuf’a da inanılması sözünü alması gerekirdi. Dolayısıyla ayette belirtilen söz alma olayı, Yusuf’un Mısır’a gitmesiden de resul olacağının belli olmasından da önce olmalıdır… Böyle olması, Yakub’un oğulları arasında var olan “resul soyunun kimden devam edeceği” beklentisini ve bu yöndeki hırslarını görmüş olduğunun da açık bir göstergesidir. O sebeple, Yusuf rüyasını anlattığında (12/4) Yakup kardeşlerine karşı onu uyarmıştır (12/5).

Sonuç

Ayetler ve ayetler arası bağlantıları araştırıldıkça ortaya konulabilecek yeni bulgular, şu gerçeği gözler önüne sermektedir. Tarihe, özellikle de dinler tarihine bakışımızda önemli bir eksiklik söz konusudur! Bu durum; Kur’an ayetlerinin, arkeolojik bulguların da üzerinde kesin bir bilgi olarak değerlendirilmemesidir. Bu eksiklik Kur’an kıssalarına rivayet ve İsrailiyat üzerinden bakışın yolunu açmaktadır. Yüce Kur’an, Firavun ve İsrailoğulları kıssasını çok boyutlu olarak anlatırken, İsrailiyatın anlattığı kıssa temel alınmakla, eldeki İsrailiyat bulaşmış kitaplarda gerçekleştirilmiş tüm anlam tahrifatları Kur’an’a da taşınmıştır. Dikkat edilirse bu açıklamalarda hiçbir tefsircinin görüşüne yer verilmemiştir. Ancak arka planda İsrailiyat güçlü şekilde belirleyici olduğu aşikardır.

Çalışmayı böyle yapmadaki amaç, Kur’an tefsir ve meallerinin tamamında görülen; olmayan kelimeleri metne ekleme olan kelimeleri çevirmeyip ya da en olmayacak manayı tercih ederek çevirerek rivayetlerin çizdiği tabloyu Kur’an’a onaylatma çabasına karşı bir yaklaşım ortaya koymaktır.

Ramazan DEMİR

21 yorum

  1. Siz malsınız yalan uydurma yahudi hikayeleri ile insanlari kandirin aptallar. Tanri insanlari yaratmista sen o dinden ol sen bu mezhepten ol sen bu gruptan ol demis heralde insanlari bolmekten baska birsey degildir din hitler firavun gibi yahudi dusmaniydi odami tanrinin gazabina ugradi eger elinizde olsa ona bile hikaye uydurup o kitaplara yazardiniz atalariniz gibi sunu unutmayin biat etmek aptalliktir. Biat edenlere lanet olsun.

  2. Ramazan hocam;
    Makalenizi keyifle ve merakla okudum. Arapça bilgim bulunmamaktadır. Yanlış anlamışsam şimdiden özür dilerim. Kanaatimce makalenizi okuyan herhangi biri kısaca aşağıdaki sonuçları çıkarır;
    1 – Mısırdaki İsrail oğullarının serüvenini anlamak için rivayetlerden ve anlatılagelen peygamber kıssalarından uzak düşünmek gerekir.
    2 – İsrail oğulları Mısır da zulüm altında değildirler. Firavun ile işbirliği içinde olup, toplumun bir parçası haline gelmişler hatta onun yanında yüksek mevkilere yükselmişlerdir.
    3 – Kuranda Hz. Musa kıssasında anlatılan ‘mele’ ler İsrail oğullarındandır. gibi…
    Ancak ; makalenizi okurken dikkatimi çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istedim.
    Aydınlatırsanız Allah sizden razı olsun. Makalenizde verdiğiniz (Ta Ha 20/47) ayet mealinde;

    (Ta Ha 20/47)

    فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكَ ۖ وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ

    ” Hemen gidin de ona deyin ki “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrail oğullarını serbest bırak da bizimle gelsinler. Onlara eziyet edip durma. Bak, biz sana Rabbinden bir belge (ayet) getirdik. O’nun yoluna giren esenlik ve güvenliğe (selamete) erer. ”

    Ayet içerisinde ‘’İsrail oğullarını serbest bırak da bizimle gelsinler. Onlara eziyet edip durma. ‘’ deniliyor. İsrail oğulları firavun toplumunun bir parçası olup, onun yanında yüksek mevkilere gelmişler idiyse neden (Ta Ha 20/47) ayet içerisinde ‘’İsrail oğullarını serbest bırak da bizimle gelsinler. Onlara eziyet edip durma.’’ denilmiştir. Bu ayet onların Mısırda eziyet/baskı içerisinde olduklarının delili değil midir ?

    Selam ve dua ile …

    • Ahmet Bey

      Ayette geçen TUAZZİBU fiilinin tek anlamı eziyet etmek, işkence etmek değildir…Hatta kelimenin asıl anlamı “alıkoymak, men etmek, mahrum etmek” şeklindedir. Lütfen buna dikkat ederek bir daha ayete bakarsanız daha isabet etmiş olursunuz.

    • Ahmet Bey

      TAHA 47.ayette geçen VE LA TUAZZİBHUN kelimesinin sözlük manalarına bakarsanız ALIKOYMA manasının olduğunu görürsünüz. Kelimeye verilen azab etmek manası ayetlerin arkasına konulan rivayet ve israiliyattan dolayıdır. Kur’an’ın bir çok yerinde geçen bu kelimeye genelde azab etmek manası verilmiştir. Mesela bir çok ayette geçen “azabun elim” tamlaması meallerde “elem verici bir azap” şeklinde çevrilmiştir. Oysa birazcık düşünüldüğünde azab zaten elem veren bir şeydir. Buna rağmen bir de kalkıp ona elem verici azap denmesinin manası yoktur. Zira azabın elem vereni ve vermeyeni olmaz. AZABUN ELİM tamlamasına verilecek en doğru anlam “elem veren bir mahrumiyet” şeklinde olmalıdır. Bunun gibi örnek getirdiğiniz ayette de VE LA TUAZZİBHUM ibaresi “onları alıkoyma” veya “onları mahrum etme” şeklindedir. saygılarımızla

      • Ayeti hatırlamıyorum ama sizin cikariminizi destekleyen bir ayet var bu durumla alakalı,israilogullari bir yerde ellerindeki nimetten olduklarından dolayı şikayetçi oluyorlardı musaya uyduları için.Benim Yusuf kıssasında kafama takılan bir nokta var, öldü mü, öldürüldümu? Öldükten sonra Allah’ın size bir daha resul gondermiyecegini düşünüyordunuz diye çevrilen ayette mevt değil halega deniyor,mevt ölümde halega ölüm mü yoksa oldurulmemi.Ayetin akışıda öldürülmekten bahsediyor gibi, sanki israilogullari Yusuf’u öldürmüş ve kimseye resulluk gelmeyince içlerinden sonraki zaman diliminde,Allah’ın bir ceza olarak artık onlara resul gondermiyecegini düşünüyor gibiler,tabi halega Kuran’da nerede en anlamlarda kullanılmış,bu konuyu net aydınlatır,benimki akışdan fikir yürütme

        • Mehmet

          Daha önceki yorum ve sorularınızı da göz önüne aldığımda çok dikkatli bir okuma yapıyorsunuz ve bu gerçekten özlenen ve istenen bir şey…Evet Yusuf ile ilgili mü’min süresinde geçen ayette HELEKE deniliyor. Bu kelime hiçbir şekilde ölmek manasında değildir. Meallerin kelimeye verdikleri ÖLMEK manası Yusuf kıssasının Yusuf suresi dışındaki bağlarını kesmiştir. Biz yaptığımız çalışmalar sonucunda Yusuf kıssasının Yusuf suresiyle sınırlı kalmadığını, Kur’an’ın başka yerlerinde kıssanın devamının anlatıldığını tespit ettik. Allah dilerse o çalışmayı da sizinle bölüşeceğiz.

          • Allah razı olsun,açıkcası son birkaç aydır kurana yöneldim,öncesinde 25 yıl öncesinden yüzeysel bir ihl geçmişim var,Allah beni kitabıyla buluşanlardan eyledi son çeyrekte 🙂 ve ben bu meal hepsinden doğru dediğim ve telefonuma yüklediğim mealde bile meali 2 kez hatmedince yanlışlıklar gözüme çarpmaya başladı ve daha çok araştırmam gerektiğini farkettim.Devir iletişim devri,bunun sosyal medya kirliliği açısından zararları çok olsada doğruya yönelenin bilgiye ulaşmasınıda kolaylaştırıyor,herkesi dikkatle takip edip mevcut bilgimiz çerçevesinde onlardan faydalanmaya çalışıyorum.
            bu konuda en çok yutubda meal tefsiri yapan bir arkadaş var elazığda kurandan hayata derneği mensubu bir arkadaş,onun videoları baya ufkumu açtı,Allah ondanda sizdende razı olsun,sizin sayfayı yeni farkettim,birçok konu kafamda soru işareti bıraksada(ki bu iyi birşey) ana hatlarda yazdığınız yazılar ve çalışmalar çok değerli çok ufuk açıcı geldi bana.Allah sizden razı olsun,ara ara sorular yönelteceğim inşallah

  3. dikjatli olun musa ve harun karsisinda iki deccal bunlardan biri israilogullarinin zengin somuruculeri digeri somurulen israiloglu halki ve isine geldiginde bu zengin israilogullarinin melesi ne isbirligi yapan bir firavun

  4. Merhabalar,

    Ta-Ha suresi 87. Ayette ilginc bir nokta israilogullarinin misiri terk ederken onlarin ziynetlerinin bir kismini da yanlarina almis olmalaridir.

    Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır’lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.

    Saygilar

  5. Merhaba,

    Firavunun da israiloglu olabilecegi dusuncenize binaen Ta-Ha 57. Ayeti eklemek istedim

    (Firavun) Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?

  6. Ayrıca israiloğulları Mısırdan çıktıktan sonra altından bir buzağı yapmışlardı. Okadar altını köleler nereden bulmuş olabilir. Kölelerde okadar mal bulunması düşündürücü…

  7. İster Kıpti olsun ister başka biri fark etmez, sonuçta Musa haksız yere bir adam öldürmüştür. Zaten kendisi de bunun farkındadır ve itiraf etmektedir (28/16-17).

    Musa as haksız yere adam falan öldürmemiştir.Kasas 16-17’de adam öldürdüğü için değil legaviyyun olan kişiye yardım ettiği için pişman olduğunu söylemektedir.

    16 – Musa, “Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!” dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O’dur.

    17 – Musa, “Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım” dedi.

    Kasas 16 Maide 32 ile bağlıdır.Öldürülen adam insan yerine konmayacak biridir.Ortada nefsi müdafaa var çün o kıpti tüm israiloğullarını tek tek öldürüyordu.İsrailoğullarının legaviyyun olanına çatınca işler karıştı.Hikaye anlatmıyor Rab.Hadisat şu an yaşanıyor.

    • Musa Haksız yere Adam öldürmüş değildir, zira Kasas 15.ayetin mevcut mealleri hatalıdır Bu ayetin açıklamalı doğru meali ise aşağıdadır.

      Kasas-15: (Musa,) halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada dövüşen iki adam gördü. Birisi kendi taraftarı (ibrani), diğeri ise düşmanlık yapanlardandı (kıptı idi). Kendi taraftarı olan kimse, düşmanlık yapan kimseye karşı ondan yardım istedi. Musa da (aralarına girerek onları ayırabilmek amacıyla dövüşmeyi bırakmayan ve saldırmaya devam eden) diğerini (o saldırgan kişiyi) itekledi ve (bu itekleme sonucu kalp vb.bir kriz geçiren adamın) ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine büyük bir üzüntü ile Musa) Dedi ki:“Bu (dövüş) şeytanın işindendir. Gerçekten o, açıkça saptırıcı bir düşmandır”dedi.*

      (*) Aşağıdaki lügat kitabı olan (المعجم الراائد) ‘’el Mu’cemur – Raid’’ adlı eserde ve tefsir metinlerinde geçtiği gibi ayette bulunan (وكز) ‘’vekeze’’nin birinci anlamı,itmektir. Yani onları ayırmak için hz.Musa onu iteklemiştir, ona yumrak atmamıştır. Çünkü Arapçada yumruk ifadesinin karşılığı (لكم) ‘’LEKM’’ dir, ayette ise geçen ifade ‘’vekeze’’dir. Bu nedenle Hz.Musa,onları ayırıp uzaklaştırmak için adamı itekledikten sonra ,kalp krizi gibi bir sorun geçiren adam orada ölüyor.

      1- وكزه : دفعه . 2 – وكزه : ضربه بجمع يده . 3 – وكزه بالرمح : طعنه به . 4 – وكز الرمح في الأرض : ركزه ، غرزه . 5 – وكز : أنفه : كسره . 6 – وكز : عدا . 7 – وكز الإناء : ملأه (المعجم: الرائد ) قوله: “فوكزه” أي: دفعه بجميع كفه (الدر المصون) قيل : لم يقصد موسى قتل القبطي ، وإنما قصد دفعه فأتى ذلك على نفسه ، ولهذا قال هذا من عمل الشيطان (فتح القدير) وقال مجاهد : بكفه أي دفعه (تفسير الماوردي) أي دفعه (تفسير الماوردي) حدثنا بشر ، قال : ثنا يزيد ، قال : ثنا سعيد ، عن قتادة ( فوكزه موسى ) نبي الله ، ولم يتعمد قتله (تفسير الطبري) وكان هذا قتل خطأ صادف الوكز مقاتل القبطي ، ولم يرد موسى قتله (التحرير والتنوير) وكان موسى عليه الصلاة والسلام لم يرد قتل القبطي لكن وافقت وكزته الأجل وكان عنها موته، فندم موسى عليه السلام ، ورأى أن ذلك من نزغ الشيطان في يده (تفسير ابن عطية)

      Yani nerede bir sorun varsa ya uydurma rivayetlere dayalı yapılan hatalı meallerden, ya da Arapçaya tam vakıf olmayanların yanlış tercümesinden kaynaklanıyor. Saygılar.

      • araştırmacı kardeşim

        VEKEZE kelimesi için dediklerin baş üstüne ama Allah rızası için adamın birinin Ibrani diğerinin Kıpti olduğunu, adamın kalp krizi sonucunda öldüğünü ayetin ve hatta tüm Kur’an’ın neresinden çıkardın? Üstelik son cümlende uydurma rivayetlerden yakınıyorsun.

        saygılar

  8. Sayın Ramazan Kardeşim,ilginiz için teşekkür ederim!
    Diyorsunuz ki; ”adamın birinin Ibrani diğerinin Kıpti olduğunu, adamın kalp krizi sonucunda öldüğünü ayetin ve hatta tüm Kur’an’ın neresinden çıkardın?”
    Cevap-1: Kasas-15.ayette geçen (هَذَا مِن شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ)”Haza min şiâtihi ve haza min âdüvvihi” Yani ” Bundan birisi kendi şiâti (Musa’nın taraftarı,onun kavmi) diğeri ise onun düşmanı idi” deniliyor. Bir araştırırsak İbraniler Musa, (çünkü Musa da ibranidir), Kıptılar ise, firavun taraftarları olduğunu göreceğiz. Lütfen ”Vikipedi Özgür Ansiklopedisi”nden aşağıya aldığım bilgileri okuyalım. Burada da o Kavga eden ikisinden biri İbrani, diğeri ise Kıpti idi deniliyor. İşte ”VİKİPEDİNİN” metnini aynen aşağıya alıyorum.

    ”Bir gün Musa bir İbrânîyle Mısırlı bir Kıpti’nin kavga ettiğini görür ve onları ayırmak için araya girer ve yanlışlıkla Mısırlıyı öldürür. Bir süre sonra yine kavga eden o İbrânî’yle bir başkasının arasını bulmak isteyince o adam: “Seni üzerimize kim hakem tâyin etti? Yoksa o Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de öldürecek misin?” deyince, Musa olayın duyulduğunu ve yayıldığını anlar. Firavun da olayı duyar ve Musa’nın idâmını ister. Musa, bunun üzerine Mısır’dan kaçar.Kaynak: VİKİPEDİ Özgür Ansiklopedi.
    Not: Bütün kaynaklar da böyle söylüyor.
    ————————-
    Cevap: 2- Sizce, birini iteklediğimiz zaman şayet ölürse,onun ölüm sebebi ne olabilir? Bu adam bir darbe yememiş ve bir yara da almamıştır,peki için ölüyor? Şayet bu durumda ölürse,en büyük ihtimal onun kalp krizi vb. bir sorun ile öldüğünü söylemek en uygun ve mantıklı değil midir? Zaten bazı tefsirlerde de söz konusu adamın itekleme sonunda kalp krizi vb. bir sorunla öldüğü yazılmaktadır.

    Cevap-3:Kur’an onun ölüm sebebini yazmıyorsa,mümkün ise biz onun ölüm sebebini otopsi vb. tıbbi incelemelerle, yoksa akıl,mantık ve tecrübelerimizle tespit etmeye çalışırız. Bu adam binlerce sene önce ölüp gitmiştir, bu nedenle üzerinde otopsi yapılamaz. Fakat bilim ve Tıp insanına bu adam hiçbir darbe yemeden,yaralanmadan, sadece itekleme sonucu ölmüştür dediğimizde bize, söz konusu adamın büyük bir ihtimalle kalp vb. bir krizle öldüğünü söyleyecektir. Ayrıca her konuda Kur’an’ı kerim bizlerden ”Aklımızı kullanmamızı, araştırıp gerçekleri öğrenmemizi istemiyor mu? İşte akıl,mantık ve tecrübelerimiz de bize şunu söyleyecektir. Darbe almayan, yaralanmayan ve sadece bir itekleme sonucunda ölen bir insanın büyük bir ihtimalle ölüm sebebi kalp vb. bir krizdir diyecektir. Zaten ben de söz konusu ifadeleri () parantez içinde göstermişim, Bunun ne anlama geldiğini bilmeniz gerekirdi. Eğer parantez içinde göstermeseydim, o zaman itiraz etmeniz yerinde olacaktı. Selam ve saygılarımla.

  9. Sayın Ramazan kardeşim! Lütfen beni yanlış anlamayın, sizin yazdıklarınıza bir itirazım yok, bilakis yukarıda yazıp anlattıklarınızla gerçekten çok güzel, doğru ve aydınlatıcı bir bilgi paylaşımı yapmışsınız. Yüce Rabbim sizden razı olsun. Elinize, dilinize sağlık.Benim önceki gün yazdığım yazı ise sadece (Kasas 20) adlı kardeşimizin ” İster Kıpti olsun ister başka biri fark etmez, sonuçta Musa haksız yere bir adam öldürmüştür”şeklinde kullandığı ifadenin yanlış olduğunu anlatmak istedim. Hz.Musa bilerek değil,istemeyerek kazara adamın ölümüne sebep olmuştur. Bu nedenle”Hz Musa haksız yere bir adam öldürmüştür” şeklindeki ifadeyle Hz. Musa’yı bilerek veya bilmeyerek suçlu gibi göstermek yanlıştır. Çünkü söz konusu olay kazara olmuştur. Böyle bir durumda dinen,hukuken ve vicdanen kişi suçlu sayılmaz. Selam ve dua ile.

  10. Araştırmacı kardeşim

    Israrla Musa’nın İbrani olduğunu ispat etmeye uğraşmanız değil ama bunu ispat için tamamı israiliyat olan wikipedia yı delil almanız bizim asla kabul edemeyeceğimiz bir yöntemdir. Eğer Musa’nın İbrani olduğunu ispatlamak istiyorsanız delil olarak almanız gereken tek şey vardır KUR’AN…Kur’an’dan getireceğiniz her delil başımız üstüne. Onun dışında getirdiğiniz her delil bize, sizin bizi henüz anlamadığınızı düşündürüyor. Musa’nın İbraniliği, İsanın aramiliği, Muhammed’in araplığı ve diğer resullerin ırkı ile ilgili videolarımızda yeterikadar anlatım vardır. Bu konularda bizim ne düşündüğümüzü ve düşündüklerimizin arkasına hangi delilleri koyduğumuzu öğrenmek (haberdar olmak) isterseniz lütfen videoları izleyiniz.

    Gösterdiğiniz ilgi ve Kur’an temelli getirdiğiniz her eleştirinin başımız üstünde yeri vardır. Vekeze kelimesihakkında söylediklerinizi kesinlikle dikkate aldık ve okumalarımızı onun üzerinden bir daha yaptık. Katkınız için Allah razı olsun.

    Selam ve saygılarımla

  11. Sayın Ramazan hocam,

    Hz. Musa’nın İbraniliği ve diğer resullerin ırkı benim için de önemi yoktur, umarım bu konuda hemfikiriz. Benim için de yegâne kaynak Kur’an’ı kerimdir. Ayrıca Ankebût süresi 3.ayetin meali ile ilgili kısaca bir açıklamayı da,(NiRENGi-102“Allah geleceği bilir mi” kimin sorusudur?) bölümüne gönderdim, umarım bu konuda faydalı olmuşumdur. Tekrar bu güzel ve faydalı çalışmalarınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum,yüce Allah yar ve yardımcınız olsun… Selam ve saygılarımla.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*